Kişilik Bozuklukları |
Kişiliğin gelişimi
Freud, gelişimi yetişkin cinselliğine erişildiği döneme
dek incelemiş, Erickson ise yaşamı, dölyatağından başlayan ve ölümle sona eren
bir döngü olarak ele almıştır. Sigmund Freud, beşinci yılın sonunda kişiliğin
oldukça biçimlendiği ve bu yaştan sonraki gelişimin, temel yapının işlenmesiyle
sınırlandığı inancındadır. Yaşamın ilk beş yılındaki gelişim dönemleri, bedenin
belirli bir bölgesine karşı geliştirilen tepki biçimlerine göre tanımlanırlar.
Oral dönemde başlıca haz kaynağı ağızdan besin almaktır.
Bu dönemdeki iki etkinlik türü yani ağıza alma ve ısırma, sonraları gelişecek
karakter özelliklerine ilk örnek (prototip) olur. Ağızın dolmasından ötürü
duyulan haz daha sonraları bilgi ya da eşya edinmeden sağlanan doyumla yer
değiştirebilir. Isırma ve oral saldırganlığın yerini alay etme ve tartışmaya
eğilim alabilir.
Anal dönem de anüs bölgesi odak noktasıdır. Yaşamın ikinci
yılında başlayan dışkılama eğitimi döneminde çocuk, anüs bölgesindeki gerilimi
boşaltmadan duyduğu hazzı ertelemeyi öğrenmek zorunda kalır. Eğer anne katı ve
baskılı bir yöntem uygularsa çocuk dışkısını tutar ve kabız olur. Bu tutum
diğer davranış alanlarını da etkilerse çocuk tutucu bir karakter geliştirir,
ileriki yaşamında inatçı ve cimri olur. Baskılı yöntem bazen çocuğun kızgınlık
yaşamasına ve dışkısını sıklıkla ve en uygunsuz zamanlarda bırakma alışkanlığı
geliştirmesine de yol açabilir. Öte yandan, dışkılamayı özendiren ve onaylayan
bir annenin çocuğunda, dışkılama eyleminin çok önemli olduğu kanısı uyanır. İleriki
yaşamına egemen olacak yaratıcılık ve üretkenliğe temel oluşturur.
Fallik dönemde cinsel organların işlevlerine ilişkin
cinsel ve saldırgan içerikli duygular önem kazanır. Oedipus karmaşası, farklı
cinsten olan ebeveyne karşı cinsel duyguların, aynı cinsten olana karşı ise
düşmanca duyguların oluşmasıyla belirlenir. Erkek çocuk annesine sahip olmak ve
babasını aradan çıkarmak, kız çocuk annesini uzaklaştırarak babasına
yakınlaşmak ister. Karşı cinse ve otoriteye kaşı geliştirilen tutumlar Oedipus
karmaşası tarafından belirlenir. Erkek çocuğun annesine yönelik cinsel
duyguları, özellikle babasıyla olan ilişkilerinde çatışma yaratır. Kıskanç
babadan gelecek cezanın cinsel isteklerin merkezi olan organlarına yöneleceğini
bekleyen çocuk, babasının kendisini cinsel organlarından yoksun bırakacağından
korkar. Bu duruma kastrasyon anksiyetesi ya da hadımlık karmaşası denir. Bu
karmaşa, aynı zamanda, erkek çocuğun babasıyla özdeşleşmesine yardımcı olur;
anneye yönelen tehlikeli cinsel isteklerin yerini sıcak sevgi duygularının
almasını sağlar. Kız çocukta gelişme farklıdır. Her iki cinste de ilk sevgi
nesnesi olan annenin yerini giderek baba alır. Sevgisini babasına yöneltir. Bu
yakınlık, aynı zamanda, onun kendisinde olmayan bir organa sahip olmasına
imrenme duygusuyla birlikte yaşanır. Penise imrenme denilen bu durum erkekteki
hadımlık karmaşasının kızlardaki karşılığıdır.
Genital dönem: Önceki dönemlerdeki duygusal gereksinimler
özsever (narsisistik) yollardan sağlanmaktayken, ergenlik çağında özsever
eğilimlerin bir bölümü gerçek nesnelere yönelmeye başlar. Ergen, artık yalnızca
özsever amaçlarla değil, özgeci nedenlerle de diğer insanlara yaklaşmaya
başlar. Kendisine dönük özsever çocuk, gerçeklere yönelik toplumsal yetişkine
dönüşür.
Freud bu dönemlerin birbirinden kesin çizgilerle
ayrılamayacağını ve kişiliğin son düzenlenmesinde her dönemin katkısının
bulunduğunu önemle vurgular.
Erik Erikson Freud’un kuramını daha da geliştirmiş ve
kişiliğin çocukluğun ilk dönemlerinde kesin bir biçimde belirlendiği görüşünü
reddetmiştir. Erikson yazılarında ego işlevlerinin önemini vurgular. Sağlıklı
kişilik söz konusu olduğunda, dış dünyadan gelen bilgileri bir düzene sokma,
algılanan durumları değerlendirme, bilinç düzeyinde çağrıştırılacak anıları
seçme, uyum sağlayıcı davranışları yönetme ve geleceğe yönelik tasarılar yapma
görevleri ego tarafından gerçekleştirilir.
Erikson yaşamı sekiz gelişim dönemine ayırır. Bir bölümü
Freud’un gelişim dönemlerine koşutluk gösteren ve olumlu ve olumsuz boyutları
içeren bu dönemlerin herbiri kendine özgü bunalımlarıyla belirlenir ve
Erikson’a göre kişilik bu sekiz dönemin tümünde gelişimini sürdürür ve bir
dönemde olumsuz yaşanan denge sonraki bir dönemde olumlu yöne çevrilebilir.
Çevresine güvenemeyen bir bebeğe bir sonraki döneminde ilgi ve bakım
sağlanırsa, çocuk insanlara karşı güven geliştirebilir.
1. Dönem. Temel güven ya da güvensizlik: Oral döneme
karşılık gelir. Doğumdan birinci yılın sonuna dek devam eder. Bu dönemde,
bebeğin kendisine ve çevresine güven duygusunun gelişip gelişmeyeceği
belirlenir. Annenin sürekliliği ve bebeğin gereksinimlerini karşılaması güven
duygusunun gelişimi için önemlidir.
2. Dönem. Özerklik ya da utanç ve kararsızlık: Bir
yaşından 3 yaşına kadar devam eder. Anal döneme karşılık gelir.
3. Dönem. Girişim ya da suçluluk: Üç yaşından 5 yaşına
kadar devam eden okul öncesi dönemdir. Fallik döneme karşılık gelir.
4. Dönem. Beceri ya da aşağılık duygusu: Altı yaşından 11
yaşına kadar devam eden ilkokul dönemidir. Gizil döneme karşılık gelir.
5. Dönem. Ego kimliği ya da rol kargaşası: Onbir yaşında
başlayıp ergenlik döneminin sonuna kadar devam eder. İçsel bütünlük ve
sürekliliğin ifadesi olan kimlik duygusunun geliştiği dönemdir.
6. Dönem. Yakın ilişkiler ya da soyutlanma: Yirmibir
yaşından 40 yaşına kadar devam eden dönemdir. Klasik psikoanaliz bu dönemle
ilgilenmemiştir. Daha önceki dönemler başarıyla geçilmişse, kişi kendi
kimliğini yitirmekten korkmaksızın diğer insanlarla yakın ilişkiler kurabilir.
7. Dönem. Üretkenlik ya da kısırlık: Kırk yaşından 65
yaşına kadar olan çocuklarını yetiştirme, yeni nesile önderlik etme,
yaratıcılık ve özgecilik dönemdir. Bencillik, insanlardan uzaklaşma kısırlık
olarak tanımlanmıştır.
8. Dönem. Ego bütünleşimi ya da umutsuzluk: Altmışbeş
yaşın üstüdür. Bir uçta geride bıraktığı yılların verimli ve yaşanmaya değer
olduğu şeklindeki tatmin duygusu diğer uçta hayatını boşuna geçirdiği duygusuna
eşlik eden umutsuzluk duygusu bulunabilir.
Bu dönemlerin sağlıklı geçirilememesi sonucunda gelişen
kişilik örüntülerine kişilik bozuklukları adı veriliyor.
Savunma mekanizmaları
Narsisistik savunmalar:
İnkar (denial): Gerçekliğin acı veren yönünün bilinçten
uzaklaştırılması. Represyon (bastırma) dürtü türevlerini ve duygulanımları
bilinçten uzaklaştırken, inkar dış gerçekliğin görülmesine engel olur.
Çarpıtma (ditortion): Ruhsal ihtiyaçlara göre dış
gerçeklik yeni bir şekil alır. Sanrısal büyüklük duygularının sürdürülmesini
sağlamak için hallüsinasyon gibi algı değişimleri ve megalomanik (büyüklük)
sanrılar da çarpıtma kapsamında değerlendirilebilirler.
İlkel idealizasyon: Dış nesneler bütünüyle iyi veya
bütünüyle kötü olarak görülürler. Sıklıkla bütünüyle iyi nesne aynı zamanda
omnipotent (herşeye kadir), ideal olarak, en kötü nesnenin kötü yanları tamamen
kötü olarak büyültülür.
Yansıtma (projeksiyon): İç dürtüler ve onların türevleri
sanki dışarıdan geliyormuş gibi yansıtılır. Psikotik düzeyde yansıtmada dış
gerçeklik hakkında (genellikle kötülük görme (perseküsyon) sanrıları şeklini
alabilir. Yansıtılan dürtüler kaynağını idden veya süperegodan alsa da yansıtma
süreci içinde şekil değiştirirler.
Yansıtmalı özdeşim: Kendiliğin istenmeyen tarafları diğer
bir insana yansıtılır ve kişi kendisini karşısındakiyle aynı görür. Kendisine
benzer duyguları karşısındakinin de yaşamasına neden olacak baskılı bir yanı
vardır.
Bölünme (splitting): Dış nesneler hep iyi-hep kötü olarak
bölünürken dış nesne hakkındaki düşünceler ve duygular hızla bir uçdan diğer
uca değişebilir. Kişinin kendisi hakkındaki düşünceleri ve kendini
algılayışıdaki hızlı değişimler de bu sürece eşlik edebilir
İlkel savunmalar:
Dışa vurma (acting out): Bilinç dışı bir dürtü veya isteğe
eşlik eden duygulanımı bilinç düzeyinde yaşamamak için, o dürtü veya isteği
eyleme dökme.
Bloklama: Düşüncenin geçici bir süre için durdurulması. Represyona
benzer. Farkı bloklamada gerilimin oluşmasıdır.
Hipokondriazis: Yas, yalnızlık veya başkalarına karşı
saldırgan duyguların ağrı, somatik hastalıklar ve nevrasteni olarak kendine
yöneltilmesi. Hipokondriazis sayesinde sorumluluktan kaçılır, suçluluk
duygularından uzaklaşılır ve dürtülere karşı konulur.
İdentifikasyon (özdeşim): Egonun gelişiminde önemli rolü
olan identifikasyon bazı durumlarda savunma mekanizması olarak kullanılabilir.
Sevilen bir objenin identifikasyonu o nesnenin gerçek veya hayali kaybı veya o
nesneden ayrılma sonucu gelişecek bunaltı veya acıya karşı bir savunma
mekanizmasıdır.
İçeatım (introjection): Nesnenin bazı özelliklerinin içe
alımıdır. Bir savunma mekanizması olarak kullanıldığında özne ve nesne
arasındaki ayrımı engelleyebilir. Sevilen bir nesne içe atılarak onun kaybı
veya ayrılığının getireceği acıdan kaçılır. Korkulan nesnenin içe atımıyla
nesnenin agresif özellikleri kontrol altına alınmasına çalışılır.
Pasif agresif davranış: Diğerlerine yönelmiş agresyon
kendisini pasiflik, mazoşizm olarak gösterir. Başarısızlık, ağırdan alma,
kendisinden çok başkalarını etkileyen rahatsızlıklar şeklinde kendini gösterir.
Yansıtma (projeksiyon): Kendi duygu ve isteklerini eşlik
edilen kabuledilemez duygular nedeniyle başlarına atfetme ve kendisinde
değilmiş, dışarıdan kendisine yöneltilmiş gibi algılanması.
Regresyon (gerileme): İçinde bulunduğu gelişim dönemindeki
gerilim veya çelişkiden kurtulmak için bir aşağı gelişim dönemine dönme. Bir
miktar regresyonun rahatlama, uyku için gerekli olması nedeniyle normalde de
görülür. Yaratıcılığın önemli bir unsuru olduğu düşünülmektedir.
Somatizasyon: Psişik dürtülerin vücuda yöneltilmesi ve
bunaltıya psişik değil somatik (vücuda ait) yakınmalarla cevap verilmesi.
Nevrotik savunmalar:
Kontrol etme: Anksiyeteyi azaltmak ve iç çatışmaları
çözmek için çevredeki olayları veya nesneleri aşırı bir biçimde kontrol etme ve
düzenleme çabası.
Yer değiştirme (displacement): Bir dürtü veya duygunun ait
olduğu nesne veya düşünceden başka bir nesne veya düşünceye döndürülmesi.
Döndürüldüğü yerde dürtü veya duygu daha az bunaltı oluşturur.
Disosiyasyon (çözülme): Duygularla başedebilmek için
kişisel kimlik duygusunun değişmesi. Kimlik, hafıza veya bilincin normal olarak
gerçekleştirdiği bir araya getirme işlevlerindeki bozukluk veya değişiklik.
Bunaltı yaratıcı durumdan uzaklaşma amacıyla bilinç durumunun değiştirilmesi.
Dışa atma (eksternalizasyon): Yansıtmadan daha genel bir
mekanizmadır. Kişinin kendi dürtüleri, duygudurumu, davranışları, düşünce
biçimi ve kişiliğini dış dünyada ve dışardaki nesnelerde görme eğilimidir.
İnhibisyon: Dürtüler, süperego veya çevresel güçlerle
çatışmasını azaltmak üzere bilinçli bir biçimde ego fonksiyonlarının
sınırlandırılması.
Entellektüalizasyon (düşünselleştirme): Duygulardan
uzaklaşabilmek amacıyla entellektüel süreçlerin aşırı kullanımı. Dikkat dış
gerçekliklere yoğunlaştırılarak iç duyguların ifadesinden kaçılır.
İzolasyon: Birlikte olan duygulanımın bastırılarak bir
düşüncenin bölünmesidir. Sosyal izolasyon nesnelerle ilişkinin olmamasıdır.
Usa vurma (rasyonalizasyon): Başka türlü kabul edilemez
olan tavır, davranış ve inançların mantıklı açıklamalar getirilerek
sunulmasıdır.
Reaksiyon formasyon (karşıt tepki kurma): Kabul edilemez
bir dürtü tam tersine çevrilir. Ego gelişiminin erken devrelerinden itibaren
sık kullanılırsa bir karakter özelliğine dönüşür.
Bastırma (represyon): Düşünce veya duygunun kişinin kendi
isteğiyle olmadan bilinçten uzaklaştırılmasıdır. Birincil bastırmada düşünce
veya duygular hiç bir zaman bilinç düzeyinde yaşanmamıştır. İkincil bastırmada
ise bir zamanlar bilinçli olarak yaşanmış düşünce ve duygular bilinçaltına
itilirler.
Olgun savunmalar:
Diğerkamlık (altruism): Yapıcı ve ılımlı bir karşıt tepki
kurma durumudur. Kişinin diğer insanların çıkar ve iyiliğini kendisininkilere
tercih etmesidir.
Antisipasyon: Gelecekteki muhtemel tehlikeli ve sıkıntılı
durumların oluşturacağı duygulanımların önceden gerçekçi bir şekilde
beklenilmesi ve hazırlanılması.
Asceticism: Yaşantıların zevkli yanları dışlanır. Bazı
zevklerin ahlaki açıdan değerlendirilmesi yapılır.
Hümor (nükte): Katlanılması zor bir durumun,
katlanılmasını kolaylaştıracak bir biçimde ele alınmasını, duygularını ve
düşüncelerini açıklayabilmesini sağlar. Duygulanımdan uzaklaştıran bir çeşit yer
değiştirmedir.
Sublimasyon (yüceleştirme): Gerçekleştirilemeyen istek ve
dürtülerin toplumsal olarak da kabul edilebilecek bir biçimde
yönlendirilmesidir.
Supresyon: Bilinçli veya yarıbilinçli bir biçimde bilinç
düzeyindeki bir dürtü veya çatışmanın ertelelenmesidir. Rahatsızlığın farkına
varılır fakat azaltılmaya çalışılır.
Kişilik Bozuklukları
Kişilik bozukluğu, belli bir kültürdeki ortalama bir
insanın algılama, düşünme, hissetme ve özellikle başkaları ile ilişki kurma
biçiminden kalıcı, aşırı ya da önemli sapmalar gösterilmesidir. Kişilik
bozuklukları klinik psikiyaristin en çok zorlandığı bozukluklardır. Tedaviye
genellikle oldukça dirençli olan kişilik bozuklukları yanlızca kişiye değil
çevresindekilere de bunaltılı anlar yaşatır. Diğer psikiyatrik bozukluklar ile
birlikte bulunduğunda tedaviyi güçleştirir.
Kişilik bozukluklarının var olduğu konusunda hemen hiç bir
şüphe olmamasına karşın, kişilik bozukluklarının sınıflandırılması konusu
netlikten uzaktır. Normal ile kişilik bozukluğu arasındaki sınırın net olmadığı
kadar, çeşitli kişilik bozukluklarının birbirinden ayrımı da net değildir.
Kişilik bozukluklarının DSM tanıları içinde klinik geçerliliği en düşük tanı
kategorileridir. Yani, değişik psikiyatristlerin aynı hastaya birbirinden
farklı kişilik bozukluğu tanıları koyma olasılıkları yüksektir. Hatta,
DSM-IV’de henüz üzerinde daha az fikir birliği olan “Depresif Kişilik
Bozukluğu” ve “Pasif Agresif Kişilik Bozukluğu” tanı kriterleri sonraki
çalışmalarda kullanılmak ve geliştirilmek üzere tanımlanmıştır.
DSM’de kişilik bozukluğu sınıflandırılırken politetik bir
yaklaşımla kriterler sunulur: Belli bir kişilik bozukluğunda bulunabilecek
semptom ve bulgular belirtildikten sonra belli sayıda kriteri karşılayan kişiye
tanı konulur. Örneğin borderline (sınırda) kişilik bozukluğu tanısı
konulabilmesi için sıralanan 9 kriterden herhangi 5 tanesinin (veya daha
fazlasının) bulunması tanının konulması için yeterlidir. Kesim noktası (niçin 9
kriterin 4’ü değil de 5’i tanı konulmak için yeterli kabul edilir?) ve her bir
kriterin eşit ölçüde önemli kabul edilmesi politetik yaklaşımın problemli
yanlarıdır.
DSM-IV’de kişilik bozuklukları aralarındaki benzerlikler
nedeniyle üç kümede tanımlanır:
Kümesi kişilik bozuklukları: Paranoid, Şizoid, Şizotipal
kişilik bozuklukları
Kümesi kişilik bozuklukları: Antisosyal, Borderline
(Sınırda), Histironik ve Narsisistik kişilik bozuklukları
Kümesi kişilik bozuklukları: Kaçıngan, Bağımlı ve Obsesif
Kompulsif kişilik bozuklukları
DSM-IV’de Borderline (Sınırda) Kişilik Bozukluğu
BKB’nun temel özelliği erken erişkinlik döneminde başlayan
kişiler arası ilişkilerde, kendilik imajında ve duygulanımında dengesizlik, ve
belirgin impulsivitedir.
Aşağıdakilerden beşinin (ya da daha fazlasının) olması ile
belirli, genç erişkinlik döneminde başlayan ve değişik koşullar altında ortaya
çıkan, kişilerarası ilişkilerde, benlik algısında ve duygulanımda tutarsızlık
ve belirgin dürtüselliğin olduğu sürekli örüntü (DSM-IV):
1. gerçek ya da hayali bir terkedilmeden kaçınmak için
çılgınca çabalar gösterme. Not: 5’inci Tanı Ölçütünün kapsamına giren intihar
ya da kendinekıyım davranışını buraya sokmayınız.
2. gözünde aşırı büyütme (göklere çıkarma) ve yerin dibine
sokma uçları arasında gidip gelen, gergin ve tutarsız kişilerarası ilişkilerin
olması
3. kimlik karmaşası: Belirgin olarak ve sürekli bir
biçimde tutarsız benlik algısı ya da kendilik duyumu
4. kendine zarar verme olasılığı yüksek en az iki alanda
dürtüsellik (örn. para harcama, cinsellik, madde kötüyekullanımı, pervasızca
araba kullanma, tıkanırcasına yemek yeme). Not: 5’inci Tanı Ölçütünün kapsamına
giren intihar ya da kendinekıyım daranışını buraya sokmayınız
5. yineleyen intiharla ilgili davranışlar, girişimler, göz
korkutmalar ya da kendinekıyım davranışı
6. duygulanımda belirgin bir tepkiselliğin olmasına bağlı
affektif instabilite (örn. yoğun episodik disfori, irritabilite ya da
genellikle birkaç saat süren, nadiren birkaç günden daha uzun süren anksiyete)
7. kendini sürekli boşlukta hissetme
8. uygunsuz, yoğun öfke ya da öfkesini kontrol altında
tutamama (örn. sık sık hiddetlenme, geçmek bilmeyen öfke, sık sık kavgalara
karışma)
9. stresle ilişkili gelip geçici paranoid düşünce ya da
ağır dissosiatif semptomlar
BKB hastalarının bir hedefe tam varmak üzere olduklarında
bir şekilde bu hedefe varmalarına engle olan bir şeyler yaptıkları sıklıkla
görülür. Örneğin tam mezun olacakları sırada okuldan ayrılmak, bir ilişkinin
çok iyi devam edeceği netleştiğinde bu ilişkiyi bozmak gibi. Bazı hastalar
insan ilişkilerinden daha çok bir ev hayvanı gibi geçiş objeleriyle kendilerini
daha iyi hissederler. Birlikte affektif bir bozukluk veya madde kullanımıyla
ilgili bir bozukluk görüldüğü durumlarda erken bir yaşta intihar girişimi
sonucu ölüm olabilir. Sık iş kaybı, eğitimin yarıda kesilmesi, evliliğin
sonlanması sıktır. BKB hastaların çocukluk öykülerinde fiziksel veya cinsel
kötüye kullanım, ihmal, erken ebeveyn kaybı veya ayrılığı daha sıklıkla
bulunur. Birinci eksen bozukluklardan en sık birlikte görülenler affektif
bozukluklar, madde kullanım bozuklukları, özellikle bulumia olmak üzere yeme
bozuklukları, post travmatik stres bozukluğu ve dikkat eksikliği hiperaktivite
bozukluğudur. Sıklıkla diğer kişilik bozukluklarıyla birlikte bulunur. Bir
araştırmada üç ayrı klinisyen tarafından tanıların konulduğu bir hasta
popülasyonunda BKB hastalarının %60’ının aynı anda paranoid, şizotipal,
histrionik, narsisistik, kaçıngan ve bağımlı kişilik bozuklukları gibi diğer
bazı kişilik bozuklukları tanılarını alıyor (A. Beck. Cognitive therapy of
personality disorders).
Aşağıdakilerden en az 3'unun varlığı ile birlikte ,15
yasından beri suren başkalarının haklarını saymayıp, diğerlerinin haklarına
saldırı ile kendini gösteren kişilik bozukluğudur.
1-Tutuklanmasına yol açacak davranışlarda ısrar ile
kendini gösteren yasalara uygun ,sosyal davranışlara uyamama
2-Devamlı olarak yalan söyleme, farklı takma adlar
kullanma, zevk ya da kişisel çıkarı için başkalarını aldatma gibi dürüst
olmayan davranışlar
3-Aniden sonucunu düşünmeden yapılan davranışlar,gelecek
için planlar yapmama
4-Tekrarlayıcı kavga, dövüş ,saldırılar ile birlikte
öfkelilik hali
5-Kendisi, yakınları ya da başkasının güvenliği ile ilgili
umursamazlık hali.
6-Bir isi yürütememe veya parasal sorumluluklarını yerine
getirmeme ile giden sürekli bir soru suçluk durumu
7-Başkasına zarar vermiş, fena davranmış birseller çalmış
olmasına rağmen duruma ilgisiz kalıp, kendini hakli göstermeye calisi k ve
bundan vicdan azabı duymamak.
-Kişinin en az18 yasında olması ve 15 yas öncesi davranım
bozukluğu belirtileri göstermeye başlamış olması gerekmektedir.
Rahatsızlığın
olusunda rol alan etkenler:
Ani dürtüsel hareketler ve saldırgan davranışların
beyindeki anormal serotonin işlevi nedeniyle olduğu düşünülmektedir. Bu
kişilerin genetik yatkınlık durumları olmasa bile , erken çocukluk dönemlerinde
anne- babanın maddi ya da manevi yokluğu, ebeveynin cezalandırıcı, aşağılayıcı
tavırlar sergilemesi.
Toplumda görülme
oranı:
Bağımlı kişilik bozukluğu:
Aşağıdaki belirtilerden en az beşinin varlığı ile
birlikte, erişkinliğin erken dönemlerinde başlayan , uysal, adeta başkalarının
kuyruğu gibi olmaya ve insanların kendisini terk edeceği korkusuna neden olacak
şekilde aşırı düzeyde başkalarının varlığına ihtiyaç duyma ile seyreden kişilik
bozukluğu durumudur.
HISTRIONIK KİŞİLİK
BOZUKLUĞU
-Çevrenin ilgi odağı olmadığı hallerde rahatsızlık duyar.
Herkesin başarısına haset edip, onların hiç birsele layık
olmadıkları, kendilerinin de isterlerse kolayca onu yapabileceklerini
düşünürler.
2-Dostlarının ya da is arkadaşlarının kendisine olan
bağlılığı ya da güvenilirliği üzerine yersiz kuşkuları vardır.
3-Söylediklerinin kendisine karsı kotu niyetle
kullanılacağından yersiz yere korktuğundan dolayı sır vermek istemez.
4-Sıradan sözlerden ya da olaylardan aşağılandığı ya da
gözdağı verildiği biçiminde anlamlar çıkartır.
5-Devamlı kin tutar, haksızlıkları, görmezden gelinmeyi ya
da onur kırıcı davranışları affetmez.
6-Başkalarınca hissedilmeyen ama kendisince algılanan ,
karakterine ya da saygınlığına saldırıldığı seklinde bir yargıya vararak, öfke
ya da karşı saldırı ile birden tepki gösterir.
7-Haksiz yere, esinin ya da arkadaşının sadakatsizliğiyle
ilgili kuşkulara kapılır.
-Saplantı-zorlantı boz. (obsesif- kompulsif boz.)
-Alkol-madde bağımlılığı.
-Diğer kişilik bozuklukları ( en çok sizotipal k.b.olmak
üzere ayrıca narsisistik,kaçıngan ve borderline k.b.)
Aşağıdaki belirtilerden en az dördünün varlığı ile genç
erişkinlik döneminde başlayan , devamlı suretle kendini belli eden toplumsal
ilişkilerden kopma ve kalabalık ortamlarda kısıtlı bir duygu ifadesinin olduğu
bir kişilik sorunudur:
2-Çoğunlukla tek bir etkinlikle uğraşmayı yeğlerler
3-Başkalarıyla cinsel deneyim yasamaya ilgi ya yoktur ya
da çok azdır
4-Genelde aktivitelerden zevk almaz , alsa bile çok az
etkinlikten zevk alır
5-Birinci derece akrabaları haricinde yakın arkadaşları ya
da sırlarını paylaştıkları dostları yoktur
6-Başkalarının kendilerine yönelttikleri övgü ya da
eleştirilere karsı ilgisiz görünürler
7-Duygusal olarak soğuk, uzak, monoton bir duygulanım
gösterirler. Sıcaklık ve sevecenlik hissi uyandırmazlar.
-Distimi
-Sosyal fobi
-Agorafobi
-Kişilik bozuklukları (sizotipal, paranoid, çekingen k.b.
ile)
Aşağıdaki belirtilerden en az 5 adedinin varlığı ile
giden, genç erişkinlik döneminde başlayan düşünsel ya da algısal çarpıklıkların
ve olağandışı davranışların yani sıra yakın ilişkilerde aniden rahatsızlık
duyma, sıcak ilişkilere girme becerisinde azalmanın olduğu sosyal ve kişiler
arası yetersizlikler durumudur.
2-Davranışlarını etkileyecek boyutta, yetiştiği kültürel
değerlerle uyumlu olmayan garip inanışlar ya da büyüsel düşünce (örneğin
gaipten haber vermeye inanmak, falcılık ve medyumlarla temas,ruh çağırma
seanslarına katılmak,altıncı his, telepati gibi)
3-Olağandışı algi yaşantıları (illüzyonlar gibi)
4-Garip bir düşünüş biçimi ve konuşma (konudan uzaklaşan,
belirsiz, fazla ayrıntıcı gibi)
5-Kuşkuculuk, paranoid düşünceler
6-Yüz ifadelerinin kişinin içinde olduğu duygusal durumunu
yansıtamaması, bunun kısıtlı olması ya da uygunsuz (duyguya zıt bir yüz ifadesi
gibi) olması
7-Acayip ,alışılmadık ,kendine özgü davranış ya da görünüm
8-Birinci derece akrabalar hariç yakın dostların olmaması
9-Yakın ilişki ile de azalmayan aşırı sosyal kaygı,
paranoid korkular
-Özellikle paranoid k.b. olmak üzere sizoid,çekingen ve
sınırda kişilik boz.
|