Dil ve konuşma bozuklukları - Kekemelik

 

      Kekemelik Nedir?
     Kekemelik nedir?: Kekemelik, kişinin tekrar kekeleme kaygısıyla konuşma sesi, hece, sözcük ya da, cümleciklerin irkilme, duraklama, uzatma, patlatma, yinelemeler ve bazen bunların yanında, birtakım yüz, el, kol ve vücut devinimleri gibi belirtilerle konuşmanın ritim ve akıcılığında oluşturduğu  iletişim bozukluğudur.

Kekemeliğin çoğunluk tarafından kabul edilmiş bir tanımı yoktur. Bazıları kekemeliği bir ritim bozukluğu olarak kabul ederler. Ritim bozukluluğuna konuşmanın akıcılığındaki bozukluğu ekleyenler de vardır.

Kekemeliğe sadece ritim ve akıcılık bozukluluğu olarak bakıldığında kekeleyenle kekelemeyeni ayırmak çok güçtür. Çünkü herkesin kendine özgü bir konuşma ritmi, akıcılığı ya da gözlenebilir duraklaması, irkilmesi vardır. Gerçi konuşmanın akıcılığı için radyo, televizyonlarda haberleri sunan spikerlerin konuşması örnek olarak alınabilir. Spikerlerin haber bültenlerindeki konuşmaları akıcılık yönünden artı uca konursa, kekemelerinki derece derece eksi uca doğru kayan bir durum gösterir. Bunun sınırını kestirmek güçtür.

Günlük konuşmada, spikerlerin haber bülteni verirken yaptıkları konuşma ölçüsünde akıcılık bulmak güçtür. Her gün rastladığımız kişilerin yaptıkları konuşmalara, radyo ve televizyonlarda yayınlanan röportajlara göz atıp, kulak kesilirsek akıcılık yönünden farklılar yakalayabiliriz. Ama bu kişilere kekeme diyemeyiz. Konuşmadaki akıcılığın saptanması istatistiksel bir işlemi gerektirir. Kekeleyenler de kekelemeyenler de akıcılık yönünden geniş ayrılıklar gösterir. Bu tanımların kullandığı akıcılık sözcüğüyle ne kastedildiğinin açıklığa kavuşturulası gerekmektedir.  Akıcılığın bozulması demek, konuşmada; duraklama, irkilme, uzatma, tekrarlar ve patlayıcı başlamalar demek olacaktır. Bu açıklamadan hareket edildiğinde kekemelik konuşmanın akıcılığının duraklama, irkilme, uzatma, tekrarlar ve patlayıcı başlamalarla bozulmasıdır türünden bir tanım ortaya çıkacaktır. Benzer yaklaşımlarla yapılmış birkaç tanım daha verilebilir.

Kekemelik; tutukluk, bir sözcüğü ya da sesi yineleyerek duraklama, kimi sesleri uzatma ya da patlama nedeniyle konuşmayı olağan ritim ve akıcılığıyla sürdürememe durumudur. Veya kekemelik sesli konuşmada sözcüklerin akışının yineleme, takılma, solunum tutuklukları, kas gerilimi gibi nedenlerle engelleyip, kesintiye uğramasıdır.

Belirtilere dayanmadan yapılan tanımlar da vardır. Kekemelik, konuşmaktan çekinen bir kişinin konuşmadan önce gösterdiği kasılma ve tepkilerdir. Bu tanıma göre kekemelik, kişinin tekrar kekelemeyeyim derken yaptığı şeydir. Kekemeliğin belirtilerinden birini ya da birkaçını esas alarak yapılan tanımlamalar da vardır. Pepemelik, sözcüklerin ilk sözcüklerini güçlükle söyleyebilme; dil tutukluluğu. Dil tutukluluğu, dilin görevi tam olarak yapamaması yüzünden ileri gelen ve sözcükleri açık olarak söyleyememek biçiminde kendini gösteren bir konuşma güçlüğü.

Kekemelik nedir sorusuna yanıt olarak yukarda verilen tanımların çoğunu içeren ve onlara belirtilerin çoğunu ekleyerek yapılan tanımlar da vardır. Bunlar bir araya getirildiğinde şöylesi bir tanım ortaya çıkmaktadır: Kekemelik, kişinin tekrar kekeleme kaygısıyla konuşma sesi, hece, sözcük ya da, cümleciklerin irkilme, duraklama, uzatma, patlatma, yinelemeler ve bazen bunların yanında, birtakım yüz, el, kol ve vücut devinimleri gibi belirtilerle konuşmanın ritim ve akıcılığında oluşturduğu bozukluktur.

  Kekemeliğin Nedenleri Nelerdir ?

Kekemeliğin nedenleri konusunda bugün bir birlik ve beraberlik yoktur. Kekemeliğin nedenleri ile ilgili ileri sürülen görüşler oldukça değişiktir ve çoktur. Her görüşü savunan kendisini destekleyecek bazı araştırma sonuçlarını da vermektedir. Bu bakımdan burada, görüşleri olabildiği kadar birleştirerek, kümeler halinde açıklama yoluna gidilecektir. Değişik görüşler burada beş alt başlık altında ele alınacaktır. Bunlar kekemeliği:

Yapısal bir problem olarak ele alanlar;

Öğrenilmiş bir davranış olarak kabul edenler;

Kişilik bozukluluğu olduğunu ileri sürenler;

Perseverasyon - direnme ile açıklamaya çalışanlar ve

Bunlar arasında orta ya da karma bir yol tutanların kuramlarıdır.

1. Kekemelik Yapısal Nedenli Bir Problem midir?

Bu kümedekiler kekemeliği bedensel, fizyolojik ya da nörolojik bir nedene bağlamaya çalışırlar. Bu görüş çok eski çağlardan beri sürüp gelen bir açıklamadır. Kekemeliğin dildeki bir özre, hançeredeki ses bantlarındaki bozukluğa, nörolojik nedene bağlayanlar olmuştur. Beynin sağ ve sol yarı kürelerinden birinde konuşma merkezi başat hale gelmezse, konuşma işi beynin iki yarı küresi arasında sürüncemede kaldığını, bu durumun kekemelik oluşturduğunu söyleyenler, beyin sinirleri ile ses çıkarma organlarını devindiren sinir ve kaslar arasında yeterli uygunluk ve beraberlik olmayışından kaynaklandığını söyleyenler de vardır.

Bu görüşte olanlara göre kekeme olan bireyler aslında kekemeliğe uygun, yatkındırlar. Eğer çevre koşulları kekemeliği önleyecek durumdaysa mesele yoktur. Çocuk kekeme olmadan dönemi geçirir. Fakat çevre koşuları çocuğun bünyesiyle bağdaşırsa kekemelik gelişir.

Kekemelik soy ve özgeçmişleri üzerinde yapılan araştırmaların bulgularını kendi görüşlerini desteklemek için kullanılır bu kümedekiler. Bu konuda yapılan araştırmalara göre kekeme kişilerin soyunda kekeme kişiler vardır. Solaklık kekemeler arasında daha çoktur. Kekemelik ikiz doğum yapan ailelerde ikiz doğum olmayan ailelerden daha fazla görülür. Yine, ikiz doğum kekeme olan ailelerde kekeme olmayan ailelere oranla daha fazladır. Yani ikizler arasında kekemelik daha çok görülür. Kekemelerin dil gelişimleri incelendiğinde "gecikmiş konuşma" problemi görülür. Kekemeler arasında sinir sistemini etkileyecek biçimde uzun süren ateşli hastalık geçirenlerin sayısı oran olarak fazla görülmektedir.

Kısaca, bu görüşte olanlara göre fizik yapı kemeliğe uygun ortam hazırlar. Bu ortam diğer koşullarla birleştiğinde kekemelik gelişir.

2. Kekemelik Öğrenilmiş Bir Davranıştır:

Bu görüşü savunanlar kekemeleri bir küme olarak, kekeme olmayanlardan ayrı gören ya da gösterenlere karşıdırlar. Bu görüştükleri göre kekemelerle kekeme olmayanlar arasında küme olarak kalıtım, fizik gelişim, sağlık gelişimi, zekâ ya da kekemeliğe neden olabilecek tek etken yönünden hiç bir ayrıcalık yoktur. Kekemelik öğrenilen bir davranıştır. Aslında konuşmanın kendisi öğrenilen bir süreçtir.

Konuşma gelişimi sırasında öyle bir dönem gelir ki, o dönemde her çocuğun konuşmasındaki akıcılık sekteye uğrar. Kekemeler bu dönemde konuşmanın akıcılığındaki tutukluğun yanlış değerlendirilmesi sonucu, bu özrün zorla kazandırıldığı bireylerdir. Öyleyse kekemelik bir yapısal özelliğe bakmaksızın, herkesin başına gelebilecek bir özürdür. Konuşma gelişimindeki bu kritik dönemde ana baba, öğretmen ve diğer yetişkinler tutulma ve duraklamaya karşı aşırı duyarlık gösterir, endişelenir, telaşlanırlar. Bunu çocuğa aktarırlar. Böylece çocuk düzgün, engelsiz biçimde atlatabileceği bir dönemden, tutulma, duraklama gibi kekemelik belirtilerini benimser, bilinçli hale getirir ve kekeme olarak çıkar.

Bu görüşte olanlara göre kekemelik herhangi bir yapısal özre bağlanmaz. Aristotle zamanından bu yana, kekemelik ile ilgili inançları ele alarak tek tek onların yanlış yanlarını ortaya çıkarmaya çalışır bu görüşte olanlar. Orta derecede bir kekemenin konuşmasının ancak %10 nunda kekelediğini ortaya çıkaranlar bunlardır. Eğer yapısal bir özür kekemeliğin nedeni olsaydı konuşmanın geriye kalan %90 da kekeleyerek yapılması gerekirdi. Kekeme konuşma sırasında 1 - 2 saniye ya da daha az sürmektedir. Eğer organik bir özre dayansaydı, o organik özrün konuşmayı her zaman etkilemesi gerekirdi. Organik özrün bir diğer dayanağı da aynı biçimde kekeleyen iki kekeme bulmanın olanaksız olduğudur.

Kekemeliğin soy kovalaması onun kalıtsal olduğunu göstermez. Zaten soy kovalanması da ileri sürüldüğü kadar yüksek değildir. Aynı ailede görülen kekemelik olgularının nedeni, genlere bağlı kalıtsal olmaktan çok, geleneksel bir hal olmasındandır.

Yine, bu görüşte olanları yaptıkları araştırmalardan çıkarılan sonuç, kekemelikle psikonevroz ya da ağır derecede kişilik bozukluğu arasında bir bağlantı kurulamayacağıdır.

3. Kekemelik Bir Kişilik Bozukluğu mudur?

Bu kümede, çoğunlukla ruhbilimci ve ruhsal sağaltımcılar toplanmaktadır. Onlara göre, kekemelik kişilik bozukluğunun bir belirtisidir. Kekemelik bir konuşma bozukluğu değildir. Kekemelik benlik ve rol çatışmasıdır. Kekeme, kekeleyerek konuşmakla düzgün biçimde konuştuğunda doyuramadığı birtakım ruhsal gereksinmelerini doyurmaktadır.

Kekemelerde belirli bazı kişilik özellikleri vardır. Bebeksi, zorlayıcı, çekingen, endişeli, güvensiz, bağımlı, yalnız, utangaç gibi sıfatlardan biri ya da birkaçı ile tanımlanabilecek kişilik özellikleri gösterir kekemeler.

Gökay ve Kasatura yaptıkları araştırmada kekemeler ile nevrotikler arasında bazı benzerlikler bulunmuşlardır. Aile içi çatışmalar bakımından kekemeler ile nevrotikler arasında %70 gibi bir benzerlik görülmektedir. Bunu sinirlilik, endişe, kaygı izlemektedir. Diğer özelikler bakımından da anlamlı bir fark bulunmamıştır. Kekemelerin ailelerinde ana babalar aşırı titiz, kuralcı olmakta ve kekemelikte ruhsal etkenlerin payı büyük ölçüde görülmektedir. Eğer bir çocuğu kekeme yapmak istiyorsanız, onu çok kesin kurallara göre, hiç yanılgısız ve yanlışsız davranması için zorlayın. Kurallarınızı hiç bozmayın, biçiminde ters örnekle kekemeliğin olumsuz ruhsal ortamda geliştiğini göstermeye çalışanlar vardır.

Bu görüşte olanların bazılarına göre insan vücudu biyolojik yönden bir denge içinde gelişir. Görevlerini de dengeleme biçiminde yürütür. Dış ve iç ısı olması gerekenden fazla olursa vücut terlemeye başlar. Bu terlemeyle dengeyi sağlamaya çalışır. Soğukta büzülür, tüyler diken diken olur. Bu da dengeyi sağlama çabasıdır. Bunlara benzer nice değişmeler vardır ki hep dengeyi sağlamak ve korumak içindir. Bunlar, durumsal baskılara, sıkıntılara karşı dengeyi koruyabilmek için vücudun karşı tepkileridir. Hangi türden olursa olsun, baskı ve güçlük altında kaldığında vücudun görevlerinde bir uyumsuzluk, çözülme meydana gelir. Bir baskı ya da güç duruma karşı bünyeden gelen tepki çoğunlukta tek bir biçimde olmaz. Bazı durumlarda baskıya bütün vücut tepki gösterir yani bütün vücuttaki denge bozulur. Buraya kadar söylenenler içgüdüsel işlevlerde meydana gelen değişmeler ya da çözülmelerdir. İnsanoğlunda öğrenilmiş, sonradan kazanılmış olan işlevler de vardır. Yürüme, koşma konuşma v.b gibi. Genel olarak bu işlevler iyi kazanılmışsa, yerleşmişse, baskı ve güçlük karşısında hemen çözülmezler. Onlar daha kararlı ve süreklidirler. Ama zayıf kazanılmış olan işlevler çok çabuk ve hafif baskılar karşısında hemen çözülüverir.

Konuşma kazanılmış, öğrenilmiş olan işlevlerden biridir. Şayet öğrenilme döneminde, işlev iyice pekişmeden, güçlenmeden bir baskıyla karşılaşırsa konuşma bozuk olabilir. Bu, birinci dönem kekemeliği biçiminde görülür. Konuşma kazanıldıktan sonra her hangi bir baskı karşısında çözülür, bozulursa bu ikinci dönem kekemeliği biçiminde görülür.

4. Bir Direniş (Perseverasyon) Belirtisi Olarak Kekemelik:

Bu görüşte olanların hareket noktası, insanoğlunda değişikliğe karşı bir direnmenin var oluşudur. Değişiklik fizyolojik-organik olduğu gibi ruhsal ve sosyal olabilir. İnsan, organizma olarak, kendini bir önceki duruma alıştırmıştır. Önceki durum değişse, etkisi ortadan kalsa bile, organizma bir süre onu hissetmeye devam eder. Trenle uzun bir yolculuk yapan kişinin trenden indikten sonra, bir süre yine kendisini trendeymiş gibi hissetmesi bunun örneklerinden biridir. Heyecanlı bir olayla karşılaşan kişinin olay yerinden ayrıldıktan sonra bir süre sonra hala aynı heyecanı duyması da diğer bir örnektir. İnsanın günlük yaşamında bu gibi etkiler çoktur. Fakat çoğunlukla bu gibi durumlar vardır ki etkisi ve direnme uzun sürer. Duygusal gerginlik ve kaygılar bunlar arasındadır.

Eğer birey direnmeye neden olan bir durumun etkisi altındayken konuşmaya zorlanır ya da kişi kendini konuşmak için zorunlu hissederse, direnme etkisini onun konuşmasında gösterir. Yani direnme ve tepki, konuşmada irkilme, tutulma, yineleme ya da uzatma biçiminde ortaya çıkar.

5. Kekemelik Tek Bir Nedene Bağlanabilir mi?

Bu görüşte olanlara göre, kekemelik her zaman bir tek nedene bağlanarak açıklanamaz. Gerçi yukarda açıklanan görüşlerin hepsinin doğruluk payı vardır. Bunların birini kabul edip diğerlerini atmak ya da onlara karşı gelmek olanaksızdır. Neden bireyden bireye değişir. Bazen bir, bazen birden fazla neden bulunabilir kekemelikte. Bu görüşün başını çekenlere göre kekeme çocuklar, duygusal çatışmalar olan bir geçmişe; olağan sayılabilecek tutukluğu kekemelik diye tanılayan-damgalayan bir bünyeye; konuşmalarının akıcılığını engelleyen bir çevreye ve sınırlı hoşgörüye sahiptirler.

Özet olarak, daha kesin bilgilerle donatılıncaya kadar bu son görüş daha fazla kabul olacaktır denebilir.

 Kekemeliğin Belirti ve Türleri nelerdir?

Kekemelik ışık ve ses dalgasına dayalı iki tür belirti veren bir iletişim problemidir. Kekemelik tek bir isim ile anılan bir problem ise de, kendi içinde bir takım ayrıcalıkları olan türler halinde de ele alınabilir.

     Ses dalgasına dayalı olan belirtileri yukarıda verilen tanımlar içinde değişik sözcüklerle ele alınmış bulunmaktadır. Ama burada bir kez daha sıralamakta bir sakınca yoktur. Sesin çıkması gereken zamanda çıkmayışı, patlayarak çıkması, gereğinden fazla uzatılması, gereksiz yere yinelemesi, seslerin birbirine ulanarak sözcük oluşturulmasında olağandışı yerlerde duraklayarak ulamanın kesintiye uğraması gibi belirtiler sese ilişkin olanlardır.

    Ayrıca bunlara ek olarak ışık dalgası, yani görüntü veren diğer belirtiler de vardır. Bunlar konuşanın dudak, burun hareketlerinde olağan dışılık, göz kırpma, gereksiz yerlerde yüz kasılmaları, boyun sinir ve kaslarında kabarma ve gerilme, el ve kol hareketlerinde sertleşme ve gereksiz davranışlar, ayak, bacak hareketlerinin katılması ve tepik, kasılma gibi davranışların görülmesi, bazen tümüyle gövdenin olağandışı davranışlarda bulunması halleridir.

      Kekemelik bazı kişiler için konuşmaya başlama sorunudur. Kişi konuşmaya niyet eder, konuşmak için girişimde bulunur. Fakat bir türlü konuşmanın ilk sözcüğünde, ilk sözcüğün sesine başlayamaz. Onu çıkartmak için zorlanır. Bu zorlanma dışarıdan da kolayca fark edilebilecek düzeyde olur.

    Kekemeliğin bir diğer türü, konuşma başladıktan sonra alışılmamış bir biçimde konuşmanın kesilmesi ya da duraklamasıdır. Çoğunlukla başlanmış olan tümce bir ya da bir kaç yerinde kesintiye uğrar. Bazı hallerde her duraklamayı bir başlayamama güçlülüğü izler.

    Bir başka tür kekemelik, konuşmaya başlarken belirli seslerin çıkarılış biçimiyle ilgilidir. Bazı bireyler konuşurken bazı sesleri, özelikle sözcüklerin ilk seslerini birden patlatarak çıkarır. Birey para diyecekse, önce duraklar. Bütün gücünü ilk ses olan ‘p’ nin çıkarılmasına harcar. Böylece ilk hece olan ‘pa’ olağandışı bir gürlükte ve birden çıkarılır. Bundan ötürü böylesi belirti veren kekemeliğe patlama denir.

    Bazı olgularda belli bazı sesler olağandışı sayıda yineler. Birey ben diyecekse ‘b’ sesini heceleyerek be, be ,be ,be ,be, be....diye yineler ve sonunda ‘n’ sesini de ekleyerek ben sözcüğünü tamamlar.

    Bazen ses olağandışı uzatılarak çıkarılır. Uzak demek isteyen bir kekeme ‘u’ sesini gereğinden fazla uzatarak ancak uzak sözcüğünü söyleyebilir. O zaman sözcük uzak biçiminde çıkarılmış olur. Uzatma ilk seslerde olduğu gibi sözcük ortasında olan sesler de pek görülmez. Kekemelik ışık ve ses dalgasına dayalı iki tür belirti veren bir iletişim problemidir. Kekemelik tek bir isim ile anılan bir problem ise de, kendi içinde bir takım ayrıcalıkları olan türler halinde de ele alınabilir.

     Ses dalgasına dayalı olan belirtileri yukarıda verilen tanımlar içinde değişik sözcüklerle ele alınmış bulunmaktadır. Ama burada bir kez daha sıralamakta bir sakınca yoktur. Sesin çıkması gereken zamanda çıkmayışı, patlayarak çıkması, gereğinden fazla uzatılması, gereksiz yere yinelemesi, seslerin birbirine ulanarak sözcük oluşturulmasında olağandışı yerlerde duraklayarak ulamanın kesintiye uğraması gibi belirtiler sese ilişkin olanlardır.

    Ayrıca bunlara ek olarak ışık dalgası, yani görüntü veren diğer belirtiler de vardır. Bunlar konuşanın dudak, burun hareketlerinde olağan dışılık, göz kırpma, gereksiz yerlerde yüz kasılmaları, boyun sinir ve kaslarında kabarma ve gerilme, el ve kol hareketlerinde sertleşme ve gereksiz davranışlar, ayak, bacak hareketlerinin katılması ve tepik, kasılma gibi davranışların görülmesi, bazen tümüyle gövdenin olağandışı davranışlarda bulunması halleridir.

      Kekemelik bazı kişiler için konuşmaya başlama sorunudur. Kişi konuşmaya niyet eder, konuşmak için girişimde bulunur. Fakat bir türlü konuşmanın ilk sözcüğünde, ilk sözcüğün sesine başlayamaz. Onu çıkartmak için zorlanır. Bu zorlanma dışarıdan da kolayca fark edilebilecek düzeyde olur.

    Kekemeliğin bir diğer türü, konuşma başladıktan sonra alışılmamış bir biçimde konuşmanın kesilmesi ya da duraklamasıdır. Çoğunlukla başlanmış olan tümce bir ya da bir kaç yerinde kesintiye uğrar. Bazı hallerde her duraklamayı bir başlayamama güçlülüğü izler.

    Bir başka tür kekemelik, konuşmaya başlarken belirli seslerin çıkarılış biçimiyle ilgilidir. Bazı bireyler konuşurken bazı sesleri, özelikle sözcüklerin ilk seslerini birden patlatarak çıkarır. Birey para diyecekse, önce duraklar. Bütün gücünü ilk ses olan ‘p’ nin çıkarılmasına harcar. Böylece ilk hece olan ‘pa’ olağandışı bir gürlükte ve birden çıkarılır. Bundan ötürü böylesi belirti veren kekemeliğe patlama denir.

    Bazı olgularda belli bazı sesler olağandışı sayıda yineler. Birey ben diyecekse ‘b’ sesini heceleyerek be, be ,be ,be ,be, be....diye yineler ve sonunda ‘n’ sesini de ekleyerek ben sözcüğünü tamamlar.

    Bazen ses olağandışı uzatılarak çıkarılır. Uzak demek isteyen bir kekeme ‘u’ sesini gereğinden fazla uzatarak ancak uzak sözcüğünü söyleyebilir. O zaman sözcük uzak biçiminde çıkarılmış olur. Uzatma ilk seslerde olduğu gibi sözcük ortasında olan sesler de pek görülmez.

  Kekemelik Eğitimi

  Kekemeliğin eğitiminde izlenen yollar, nedenlere ilişkin kurumlara bağlı olarak çok ve değişiktir.

Kekemeliğin nedenini yapısal bozukluğa bağlayan ya da o görüşte olan uzman sağaltımda o yöne ağırlık verecektir.

Kekemeliği bir kişilik bozukluluğu olarak uzman ise ruhsal sağaltımı savunur ve onu uygular.

Nedene ilişkin kurumları açıklarken, son olarak değinilen orta yol görüşü sağaltım için de geçerlidir. Ancak burada bir önemli noktanın açıklanması gerekmektedir. Kekemeliği baştan nedenler ruhsal olmasa bile sonradan, kekemeliğin bir ruhsal sorun haline dönüştüğü açıktır. Bu bakımdan kekemeliğin düzeltilmesinde ruhsal sağaltım ile konuşma sağaltımının birilikte düşünülmesi gerekmektedir.

Ruhsal sağaltım ya da konuşma sağaltımı için bireysel ve grup çalışmaları yapılabilir. Kekemelerle yapılacak ruhsal sağaltım için grup çalışmalarının daha etkin olduğunu ileri sürenler vardır.

Konuşma eğitimi ve ruhsal sağaltım yöntemleri kekemeliğin birinci ya da ikinci dönem oluşuna, ağırlık derecesine, bireye ve sahip olunan olanaklara bağlı olarak değişkenlik gösterebilir.

Eğitimde bir genel kural kekemeliği yaratan, sürdüren, ağırlaştıran etkenlerin ortadan kaldırılması ya da etkilerinin azaltılmasına çaba gösterilmesidir.

Kekemeliğin eğitimi diğer konuşma özürlerine göre daha çok zaman alıcı, uzun süren bir çalışmayı gerektirir. Bunun baştan kekeme, ailesi ve uzman tarafından dikkate hatta göze alınması gerekir.

  Kekemelikle İlgili Bilinmesi Gerekenler Nelerdir?  

Daha önce kekemelik üzerinde yapılan araştırma ve çalışmaların birçok ortak görüşü bir araya getirmiştir. Bu ortak görüşlere kısa kısa değinilmekte yarar var.

Kekemelik eski çağlardan beri bilinen ve insanlığı etkileyen bir iletişim problemidir. Her çağda, büyük toplumlarda kekemelik var olagelmiştir. Aristotle, Demosten gibi ünlülerin kekeme olduğunu tarih kitapları yazar. Konuyla ilgilenenler de bunu bilir. Bunlar arasında yakın tarihin ünlülerinden Winston Churehill’i de sayabiliriz. Tarih ilkçağlarından beri bilinen bir özür oluşu, o zamandan beri kekemeliğin niteliği, nedeni, eğitimi çalışmalara konu olmuştur. Yukarda değinilen çok çeşitli yayınların doğması da bundandır. Kekemeliğin uygarlıktan etkilenen bir problem olduğu düşünülmektedir. Amerika’daki kızıl derili kabilelerin bazılarında ve ingiliz Ganası yerli kabilelerin bazılarında hiç kekeleyen olmadığı gibi, dillerinde    kekemelik karşılığı bir sözcük bulunmadığını gösteren araştırmalar vardır.

    Kekemeliğin genel nüfusu ya da okul çağı çocuklarına göre oranını kesin olarak söylemek güçtür. Toplumdan topluma, kültüre ve hayatta aynı toplumun içinde sosyoekonomik düzeye göre bu oran değişebilmektedir. Bizde 760 öğrenciyi kapsayan bir araştırmada oran %2olarak bulunmuştur.

  Kekemelik cinslere göre değişiklik göstermektedir. Genel olarak erkek çocuklar arasında daha sık görülmektedir. Oran yaşa, çevre koşularına ve yapılan araştırmalara göre değişmektedir. Batılı kaynakları bu oranı 1/10 ile1/4 arasında göstermektedir. Bizde yapılan bir araştırmada oran ½ olarak bulunmuştur. Bir başka kaynak kekemeliğin erkeklerde kızlara göre 4-5 kat fazla olduğunu ileri sürmektedir.

    Kekemeliğin erkek çocuklar arasında daha fazla görülmesinin nedeni kesin olarak bilinmektedir. Bu konuda iyi düzenlenmiş araştırmalardan birini yapmış olan Schuell’e göre olasılı neden şu olabilir:

 Erkek çocukların fizik, sosyal ve dil gelişim hızı kızlara oranla daha yavaştır. Bu, onları kızlarla eşit olmayan koşullarda yarışmaya ve kıyaslanmaya zorlamakta ve bunun sonucu erkeklerde daha çok engelleme, güvensizlik ve duraksama görülmektedir. Eğer engelleme durumu çok sık olur ve konuşma başkalarındaki ile olumsuz biçiminde kıyaslanırsa ve çocuk bunu farkında olursa konuşma kaygısı gelişebilir. Öte yandan kız çocuklarına aile ve toplum içinde her yaşta daha ılımlı davranmaktadır. Yani kızlar erkeklere oranla çocukluk dönemlerini daha ılımlı ve uygun koşular altında geçirmektedirler. Bu bakımdan kekemelik kızlarda daha az görülebilir. Kekemelikte dengenin erkeklerin aleyhine bozukluğu sadece sayıda değildir. Kekemelin derecesi – ağırlığı- erkek çocuklarda kızlara oranla daha fazladır. İş bununla da kalmamakta, kekemelik oğlanlarda kızlara göre daha uzun süren bir sorun olmaktadır.

   Kekemelik genellikle 2 - 6 yaşları arasında oluşan bir iletişim problemidir. Bu yaşlar konuşmanın kazanıldığı yaşlardır. Kekemelik bu yaşlarda başlar görünmekte ya da çocuk bu yaşta kekeme olarak damgalanmaktadır. Çocuk, çoğunlukla kekemeliği okul öncesi çağda geliştirmeye başlamaktadır. İlk çocuklukta başlayan kekemelik yaş ilerledikçe artar, ergenlik çağında kuvvetlenir. 18 - 20 yaşlarında sonra hafifleyebilir.

    Kekemelik bazen birdenbire ve üzücü bir biçimde başlayabilir. Fakat çoğunlukla çok hafif başlar, gelişimi yavaş yavaş olur. Bazıları o kadar hafif başlar ki, ana baba ne zaman başladığını bilemez. İlkokul dönemi sonraki yaşlarda kekemeliğin başladığı pek ender görülmektedir. Bu yaş sınırı 14 - 15 olarak gösterenler de vardır.    

 Çocukların çoğu 2 - 6 yaşları arasında kekemeliğin sınırına gelir, fakat kekeme olmadan bu sınırı aşabilir. Çocuk 2 - 6 yaş döneminde konuşmayı öğrenir ve ne söylediğine, nasıl söylediğine dikkat edilmeye başlar. Bu dönemde çocuğun düşünme hızı, sözcükleri çıkarabilme hızından fazladır. Bu nedenle çocukta geçici bir kekemelik görülebilir. Çocuk konuşurken duraklama ve yineleme yapar. Fakat kendisi bunun farkında değildir. Ama çevresindekiler bu duraklama ve yinelemeleri olağandışı olarak görebilir. Çocuğun çevresindekiler bunu fark etmez ya da konuşmasını düzeltmesi için zorlayıcı baskıda bulunmazsa, çocuğun dikkati konuşması üzerine çekilmezse, bu dönem 7 - 8 yaşlarına doğru düzgün konuşmayla tamamlanmış olur.

    Kekemelik olguların çoğunda yukarda sözü edilen geçici kekemelik döneminde ana babanın karışması görülmektedir. Çocuk düzgün olarak geçirebileceği dönemi “kekeleme”, ”doğru konuş”, ”konuşmana dikkat et” gibi yetişkinlerin karışmasıyla kekeme damgasını yiyerek tamamlar. Bu damgalama çoğunlukla kekemelik konusunda yetişmiş uzman kişiler tarafından yapılır. Böyle küçük yaşta kekeme tanısı konulan çocuğun kekemeliği ile yetişkin bir kekemenin kekemeliği arasında fark vardır. Bu bakımdan tanıya kekemeliği oluşturan nedenlerden birisi olarak bakılmaktadır.

Kekemelik derece ve süreğenlik açısından farklılıklar gösteren bir problemdir.. Kekemeliği ne kadar ağır olursa olsun, hiç bir kekeme her zaman ve sürekli olarak kekelemez. Kekemenin kekelemeden, rahat ve düzgün konuştuğu durum ve anlarda vardır. Orta derecede bir kekeme konuştuğu sözcüklerin ancak %10 da kekemeler, %90 ını düzgün söyler.

Kekeme korolarda şarkı söylerken, kendi kendine konuşurken, bir hayvanla konuşurken, oyun oynar ya da çalışma sırasında konuştuğunda kekelemez.

Yine, bir spor etkinliği sırasında, gece karanlığında kekeme daha rahat konuşur.

Bazı kekemeler değişik kişiler karşısında değişik derecede kekeler. Çocuk annesiyle konuşurken daha rahattır da babasıyla aynı rahatlık içinde konuşamayabilir. Öğrenci okul müdürüyle sınıf öğretmeniyle konuştuğu kadar rahat konuşamaz.

 Kekemelik sürekli değildir. Kekemenin kekelemediği zamanlar vardır. Bu zamanlar onun kekemelik derecesine ve yaşam koşullarına göre azalıp çoğalabilir. Kısaca kekeme çocuk bazen günlerce ve haftalarca kekelemeden konuşabilir.

Kekemeliğin şiddeti de zaman zaman değişebilir. Çocuğun yaşantısına bağlı olarak kekemelik bazı anlarda şiddetlenir, bazı anlarda şiddeti azalır. Heyecan ve yorgunluk bu değişikliğin nedenlerinden ikisidir.

Kekemelik bazı durumlarda ortaya çıkar. Tümcelerin ilk sözcükleri, tümce içindeki uzun sözcükler, tümce içindeki isim ve fiiller diğer sözcük türlerine göre daha çok kekemeliktedir. Telefon konuşmasında, kendisi telefonla birisini aradığında daha çok güçlük çekmektedir. Fakat başkası onu aradığında o kadar güçlük çekmeden konuşabilmektedir. Okuma sırasında okunan parçanın konusunun önemi arttıkça ve zihin düzeyi yükseldikçe kekemeliğin arttığı dikkati çekmektedir.

Konuşmanın akıcılığı açısından bakıldığında, kekemeliğin kendine özgü bir görüntüsü vardır. Kekemenin konuşmasında düzgün konuşmaya oranla daha fazla duraksama, patlama, yineleme ve uzatma görülür.

    Akıcılığın aksaması dışında kekemelik tipi denilen bir takım ek el, kol, ayak, vücut, yüz, göz devinmeleri de görülür. Bunların karışımının oluşturduğu görüntü çok değişik olabilmektedir. Bu bakımdan birbiriyle aynı biçiminde kekeleyen iki kekeme bulmak olanaksızdır.

    Kekemelik gelişimsel bir iletişim problemidir. Gelişimi içinde kekemelik belli bazı dönemlerde ayrılıp incelenebilir. Çoğunlukla kabul edilen “birinci dönem kekemeliği” ile “ikinci dönem kekemeliği” diye adlandırılan ikili ayırımdır.

İletişim, Dil Ve Konuşma

Dil kazanımı insanların yaşamları sırasında başardığı en karmaşık işlemlerden birisidir. Genellikle çocuklar dili kendi doğal çevrelerinde herhangi bir sorunla karşılaşmadan kazanmaktadır. Bu nedenle dil kazanımının ne kadar karmaşık bir süreci içerdiği özellikle dil gelişiminde bir bozukluk olduğunda görülmektedir. Dil ve konuşma bozukluklarını anlayabilmek, değerlendirebilmek için temel olan kavramların bilinmesi gerekmektedir.

İletişim, dil ve konuşma kavramlarının hepsi çocuklarda anadilin kazanılmasını ve güçlüklerini tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu konuda bazı sorular sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Örnek

olarak “Bir çocukta bunlardan hangisi problemdir?” veya “Hepsi aynı şeyi mi ifade etmektedir?”

İletişim

Bir bilginin, duygunun ve düşüncenin dil kullanılarak (sözel iletişim) ya da dil kullanılmaksızın (sözel olmayan iletişim) ifade edilmesi yöntemidir.

Dil

Bilgilerin iletilmesi amacı ile alışılmış bir düzen içinde sembollerin, seslerin ve jestlerin düzenlenmesidir. Dil, sözel veya yazılı olabilir. Dil bir toplumun kültürünün, geleneklerinin, bilgi birikiminin bir sonraki kuşağa aktarılmasını sağlayan bir araçtır. Her sosyal durum için vazgeçilmez olduğunu söyleyebiliriz. Tüm bu aktivitelerin amacı iletişimdir, insanlar mesajlarını diğerlerine aktarmaya çalışmaktadır. Dil, insanlar arasındaki en etkin iletişim yoludur. İnsanlar bir arada yaşadıkları her yerde birbirleriyle anlaşmak için bir sistem geliştirmişlerdir. 

Konuşma

Dilin kullanılmasıdır. Dilin sembolik birimlerinin yerine geçen sesleri çıkarmak için kullanılan bir seri kas harekettir. Bize basit gelen bir sözcük için kaslar ve vücut organlarını biz seri olacak şekilde kullanırız.

Konuşma, iletişim kurabilmek için kullanılan köprülerden biridir.

Konuşma için özel tek bir organ yoktur; bir çok organın birlikte, uyum içinde çalışmasıyla oluşan bir sistemdir. Akciğerler, nefes borusu, sert ve yumuşak damak, dil, çene, dişler, dudaklar gibi bir çok organ konuşmada görev almaktadır.

Dil gelişimi kişiden kişiye farklılık gösterir. Dil gelişimi ile ilgili genellemeler yapılması mümkün olsa da, bu genellemeler her çocuk için doğru değildir. Çocuklar arasında dil gelişimi yönünden büyük farklılıklar vardır. Bu nedenle, bir çocuğun dil bozukluğu hakkında konuşurken çok dikkatli olunmalıdır. Çünkü, çocuğun dil gelişimi aşağıda tanımlanan dönemlere tamamen uymayabilir. Bu dönemlerden farklı gelişim gösteren bir çocuk ile ilgili olarak aşırı heyecanlanmak da bir hata olabilir. Ayrıca, çocuğun normal gelişim sırasından bir sapma gösterdiği durumlar da dikkate alınmalı ve izlenmelidir.

Çocuklar farklı hızlarda gelişim gösterirler. Hangisinin normal olarak kabul edileceği konusu çok farklılık göstermektedir. Çocukların dil ve konuşma gelişimi açısından genel olarak baktığımızda, dili kullanma yönünden ailelerin bilmesi gereken temel gelişim aşamaları vardır.

Dil kazanımı insanların yaşamları sırasında başardığı en karmaşık işlemlerden birisidir. Genellikle çocuklar dili kendi doğal çevrelerinde herhangi bir sorunla karşılaşmadan kazanmaktadır. Bu nedenle dil kazanımının ne kadar karmaşık bir süreci içerdiği özellikle dil gelişiminde bir bozukluk olduğunda görülmektedir. Dil ve konuşma bozukluklarını anlayabilmek, değerlendirebilmek için temel olan kavramların bilinmesi gerekmektedir.

İletişim, dil ve konuşma kavramlarının hepsi çocuklarda anadilin kazanılmasını ve güçlüklerini tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu konuda bazı sorular sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Örnek

olarak “Bir çocukta bunlardan hangisi problemdir?” veya “Hepsi aynı şeyi mi ifade etmektedir?”

İletişim

Bir bilginin, duygunun ve düşüncenin dil kullanılarak (sözel iletişim) ya da dil kullanılmaksızın (sözel olmayan iletişim) ifade edilmesi yöntemidir.

Dil

Bilgilerin iletilmesi amacı ile alışılmış bir düzen içinde sembollerin, seslerin ve jestlerin düzenlenmesidir. Dil, sözel veya yazılı olabilir. Dil bir toplumun kültürünün, geleneklerinin, bilgi birikiminin bir sonraki kuşağa aktarılmasını sağlayan bir araçtır. Her sosyal durum için vazgeçilmez olduğunu söyleyebiliriz. Tüm bu aktivitelerin amacı iletişimdir, insanlar mesajlarını diğerlerine aktarmaya çalışmaktadır. Dil, insanlar arasındaki en etkin iletişim yoludur. İnsanlar bir arada yaşadıkları her yerde birbirleriyle anlaşmak için bir sistem geliştirmişlerdir. 

Konuşma

Dilin kullanılmasıdır. Dilin sembolik birimlerinin yerine geçen sesleri çıkarmak için kullanılan bir seri kas harekettir. Bize basit gelen bir sözcük için kaslar ve vücut organlarını biz seri olacak şekilde kullanırız.

Konuşma, iletişim kurabilmek için kullanılan köprülerden biridir.

Konuşma için özel tek bir organ yoktur; bir çok organın birlikte, uyum içinde çalışmasıyla oluşan bir sistemdir. Akciğerler, nefes borusu, sert ve yumuşak damak, dil, çene, dişler, dudaklar gibi bir çok organ konuşmada görev almaktadır.

Dil gelişimi kişiden kişiye farklılık gösterir. Dil gelişimi ile ilgili genellemeler yapılması mümkün olsa da, bu genellemeler her çocuk için doğru değildir. Çocuklar arasında dil gelişimi yönünden büyük farklılıklar vardır. Bu nedenle, bir çocuğun dil bozukluğu hakkında konuşurken çok dikkatli olunmalıdır. Çünkü, çocuğun dil gelişimi aşağıda tanımlanan dönemlere tamamen uymayabilir. Bu dönemlerden farklı gelişim gösteren bir çocuk ile ilgili olarak aşırı heyecanlanmak da bir hata olabilir. Ayrıca, çocuğun normal gelişim sırasından bir sapma gösterdiği durumlar da dikkate alınmalı ve izlenmelidir.

Çocuklar farklı hızlarda gelişim gösterirler. Hangisinin normal olarak kabul edileceği konusu çok farklılık göstermektedir. Çocukların dil ve konuşma gelişimi açısından genel olarak baktığımızda, dili kullanma yönünden ailelerin bilmesi gereken temel gelişim aşamaları vardır.  

Konuşma bozuklukları, bazen yapısal bazen de fonksiyonel nedenlere bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bir çok nedene bağlı konuşma sorunlarından söz edilebilir.

Konuşma ve dil gelişimi iletişim ve sosyal hayatın en önemli öğesidir. Kişi iletişim araçları ile kendini ifade eder ve hayatını devam ettirir. İnsanlar arasındaki iletişimin en önemli olanı sözel iletişim olup, bunun da temel elemanları işitme, ses, konuşma ve lisandır. Bu elemanlardan herhangi birisinde ortaya çıkabilecek bir sorun, kişinin yalnız çevresi ile iletişimin bozulmasına neden olmakla kalmayıp, aynı zamanda kendisi ile de hem organik hem de psikolojik sorunlar ortaya çıkmasına neden olabilir.

İnsanoğlu doğuştan konuşma organlarına ve ses üretme yetisine sahip olarak doğar. Ancak konuşma becerisini sonradan kazanmaktadır. Dil kazanımı insanların yaşamları sırasında başardığı en karmaşık işlemlerden birisidir. Genellikle çocuklar dili kendi doğal çevrelerinde herhangi bir sorunla karşılaşmadan kazanmaktadır. Bu nedenle dil kazanımının ne kadar karmaşık bir süreci içerdiği özellikle dil gelişiminde bir bozukluk olduğunda görülmektedir.

Konuşma bozuklukları aşağıdaki şekilde gruplanabilir:

A- Fizyolojik Konuşma Güçlüğü

B- Gecikmiş Konuşma

C- Telaffuz Bozuklukları

D- Kekemelik

E- Afazi

F- Apraksi

G- Dizatri

H- Yutma Güçlüğü

Gecikmiş Konuşma

Gecikmiş konuşma, çocuğun beklenen yaşta ve şekilde konuşma-lisan becerilerinde sınırlılık olarak ifade edilebilir. Gecikmiş konuşma durumu fziksel ve zihinsel gelişimdeki genel bir gerileme nedeniyle 3. yaşın sonuna kadar dil gelişiminin olmamasıdır. Bu gerilik çeşitli belirtilerle kendini gösterebilir.

Gecikmiş konuşmanın temelinde zihinsel gerilik, sosyal yetersizlikler, duygusal ve fiziksel problemler, algılama problemleri, işitme kayıpları ve güdülenme eksiklikleri vardır.

Gecikmiş konuşmanın nedenlerini; organik yetersizlikler ve elverişsiz konuşma çevresi olarak ikiye ayırabiliriz. Organik yetersizlikler; beyindeki merkezi sinir sistemi yaralanmaları, virüs enfeksiyonları, hormonal bozukluklar, konuşma organlarındaki yapı bozuklukları, işitme kaybı veya hafıza bozukluklarıdır. Elverişsiz konuşma çevresi ise, güdülenme azlığı, çevrenin sessiz olması, yetersiz öğretme teknikleri, anne ve baba arasındaki sorunlar, çocuğa karşı davranışlarının uygun olmaması, yeni bir kardeşin doğması veya ikiz kardeş durumu gibi problemleri içermektedir.

Öneriler: Kekemelikte genel prensip, erken tanı ve eğitimdir. Bu konuda uzman tarafından bireysel eğitim programları ve aile eğitim programları ile uygun terapi teknikleri önerilir. Çocuğun ilk söylediği kelimeler övülmelidir. Onay gördüğünü ve sevildiğini hisseden çocuk kendisini tanımlayabilir ve konuşmasını geliştirebilir.

Konuşmanın kazanılmasında her çocuk farklı gelişim hızına sahiptir.

Pek çok şeyin erken yapılmasını beklemek kesinlikle zararlıdır. Eğer çocuk konuşmada gecikme gösteriyorsa, uygun teşhis ve tedavi uzman bir ekip tarafından yapılmalıdır.