Dil ve konuşma bozuklukları - Kekemelik |
|
Kekemeliğin nedenleri konusunda bugün bir birlik ve
beraberlik yoktur. Kekemeliğin nedenleri ile ilgili ileri sürülen görüşler
oldukça değişiktir ve çoktur. Her görüşü savunan kendisini destekleyecek bazı
araştırma sonuçlarını da vermektedir. Bu bakımdan burada, görüşleri olabildiği
kadar birleştirerek, kümeler halinde açıklama yoluna gidilecektir. Değişik
görüşler burada beş alt başlık altında ele alınacaktır. Bunlar kekemeliği:
Yapısal bir problem olarak ele alanlar;
Öğrenilmiş bir davranış olarak kabul edenler;
Kişilik bozukluluğu olduğunu ileri sürenler;
Perseverasyon - direnme ile açıklamaya çalışanlar ve
Bunlar arasında orta ya da karma bir yol tutanların
kuramlarıdır.
1. Kekemelik Yapısal Nedenli Bir Problem midir? Bu kümedekiler kekemeliği bedensel, fizyolojik ya da
nörolojik bir nedene bağlamaya çalışırlar. Bu görüş çok eski çağlardan beri
sürüp gelen bir açıklamadır. Kekemeliğin dildeki bir özre, hançeredeki ses
bantlarındaki bozukluğa, nörolojik nedene bağlayanlar olmuştur. Beynin sağ ve
sol yarı kürelerinden birinde konuşma merkezi başat hale gelmezse, konuşma işi
beynin iki yarı küresi arasında sürüncemede kaldığını, bu durumun kekemelik
oluşturduğunu söyleyenler, beyin sinirleri ile ses çıkarma organlarını
devindiren sinir ve kaslar arasında yeterli uygunluk ve beraberlik olmayışından
kaynaklandığını söyleyenler de vardır.
Bu görüşte olanlara göre kekeme olan bireyler aslında
kekemeliğe uygun, yatkındırlar. Eğer çevre koşulları kekemeliği önleyecek
durumdaysa mesele yoktur. Çocuk kekeme olmadan dönemi geçirir. Fakat çevre
koşuları çocuğun bünyesiyle bağdaşırsa kekemelik gelişir.
Kekemelik soy ve özgeçmişleri üzerinde yapılan
araştırmaların bulgularını kendi görüşlerini desteklemek için kullanılır bu
kümedekiler. Bu konuda yapılan araştırmalara göre kekeme kişilerin soyunda
kekeme kişiler vardır. Solaklık kekemeler arasında daha çoktur. Kekemelik ikiz
doğum yapan ailelerde ikiz doğum olmayan ailelerden daha fazla görülür. Yine,
ikiz doğum kekeme olan ailelerde kekeme olmayan ailelere oranla daha fazladır.
Yani ikizler arasında kekemelik daha çok görülür. Kekemelerin dil gelişimleri
incelendiğinde "gecikmiş konuşma" problemi görülür. Kekemeler
arasında sinir sistemini etkileyecek biçimde uzun süren ateşli hastalık
geçirenlerin sayısı oran olarak fazla görülmektedir.
Kısaca, bu görüşte olanlara göre fizik yapı kemeliğe uygun
ortam hazırlar. Bu ortam diğer koşullarla birleştiğinde kekemelik gelişir.
2. Kekemelik Öğrenilmiş Bir Davranıştır:
Bu görüşü savunanlar kekemeleri bir küme olarak, kekeme
olmayanlardan ayrı gören ya da gösterenlere karşıdırlar. Bu görüştükleri göre
kekemelerle kekeme olmayanlar arasında küme olarak kalıtım, fizik gelişim,
sağlık gelişimi, zekâ ya da kekemeliğe neden olabilecek tek etken yönünden hiç
bir ayrıcalık yoktur. Kekemelik öğrenilen bir davranıştır. Aslında konuşmanın
kendisi öğrenilen bir süreçtir.
Konuşma gelişimi sırasında öyle bir dönem gelir ki, o
dönemde her çocuğun konuşmasındaki akıcılık sekteye uğrar. Kekemeler bu dönemde
konuşmanın akıcılığındaki tutukluğun yanlış değerlendirilmesi sonucu, bu özrün
zorla kazandırıldığı bireylerdir. Öyleyse kekemelik bir yapısal özelliğe
bakmaksızın, herkesin başına gelebilecek bir özürdür. Konuşma gelişimindeki bu
kritik dönemde ana baba, öğretmen ve diğer yetişkinler tutulma ve duraklamaya
karşı aşırı duyarlık gösterir, endişelenir, telaşlanırlar. Bunu çocuğa
aktarırlar. Böylece çocuk düzgün, engelsiz biçimde atlatabileceği bir dönemden,
tutulma, duraklama gibi kekemelik belirtilerini benimser, bilinçli hale getirir
ve kekeme olarak çıkar.
Bu görüşte olanlara göre kekemelik herhangi bir yapısal
özre bağlanmaz. Aristotle zamanından bu yana, kekemelik ile ilgili inançları
ele alarak tek tek onların yanlış yanlarını ortaya çıkarmaya çalışır bu görüşte
olanlar. Orta derecede bir kekemenin konuşmasının ancak %10 nunda kekelediğini
ortaya çıkaranlar bunlardır. Eğer yapısal bir özür kekemeliğin nedeni olsaydı
konuşmanın geriye kalan %90 da kekeleyerek yapılması gerekirdi. Kekeme konuşma
sırasında 1 - 2 saniye ya da daha az sürmektedir. Eğer organik bir özre
dayansaydı, o organik özrün konuşmayı her zaman etkilemesi gerekirdi. Organik
özrün bir diğer dayanağı da aynı biçimde kekeleyen iki kekeme bulmanın
olanaksız olduğudur.
Kekemeliğin soy kovalaması onun kalıtsal olduğunu
göstermez. Zaten soy kovalanması da ileri sürüldüğü kadar yüksek değildir. Aynı
ailede görülen kekemelik olgularının nedeni, genlere bağlı kalıtsal olmaktan
çok, geleneksel bir hal olmasındandır.
Yine, bu görüşte olanları yaptıkları araştırmalardan
çıkarılan sonuç, kekemelikle psikonevroz ya da ağır derecede kişilik bozukluğu
arasında bir bağlantı kurulamayacağıdır.
3. Kekemelik Bir Kişilik Bozukluğu mudur? Bu kümede, çoğunlukla ruhbilimci ve ruhsal sağaltımcılar
toplanmaktadır. Onlara göre, kekemelik kişilik bozukluğunun bir belirtisidir.
Kekemelik bir konuşma bozukluğu değildir. Kekemelik benlik ve rol çatışmasıdır.
Kekeme, kekeleyerek konuşmakla düzgün biçimde konuştuğunda doyuramadığı
birtakım ruhsal gereksinmelerini doyurmaktadır.
Kekemelerde belirli bazı kişilik özellikleri vardır.
Bebeksi, zorlayıcı, çekingen, endişeli, güvensiz, bağımlı, yalnız, utangaç gibi
sıfatlardan biri ya da birkaçı ile tanımlanabilecek kişilik özellikleri
gösterir kekemeler.
Gökay ve Kasatura yaptıkları araştırmada kekemeler ile
nevrotikler arasında bazı benzerlikler bulunmuşlardır. Aile içi çatışmalar
bakımından kekemeler ile nevrotikler arasında %70 gibi bir benzerlik
görülmektedir. Bunu sinirlilik, endişe, kaygı izlemektedir. Diğer özelikler
bakımından da anlamlı bir fark bulunmamıştır. Kekemelerin ailelerinde ana
babalar aşırı titiz, kuralcı olmakta ve kekemelikte ruhsal etkenlerin payı
büyük ölçüde görülmektedir. Eğer bir çocuğu kekeme yapmak istiyorsanız, onu çok
kesin kurallara göre, hiç yanılgısız ve yanlışsız davranması için zorlayın.
Kurallarınızı hiç bozmayın, biçiminde ters örnekle kekemeliğin olumsuz ruhsal
ortamda geliştiğini göstermeye çalışanlar vardır.
Bu görüşte olanların bazılarına göre insan vücudu
biyolojik yönden bir denge içinde gelişir. Görevlerini de dengeleme biçiminde
yürütür. Dış ve iç ısı olması gerekenden fazla olursa vücut terlemeye başlar.
Bu terlemeyle dengeyi sağlamaya çalışır. Soğukta büzülür, tüyler diken diken
olur. Bu da dengeyi sağlama çabasıdır. Bunlara benzer nice değişmeler vardır ki
hep dengeyi sağlamak ve korumak içindir. Bunlar, durumsal baskılara,
sıkıntılara karşı dengeyi koruyabilmek için vücudun karşı tepkileridir. Hangi
türden olursa olsun, baskı ve güçlük altında kaldığında vücudun görevlerinde
bir uyumsuzluk, çözülme meydana gelir. Bir baskı ya da güç duruma karşı
bünyeden gelen tepki çoğunlukta tek bir biçimde olmaz. Bazı durumlarda baskıya
bütün vücut tepki gösterir yani bütün vücuttaki denge bozulur. Buraya kadar
söylenenler içgüdüsel işlevlerde meydana gelen değişmeler ya da çözülmelerdir.
İnsanoğlunda öğrenilmiş, sonradan kazanılmış olan işlevler de vardır. Yürüme,
koşma konuşma v.b gibi. Genel olarak bu işlevler iyi kazanılmışsa, yerleşmişse,
baskı ve güçlük karşısında hemen çözülmezler. Onlar daha kararlı ve
süreklidirler. Ama zayıf kazanılmış olan işlevler çok çabuk ve hafif baskılar
karşısında hemen çözülüverir.
Konuşma kazanılmış, öğrenilmiş olan işlevlerden biridir.
Şayet öğrenilme döneminde, işlev iyice pekişmeden, güçlenmeden bir baskıyla
karşılaşırsa konuşma bozuk olabilir. Bu, birinci dönem kekemeliği biçiminde
görülür. Konuşma kazanıldıktan sonra her hangi bir baskı karşısında çözülür,
bozulursa bu ikinci dönem kekemeliği biçiminde görülür.
4. Bir Direniş (Perseverasyon) Belirtisi Olarak Kekemelik:
Bu görüşte olanların hareket noktası, insanoğlunda
değişikliğe karşı bir direnmenin var oluşudur. Değişiklik fizyolojik-organik
olduğu gibi ruhsal ve sosyal olabilir. İnsan, organizma olarak, kendini bir
önceki duruma alıştırmıştır. Önceki durum değişse, etkisi ortadan kalsa bile,
organizma bir süre onu hissetmeye devam eder. Trenle uzun bir yolculuk yapan
kişinin trenden indikten sonra, bir süre yine kendisini trendeymiş gibi
hissetmesi bunun örneklerinden biridir. Heyecanlı bir olayla karşılaşan kişinin
olay yerinden ayrıldıktan sonra bir süre sonra hala aynı heyecanı duyması da
diğer bir örnektir. İnsanın günlük yaşamında bu gibi etkiler çoktur. Fakat
çoğunlukla bu gibi durumlar vardır ki etkisi ve direnme uzun sürer. Duygusal
gerginlik ve kaygılar bunlar arasındadır.
Eğer birey direnmeye neden olan bir durumun etkisi
altındayken konuşmaya zorlanır ya da kişi kendini konuşmak için zorunlu
hissederse, direnme etkisini onun konuşmasında gösterir. Yani direnme ve tepki,
konuşmada irkilme, tutulma, yineleme ya da uzatma biçiminde ortaya çıkar.
5. Kekemelik Tek Bir Nedene Bağlanabilir mi? Bu görüşte olanlara göre, kekemelik her zaman bir tek
nedene bağlanarak açıklanamaz. Gerçi yukarda açıklanan görüşlerin hepsinin
doğruluk payı vardır. Bunların birini kabul edip diğerlerini atmak ya da onlara
karşı gelmek olanaksızdır. Neden bireyden bireye değişir. Bazen bir, bazen
birden fazla neden bulunabilir kekemelikte. Bu görüşün başını çekenlere göre
kekeme çocuklar, duygusal çatışmalar olan bir geçmişe; olağan sayılabilecek
tutukluğu kekemelik diye tanılayan-damgalayan bir bünyeye; konuşmalarının
akıcılığını engelleyen bir çevreye ve sınırlı hoşgörüye sahiptirler.
Özet olarak, daha kesin bilgilerle donatılıncaya kadar bu
son görüş daha fazla kabul olacaktır denebilir.
Kekemeliğin Belirti ve Türleri nelerdir? Kekemelik ışık ve ses dalgasına dayalı iki tür belirti
veren bir iletişim problemidir. Kekemelik tek bir isim ile anılan bir problem
ise de, kendi içinde bir takım ayrıcalıkları olan türler halinde de ele alınabilir.
Ses dalgasına dayalı olan belirtileri
yukarıda verilen tanımlar içinde değişik sözcüklerle ele alınmış bulunmaktadır.
Ama burada bir kez daha sıralamakta bir sakınca yoktur. Sesin çıkması gereken
zamanda çıkmayışı, patlayarak çıkması, gereğinden fazla uzatılması, gereksiz
yere yinelemesi, seslerin birbirine ulanarak sözcük oluşturulmasında olağandışı
yerlerde duraklayarak ulamanın kesintiye uğraması gibi belirtiler sese ilişkin
olanlardır.
Ayrıca bunlara ek olarak ışık dalgası,
yani görüntü veren diğer belirtiler de vardır. Bunlar konuşanın dudak, burun
hareketlerinde olağan dışılık, göz kırpma, gereksiz yerlerde yüz kasılmaları,
boyun sinir ve kaslarında kabarma ve gerilme, el ve kol hareketlerinde
sertleşme ve gereksiz davranışlar, ayak, bacak hareketlerinin katılması ve
tepik, kasılma gibi davranışların görülmesi, bazen tümüyle gövdenin olağandışı
davranışlarda bulunması halleridir.
Kekemelik bazı kişiler için
konuşmaya başlama sorunudur. Kişi konuşmaya niyet eder, konuşmak için girişimde
bulunur. Fakat bir türlü konuşmanın ilk sözcüğünde, ilk sözcüğün sesine
başlayamaz. Onu çıkartmak için zorlanır. Bu zorlanma dışarıdan da kolayca fark
edilebilecek düzeyde olur.
Kekemeliğin bir diğer türü, konuşma
başladıktan sonra alışılmamış bir biçimde konuşmanın kesilmesi ya da
duraklamasıdır. Çoğunlukla başlanmış olan tümce bir ya da bir kaç yerinde
kesintiye uğrar. Bazı hallerde her duraklamayı bir başlayamama güçlülüğü izler.
Bir başka tür kekemelik, konuşmaya
başlarken belirli seslerin çıkarılış biçimiyle ilgilidir. Bazı bireyler
konuşurken bazı sesleri, özelikle sözcüklerin ilk seslerini birden patlatarak
çıkarır. Birey para diyecekse, önce duraklar. Bütün gücünü ilk ses olan ‘p’ nin
çıkarılmasına harcar. Böylece ilk hece olan ‘pa’ olağandışı bir gürlükte ve
birden çıkarılır. Bundan ötürü böylesi belirti veren kekemeliğe patlama denir.
Bazı olgularda belli bazı sesler
olağandışı sayıda yineler. Birey ben diyecekse ‘b’ sesini heceleyerek be, be
,be ,be ,be, be....diye yineler ve sonunda ‘n’ sesini de ekleyerek ben
sözcüğünü tamamlar.
Bazen ses olağandışı uzatılarak
çıkarılır. Uzak demek isteyen bir kekeme ‘u’ sesini gereğinden fazla uzatarak
ancak uzak sözcüğünü söyleyebilir. O zaman sözcük uzak biçiminde çıkarılmış
olur. Uzatma ilk seslerde olduğu gibi sözcük ortasında olan sesler de pek
görülmez. Kekemelik ışık ve ses dalgasına dayalı iki tür belirti veren bir
iletişim problemidir. Kekemelik tek bir isim ile anılan bir problem ise de,
kendi içinde bir takım ayrıcalıkları olan türler halinde de ele alınabilir.
Ses dalgasına dayalı olan belirtileri
yukarıda verilen tanımlar içinde değişik sözcüklerle ele alınmış bulunmaktadır.
Ama burada bir kez daha sıralamakta bir sakınca yoktur. Sesin çıkması gereken
zamanda çıkmayışı, patlayarak çıkması, gereğinden fazla uzatılması, gereksiz
yere yinelemesi, seslerin birbirine ulanarak sözcük oluşturulmasında olağandışı
yerlerde duraklayarak ulamanın kesintiye uğraması gibi belirtiler sese ilişkin
olanlardır.
Ayrıca bunlara ek olarak ışık dalgası,
yani görüntü veren diğer belirtiler de vardır. Bunlar konuşanın dudak, burun
hareketlerinde olağan dışılık, göz kırpma, gereksiz yerlerde yüz kasılmaları,
boyun sinir ve kaslarında kabarma ve gerilme, el ve kol hareketlerinde
sertleşme ve gereksiz davranışlar, ayak, bacak hareketlerinin katılması ve
tepik, kasılma gibi davranışların görülmesi, bazen tümüyle gövdenin olağandışı
davranışlarda bulunması halleridir.
Kekemelik bazı kişiler için
konuşmaya başlama sorunudur. Kişi konuşmaya niyet eder, konuşmak için girişimde
bulunur. Fakat bir türlü konuşmanın ilk sözcüğünde, ilk sözcüğün sesine
başlayamaz. Onu çıkartmak için zorlanır. Bu zorlanma dışarıdan da kolayca fark
edilebilecek düzeyde olur.
Kekemeliğin bir diğer türü, konuşma
başladıktan sonra alışılmamış bir biçimde konuşmanın kesilmesi ya da
duraklamasıdır. Çoğunlukla başlanmış olan tümce bir ya da bir kaç yerinde
kesintiye uğrar. Bazı hallerde her duraklamayı bir başlayamama güçlülüğü izler.
Bir başka tür kekemelik, konuşmaya
başlarken belirli seslerin çıkarılış biçimiyle ilgilidir. Bazı bireyler
konuşurken bazı sesleri, özelikle sözcüklerin ilk seslerini birden patlatarak
çıkarır. Birey para diyecekse, önce duraklar. Bütün gücünü ilk ses olan ‘p’ nin
çıkarılmasına harcar. Böylece ilk hece olan ‘pa’ olağandışı bir gürlükte ve
birden çıkarılır. Bundan ötürü böylesi belirti veren kekemeliğe patlama denir.
Bazı olgularda belli bazı sesler
olağandışı sayıda yineler. Birey ben diyecekse ‘b’ sesini heceleyerek be, be
,be ,be ,be, be....diye yineler ve sonunda ‘n’ sesini de ekleyerek ben
sözcüğünü tamamlar.
Bazen ses olağandışı uzatılarak
çıkarılır. Uzak demek isteyen bir kekeme ‘u’ sesini gereğinden fazla uzatarak
ancak uzak sözcüğünü söyleyebilir. O zaman sözcük uzak biçiminde çıkarılmış
olur. Uzatma ilk seslerde olduğu gibi sözcük ortasında olan sesler de pek
görülmez.
Kekemeliğin nedenini yapısal bozukluğa bağlayan ya da o
görüşte olan uzman sağaltımda o yöne ağırlık verecektir.
Kekemeliği bir kişilik bozukluluğu olarak uzman ise ruhsal
sağaltımı savunur ve onu uygular.
Nedene ilişkin kurumları açıklarken, son olarak değinilen
orta yol görüşü sağaltım için de geçerlidir. Ancak burada bir önemli noktanın
açıklanması gerekmektedir. Kekemeliği baştan nedenler ruhsal olmasa bile
sonradan, kekemeliğin bir ruhsal sorun haline dönüştüğü açıktır. Bu bakımdan
kekemeliğin düzeltilmesinde ruhsal sağaltım ile konuşma sağaltımının birilikte
düşünülmesi gerekmektedir.
Ruhsal sağaltım ya da konuşma sağaltımı için bireysel ve
grup çalışmaları yapılabilir. Kekemelerle yapılacak ruhsal sağaltım için grup
çalışmalarının daha etkin olduğunu ileri sürenler vardır.
Konuşma eğitimi ve ruhsal sağaltım yöntemleri kekemeliğin
birinci ya da ikinci dönem oluşuna, ağırlık derecesine, bireye ve sahip olunan
olanaklara bağlı olarak değişkenlik gösterebilir.
Eğitimde bir genel kural kekemeliği yaratan, sürdüren,
ağırlaştıran etkenlerin ortadan kaldırılması ya da etkilerinin azaltılmasına
çaba gösterilmesidir.
Kekemeliğin eğitimi diğer konuşma özürlerine göre daha
çok zaman alıcı, uzun süren bir çalışmayı gerektirir. Bunun baştan kekeme, ailesi
ve uzman tarafından dikkate hatta göze alınması gerekir.
Daha önce kekemelik üzerinde yapılan araştırma ve
çalışmaların birçok ortak görüşü bir araya getirmiştir. Bu ortak görüşlere kısa
kısa değinilmekte yarar var.
Kekemelik eski çağlardan beri bilinen ve insanlığı
etkileyen bir iletişim problemidir. Her çağda, büyük toplumlarda kekemelik var
olagelmiştir. Aristotle, Demosten gibi ünlülerin kekeme olduğunu tarih
kitapları yazar. Konuyla ilgilenenler de bunu bilir. Bunlar arasında yakın
tarihin ünlülerinden Winston Churehill’i de sayabiliriz. Tarih ilkçağlarından
beri bilinen bir özür oluşu, o zamandan beri kekemeliğin niteliği, nedeni,
eğitimi çalışmalara konu olmuştur. Yukarda değinilen çok çeşitli yayınların
doğması da bundandır. Kekemeliğin uygarlıktan etkilenen bir problem olduğu
düşünülmektedir. Amerika’daki kızıl derili kabilelerin bazılarında ve ingiliz
Ganası yerli kabilelerin bazılarında hiç kekeleyen olmadığı gibi, dillerinde
kekemelik karşılığı bir sözcük bulunmadığını gösteren
araştırmalar vardır.
Kekemeliğin genel nüfusu ya da okul
çağı çocuklarına göre oranını kesin olarak söylemek güçtür. Toplumdan topluma,
kültüre ve hayatta aynı toplumun içinde sosyoekonomik düzeye göre bu oran
değişebilmektedir. Bizde 760 öğrenciyi kapsayan bir araştırmada oran %2olarak
bulunmuştur.
Kekemelik cinslere göre değişiklik göstermektedir.
Genel olarak erkek çocuklar arasında daha sık görülmektedir. Oran yaşa, çevre
koşularına ve yapılan araştırmalara göre değişmektedir. Batılı kaynakları bu
oranı 1/10 ile1/4 arasında göstermektedir. Bizde yapılan bir araştırmada oran ½
olarak bulunmuştur. Bir başka kaynak kekemeliğin erkeklerde kızlara göre 4-5
kat fazla olduğunu ileri sürmektedir.
Kekemeliğin erkek çocuklar arasında
daha fazla görülmesinin nedeni kesin olarak bilinmektedir. Bu konuda iyi
düzenlenmiş araştırmalardan birini yapmış olan Schuell’e göre olasılı neden şu
olabilir:
Erkek çocukların fizik, sosyal ve dil gelişim hızı
kızlara oranla daha yavaştır. Bu, onları kızlarla eşit olmayan koşullarda
yarışmaya ve kıyaslanmaya zorlamakta ve bunun sonucu erkeklerde daha çok
engelleme, güvensizlik ve duraksama görülmektedir. Eğer engelleme durumu çok
sık olur ve konuşma başkalarındaki ile olumsuz biçiminde kıyaslanırsa ve çocuk
bunu farkında olursa konuşma kaygısı gelişebilir. Öte yandan kız çocuklarına
aile ve toplum içinde her yaşta daha ılımlı davranmaktadır. Yani kızlar
erkeklere oranla çocukluk dönemlerini daha ılımlı ve uygun koşular altında
geçirmektedirler. Bu bakımdan kekemelik kızlarda daha az görülebilir.
Kekemelikte dengenin erkeklerin aleyhine bozukluğu sadece sayıda değildir.
Kekemelin derecesi – ağırlığı- erkek çocuklarda kızlara oranla daha fazladır.
İş bununla da kalmamakta, kekemelik oğlanlarda kızlara göre daha uzun süren bir
sorun olmaktadır.
Kekemelik
genellikle 2 - 6 yaşları arasında oluşan bir iletişim problemidir. Bu yaşlar
konuşmanın kazanıldığı yaşlardır. Kekemelik bu yaşlarda başlar görünmekte ya da
çocuk bu yaşta kekeme olarak damgalanmaktadır. Çocuk, çoğunlukla kekemeliği
okul öncesi çağda geliştirmeye başlamaktadır. İlk çocuklukta başlayan kekemelik
yaş ilerledikçe artar, ergenlik çağında kuvvetlenir. 18 - 20 yaşlarında sonra
hafifleyebilir.
Kekemelik bazen birdenbire ve üzücü bir
biçimde başlayabilir. Fakat çoğunlukla çok hafif başlar, gelişimi yavaş yavaş
olur. Bazıları o kadar hafif başlar ki, ana baba ne zaman başladığını bilemez.
İlkokul dönemi sonraki yaşlarda kekemeliğin başladığı pek ender görülmektedir.
Bu yaş sınırı 14 - 15 olarak gösterenler de vardır.
Çocukların çoğu 2 -
6 yaşları arasında kekemeliğin sınırına gelir, fakat kekeme olmadan bu sınırı
aşabilir. Çocuk 2 - 6 yaş döneminde konuşmayı öğrenir ve ne söylediğine, nasıl
söylediğine dikkat edilmeye başlar. Bu dönemde çocuğun düşünme hızı, sözcükleri
çıkarabilme hızından fazladır. Bu nedenle çocukta geçici bir kekemelik
görülebilir. Çocuk konuşurken duraklama ve yineleme yapar. Fakat kendisi bunun
farkında değildir. Ama çevresindekiler bu duraklama ve yinelemeleri olağandışı
olarak görebilir. Çocuğun çevresindekiler bunu fark etmez ya da konuşmasını
düzeltmesi için zorlayıcı baskıda bulunmazsa, çocuğun dikkati konuşması üzerine
çekilmezse, bu dönem 7 - 8 yaşlarına doğru düzgün konuşmayla tamamlanmış olur.
Kekemelik olguların çoğunda yukarda
sözü edilen geçici kekemelik döneminde ana babanın karışması görülmektedir.
Çocuk düzgün olarak geçirebileceği dönemi “kekeleme”, ”doğru konuş”, ”konuşmana
dikkat et” gibi yetişkinlerin karışmasıyla kekeme damgasını yiyerek tamamlar.
Bu damgalama çoğunlukla kekemelik konusunda yetişmiş uzman kişiler tarafından
yapılır. Böyle küçük yaşta kekeme tanısı konulan çocuğun kekemeliği ile
yetişkin bir kekemenin kekemeliği arasında fark vardır. Bu bakımdan tanıya
kekemeliği oluşturan nedenlerden birisi olarak bakılmaktadır.
Kekemelik derece ve süreğenlik açısından farklılıklar
gösteren bir problemdir.. Kekemeliği ne kadar ağır olursa olsun, hiç bir kekeme
her zaman ve sürekli olarak kekelemez. Kekemenin kekelemeden, rahat ve düzgün
konuştuğu durum ve anlarda vardır. Orta derecede bir kekeme konuştuğu
sözcüklerin ancak %10 da kekemeler, %90 ını düzgün söyler.
Kekeme korolarda şarkı söylerken, kendi kendine
konuşurken, bir hayvanla konuşurken, oyun oynar ya da çalışma sırasında
konuştuğunda kekelemez.
Yine, bir spor etkinliği sırasında, gece karanlığında
kekeme daha rahat konuşur.
Bazı kekemeler değişik kişiler karşısında değişik derecede
kekeler. Çocuk annesiyle konuşurken daha rahattır da babasıyla aynı rahatlık
içinde konuşamayabilir. Öğrenci okul müdürüyle sınıf öğretmeniyle konuştuğu
kadar rahat konuşamaz.
Kekemelik sürekli değildir. Kekemenin kekelemediği zamanlar vardır. Bu zamanlar onun kekemelik derecesine ve yaşam koşullarına göre azalıp çoğalabilir. Kısaca kekeme çocuk bazen günlerce ve haftalarca kekelemeden konuşabilir. Kekemeliğin şiddeti de zaman zaman değişebilir. Çocuğun yaşantısına bağlı olarak kekemelik bazı anlarda şiddetlenir, bazı anlarda şiddeti azalır. Heyecan ve yorgunluk bu değişikliğin nedenlerinden ikisidir. Kekemelik bazı durumlarda ortaya çıkar. Tümcelerin ilk sözcükleri, tümce içindeki uzun sözcükler, tümce içindeki isim ve fiiller diğer sözcük türlerine göre daha çok kekemeliktedir. Telefon konuşmasında, kendisi telefonla birisini aradığında daha çok güçlük çekmektedir. Fakat başkası onu aradığında o kadar güçlük çekmeden konuşabilmektedir. Okuma sırasında okunan parçanın konusunun önemi arttıkça ve zihin düzeyi yükseldikçe kekemeliğin arttığı dikkati çekmektedir. Konuşmanın akıcılığı açısından bakıldığında, kekemeliğin
kendine özgü bir görüntüsü vardır. Kekemenin konuşmasında düzgün konuşmaya
oranla daha fazla duraksama, patlama, yineleme ve uzatma görülür.
Akıcılığın aksaması dışında kekemelik
tipi denilen bir takım ek el, kol, ayak, vücut, yüz, göz devinmeleri de
görülür. Bunların karışımının oluşturduğu görüntü çok değişik olabilmektedir.
Bu bakımdan birbiriyle aynı biçiminde kekeleyen iki kekeme bulmak olanaksızdır.
Kekemelik gelişimsel bir iletişim problemidir. Gelişimi içinde kekemelik
belli bazı dönemlerde ayrılıp incelenebilir. Çoğunlukla kabul edilen “birinci
dönem kekemeliği” ile “ikinci dönem kekemeliği” diye adlandırılan ikili
ayırımdır.
İletişim, Dil Ve Konuşma
Dil kazanımı insanların yaşamları sırasında başardığı en karmaşık
işlemlerden birisidir. Genellikle çocuklar dili kendi doğal çevrelerinde
herhangi bir sorunla karşılaşmadan kazanmaktadır. Bu nedenle dil kazanımının ne
kadar karmaşık bir süreci içerdiği özellikle dil gelişiminde bir bozukluk
olduğunda görülmektedir. Dil ve konuşma bozukluklarını anlayabilmek,
değerlendirebilmek için temel olan kavramların bilinmesi gerekmektedir.
İletişim, dil ve konuşma kavramlarının hepsi çocuklarda
anadilin kazanılmasını ve güçlüklerini tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu konuda
bazı sorular sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Örnek
olarak “Bir çocukta bunlardan hangisi problemdir?” veya
“Hepsi aynı şeyi mi ifade etmektedir?”
İletişim
Bir bilginin, duygunun ve düşüncenin dil kullanılarak
(sözel iletişim) ya da dil kullanılmaksızın (sözel olmayan iletişim) ifade
edilmesi yöntemidir.
Dil
Bilgilerin iletilmesi amacı ile alışılmış bir düzen içinde
sembollerin, seslerin ve jestlerin düzenlenmesidir. Dil, sözel veya yazılı
olabilir. Dil bir toplumun kültürünün, geleneklerinin, bilgi birikiminin bir
sonraki kuşağa aktarılmasını sağlayan bir araçtır. Her sosyal durum için
vazgeçilmez olduğunu söyleyebiliriz. Tüm bu aktivitelerin amacı iletişimdir,
insanlar mesajlarını diğerlerine aktarmaya çalışmaktadır. Dil, insanlar
arasındaki en etkin iletişim yoludur. İnsanlar bir arada yaşadıkları her yerde
birbirleriyle anlaşmak için bir sistem geliştirmişlerdir.
Konuşma
Dilin kullanılmasıdır. Dilin sembolik birimlerinin yerine
geçen sesleri çıkarmak için kullanılan bir seri kas harekettir. Bize basit
gelen bir sözcük için kaslar ve vücut organlarını biz seri olacak şekilde
kullanırız.
Konuşma, iletişim kurabilmek için kullanılan köprülerden
biridir.
Konuşma için özel tek bir organ yoktur; bir çok organın
birlikte, uyum içinde çalışmasıyla oluşan bir sistemdir. Akciğerler, nefes
borusu, sert ve yumuşak damak, dil, çene, dişler, dudaklar gibi bir çok organ
konuşmada görev almaktadır.
Dil gelişimi kişiden kişiye farklılık gösterir. Dil
gelişimi ile ilgili genellemeler yapılması mümkün olsa da, bu genellemeler her
çocuk için doğru değildir. Çocuklar arasında dil gelişimi yönünden büyük
farklılıklar vardır. Bu nedenle, bir çocuğun dil bozukluğu hakkında konuşurken
çok dikkatli olunmalıdır. Çünkü, çocuğun dil gelişimi aşağıda tanımlanan
dönemlere tamamen uymayabilir. Bu dönemlerden farklı gelişim gösteren bir çocuk
ile ilgili olarak aşırı heyecanlanmak da bir hata olabilir. Ayrıca, çocuğun
normal gelişim sırasından bir sapma gösterdiği durumlar da dikkate alınmalı ve
izlenmelidir.
Çocuklar farklı hızlarda gelişim gösterirler. Hangisinin
normal olarak kabul edileceği konusu çok farklılık göstermektedir. Çocukların
dil ve konuşma gelişimi açısından genel olarak baktığımızda, dili kullanma
yönünden ailelerin bilmesi gereken temel gelişim aşamaları vardır.
Dil kazanımı insanların yaşamları sırasında başardığı en
karmaşık işlemlerden birisidir. Genellikle çocuklar dili kendi doğal
çevrelerinde herhangi bir sorunla karşılaşmadan kazanmaktadır. Bu nedenle dil
kazanımının ne kadar karmaşık bir süreci içerdiği özellikle dil gelişiminde bir
bozukluk olduğunda görülmektedir. Dil ve konuşma bozukluklarını anlayabilmek,
değerlendirebilmek için temel olan kavramların bilinmesi gerekmektedir.
İletişim, dil ve konuşma kavramlarının hepsi çocuklarda
anadilin kazanılmasını ve güçlüklerini tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu
konuda bazı sorular sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Örnek
olarak “Bir çocukta bunlardan hangisi problemdir?” veya
“Hepsi aynı şeyi mi ifade etmektedir?”
İletişim
Bir bilginin, duygunun ve düşüncenin dil kullanılarak
(sözel iletişim) ya da dil kullanılmaksızın (sözel olmayan iletişim) ifade
edilmesi yöntemidir.
Dil
Bilgilerin iletilmesi amacı ile alışılmış bir düzen içinde
sembollerin, seslerin ve jestlerin düzenlenmesidir. Dil, sözel veya yazılı olabilir.
Dil bir toplumun kültürünün, geleneklerinin, bilgi birikiminin bir sonraki
kuşağa aktarılmasını sağlayan bir araçtır. Her sosyal durum için vazgeçilmez
olduğunu söyleyebiliriz. Tüm bu aktivitelerin amacı iletişimdir, insanlar
mesajlarını diğerlerine aktarmaya çalışmaktadır. Dil, insanlar arasındaki en
etkin iletişim yoludur. İnsanlar bir arada yaşadıkları her yerde birbirleriyle
anlaşmak için bir sistem geliştirmişlerdir.
Konuşma
Dilin kullanılmasıdır. Dilin sembolik birimlerinin yerine
geçen sesleri çıkarmak için kullanılan bir seri kas harekettir. Bize basit
gelen bir sözcük için kaslar ve vücut organlarını biz seri olacak şekilde
kullanırız.
Konuşma, iletişim kurabilmek için kullanılan köprülerden
biridir.
Konuşma için özel tek bir organ yoktur; bir çok organın
birlikte, uyum içinde çalışmasıyla oluşan bir sistemdir. Akciğerler, nefes
borusu, sert ve yumuşak damak, dil, çene, dişler, dudaklar gibi bir çok organ
konuşmada görev almaktadır.
Dil gelişimi kişiden kişiye farklılık gösterir. Dil gelişimi
ile ilgili genellemeler yapılması mümkün olsa da, bu genellemeler her çocuk
için doğru değildir. Çocuklar arasında dil gelişimi yönünden büyük farklılıklar
vardır. Bu nedenle, bir çocuğun dil bozukluğu hakkında konuşurken çok dikkatli
olunmalıdır. Çünkü, çocuğun dil gelişimi aşağıda tanımlanan dönemlere tamamen
uymayabilir. Bu dönemlerden farklı gelişim gösteren bir çocuk ile ilgili olarak
aşırı heyecanlanmak da bir hata olabilir. Ayrıca, çocuğun normal gelişim
sırasından bir sapma gösterdiği durumlar da dikkate alınmalı ve izlenmelidir.
Çocuklar farklı hızlarda gelişim gösterirler. Hangisinin
normal olarak kabul edileceği konusu çok farklılık göstermektedir. Çocukların
dil ve konuşma gelişimi açısından genel olarak baktığımızda, dili kullanma
yönünden ailelerin bilmesi gereken temel gelişim aşamaları vardır.
Konuşma bozuklukları, bazen yapısal bazen de fonksiyonel
nedenlere bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bir çok nedene bağlı konuşma
sorunlarından söz edilebilir.
Konuşma ve dil gelişimi iletişim ve sosyal hayatın en
önemli öğesidir. Kişi iletişim araçları ile kendini ifade eder ve hayatını
devam ettirir. İnsanlar arasındaki iletişimin en önemli olanı sözel iletişim
olup, bunun da temel elemanları işitme, ses, konuşma ve lisandır. Bu
elemanlardan herhangi birisinde ortaya çıkabilecek bir sorun, kişinin yalnız
çevresi ile iletişimin bozulmasına neden olmakla kalmayıp, aynı zamanda kendisi
ile de hem organik hem de psikolojik sorunlar ortaya çıkmasına neden olabilir.
İnsanoğlu doğuştan konuşma organlarına ve ses üretme
yetisine sahip olarak doğar. Ancak konuşma becerisini sonradan kazanmaktadır.
Dil kazanımı insanların yaşamları sırasında başardığı en karmaşık işlemlerden
birisidir. Genellikle çocuklar dili kendi doğal çevrelerinde herhangi bir
sorunla karşılaşmadan kazanmaktadır. Bu nedenle dil kazanımının ne kadar
karmaşık bir süreci içerdiği özellikle dil gelişiminde bir bozukluk olduğunda
görülmektedir.
Konuşma bozuklukları aşağıdaki şekilde gruplanabilir:
A- Fizyolojik Konuşma Güçlüğü
B- Gecikmiş Konuşma
C- Telaffuz Bozuklukları
D- Kekemelik
E- Afazi
F- Apraksi
G- Dizatri
H- Yutma Güçlüğü
Gecikmiş Konuşma
Gecikmiş konuşma, çocuğun beklenen yaşta ve şekilde
konuşma-lisan becerilerinde sınırlılık olarak ifade edilebilir. Gecikmiş
konuşma durumu fziksel ve zihinsel gelişimdeki genel bir gerileme nedeniyle 3.
yaşın sonuna kadar dil gelişiminin olmamasıdır. Bu gerilik çeşitli belirtilerle
kendini gösterebilir.
Gecikmiş konuşmanın temelinde zihinsel gerilik, sosyal
yetersizlikler, duygusal ve fiziksel problemler, algılama problemleri, işitme
kayıpları ve güdülenme eksiklikleri vardır.
Gecikmiş konuşmanın nedenlerini; organik yetersizlikler ve
elverişsiz konuşma çevresi olarak ikiye ayırabiliriz. Organik yetersizlikler;
beyindeki merkezi sinir sistemi yaralanmaları, virüs enfeksiyonları, hormonal
bozukluklar, konuşma organlarındaki yapı bozuklukları, işitme kaybı veya hafıza
bozukluklarıdır. Elverişsiz konuşma çevresi ise, güdülenme azlığı, çevrenin
sessiz olması, yetersiz öğretme teknikleri, anne ve baba arasındaki sorunlar,
çocuğa karşı davranışlarının uygun olmaması, yeni bir kardeşin doğması veya
ikiz kardeş durumu gibi problemleri içermektedir.
Öneriler: Kekemelikte genel prensip, erken tanı ve eğitimdir.
Bu konuda uzman tarafından bireysel eğitim programları ve aile eğitim
programları ile uygun terapi teknikleri önerilir. Çocuğun ilk söylediği
kelimeler övülmelidir. Onay gördüğünü ve sevildiğini hisseden çocuk kendisini
tanımlayabilir ve konuşmasını geliştirebilir.
Konuşmanın kazanılmasında her çocuk farklı gelişim hızına
sahiptir.
Pek çok şeyin erken yapılmasını beklemek kesinlikle
zararlıdır. Eğer çocuk konuşmada gecikme gösteriyorsa, uygun teşhis ve tedavi
uzman bir ekip tarafından yapılmalıdır.
|