|
Hakkımızda Basında Çıkan Haberler
Herkes kendi Atatürk'ünü mü
izlemek istiyor?

ZAMAN - 21 Mart 2010, Pazar
VEDA
Atatürk filmleri ardı ardına vizyona giriyor. Önce Mustafa, sonra
Veda, şimdi de Dersimiz Atatürk...
Farklı yönetmenlerin elinden çıkan bu çalışmalar kimilerince göklere
çıkarılıyor, kimilerince yerin dibine batırılıyor. Yoksa herkes
perdede kendi Atatürk'ünü mü izlemek istiyor?
2004'te usta yönetmen Atıf Yılmaz "50 yıl daha Atatürk filmi
çekilmez." demişti. Sene 2010 ve gün itibarıyla sinema perdesine
yansımış, Atatürk'ün hayatını anlatan üç ayrı film çekildi. Bunlar,
Can Dündar'ın Mustafa'sı, Zülfü Livaneli'nin Veda'sı ve geçtiğimiz
cuma vizyona giren Turgut Özakman'ın kaleminden çıkan Hamdi Alkan'ın
yönettiği Dersimiz Atatürk. Peki ne oldu da bu filmler ardı ardına
vizyona giriyor? Farklı yönetmenlerin elinden çıkan bu çalışmalar
neden kimilerince göklere çıkarılıp kimilerince diplere itiliyor?
Yoksa herkes kendi Atatürk'ünü mü izlemek istiyor?
Sinema eleştirmeni Atilla Dorsay, bu sorulara şöyle cevap veriyor:
"Bir yandan Atatürk, Türk toplumu için ikonlaştırılmış,
heykelleştirilmiş, adeta dokunulmaz kılınmış bir kişilik. Ama öte
yandan üzerinde tam anlamıyla ittifaka varılmamış, hâlâ her gün
yeniden tanımlanmaya çalışılan, yaptığı ve yapmadığıyla yeniden
tartışmaya açılan bir isim. Bu iki yanlı bakış, Atatürk filmlerinin
yapılmasını zorlaştırıyor. Mustafa, ilginç bir belgeseldi. Atatürk
karşıtı öğeler içerdiği söyleniyordu. Zülfü Livaneli'nin filmi
Veda'nın da tarih kitaplarını aynen tekrarladığı dile getirildi.
Demek ki bu konuda ittifak oluşması aşağı yukarı imkansız." Dorsay,
peş peşe vizyona giren filmler için, toplumda bir bölünmüşlük olduğu
izleniminin yaratılmak istendiğini, kendisinin bu düşünceye
katılmadığını belirtiyor. Etkinin tepkiyi getirdiğinden,
tartışmaların Atatürk'e olan ilgiyi artırdığından bahsediyor.
Bunların kimisinin iyi niyetli, kimisinin de kasaları doldurmaya
yönelik filmler olduğunu ekliyor.
Dersimiz Atatürk filminin yapımcılarından Birol Güven, herkesin bir
Atatürk'ünün olduğunu düşünmüyor. Ardından tartışılan bu filmlerin
yalnızca belli kesimlerce beğenilmesini "Dünyada herkesin beğendiği
film yoktur." diyerek cevaplıyor. Bir filmin beğeni kriterinin,
verdiği taahhütle ilgili olduğunu söyleyen Güven, "Biz çocuklara
Atatürk'ü en yalın haliyle anlattığımızı iddia ediyoruz." diyor.
Dersimiz Atatürk filminin tek alamet-i farikası olduğunu belirten
Güven, bunu 'doğru bilgiyi aktarmak' diye yorumluyor. Veri
aktarmanın yolunun belgesel, belgeseli izletmenin yönteminin de
dramadan geçtiğini söyleyen yapımcı, dra-doküma (kurmaca, belgesel
karışımı) türünün geleceğin anlatım biçimi olduğunu düşünüyor.
'Yeni bakış açıları getirilmeli'
Belgesel mi olmalı, Atatürk'ü canlandıran aktör ona benzemeli mi,
efsanevi liderin hayatının tümü mü senaryolaştırılmalı, Mustafa
Kemal'in insani zaafları filme yansımalı mı, resmi ideolojinin
dışında kaynaklardan yararlanılmalı mı?.. Uzayan soruların cevapları
bu konuda fikri olan her kesimden insanın ortak kaygılarına ve
temennilerine tercüman oluyor.
Konuyla ilgili, Paris'te yaşayan Türkolog, Psikopatolog ve
Sinemalife dergisi yazarı Deniz Kezban Çakıcı, tüm bu ikilemin
kökenlerini geçmişe, Cumhuriyet'in kurulduğu yıllara götürüyor.
Herkesin algısında kendi Atatürk'üne inandığını söyleyen klinik
psikolog, bu düşüncenin ve Atatürk filmlerinin hasbelkader ortaya
çıktığını düşünmüyor. Çünkü bu projeler Kemalizmin algılanışına dair
ipuçları barındırıyor. Ülke tarihinden bu yana gerek uyguladığı
politikalarla gerek insani yanlarıyla Mustafa Kemal Atatürk'ün
sorgulanmaz, hatasız, ulaşılmaz algılattırıldığını anlatan Çakıcı,
Kemalizm'e karşı yeni bakış açıları getirmenin gerekliliğinden
bahsediyor. Kesin bir dille "Yalan bir tarihle büyütüldük." diyen
Çakıcı, yalan bir tarihle büyütülmüş bütün çocukların, çok talihsiz
kuşakları ve güdümlü, kalıplaşmış kafa yapısına sahip toplumları var
ettiğini vurguluyor. Deniz Çakıcı, hakim ideolojinin ürünü bu
filmler için şöyle yorum yapıyor: "Lozan Antlaşması'nda
emperyalizmin pazarlıkçısı Lord Curzon'nun İsmet Paşa'ya dedikleri
demedikleri, bir bütün olarak önümüze getirilip, sorgulamamızı
teşvik edecek şekilde sunulmayacaksa bundan sonra da, bu filmlerin
hepsi de birbirine benzeyecek."
'Bu filmler on yıllar sonra farklı değerlendirilecek'
Salkım Hanımın Taneleri, Güz Sancısı gibi filmlerden tanıdığımız
tecrübeli senarist Yılmaz Karakoyunlu, yıllarca çekilmeyen Atatürk
filminin şimdi farklı isimlerce çalışılmasını umut verici buluyor.
Fakat senarist, kahramanlık unsurlarının belirginleştiği hikâyelerin
içine mutlaka büyük lideri anlatan insani yönlerin dahil
edilmesinden yana. Karakoyunlu, şöyle konuşuyor: "Atatürk,
memleketinin savunmasında üstünlükler elde etmiş bir asker ama
günlük hayatını yaşayan sizin gibi, benim gibi bir insan. Yemek
yiyor, tuvalete gidiyor, caddelerde dolaşıyor, onun da hayatına
girmiş kadınlar var. Mustafa Kemal de reel dünyasında gösterilmeli."
Karakoyunlu, Atatürk filmlerinin sayısının artmasını 'uyanış' olarak
nitelendiriyor. Can Dündar'ın Mustafa'sının kimi bölümlerde resmi
tarih dışına çıktığı için aşağılandığını, zor durumda bırakıldığını
eleştiren Karakoyunlu, Dündar'ın da hatalarının olduğunu düşünüyor.
Senarist, "Genel kabul kriterlerini değiştirmeyiniz. Bir Mustafa
Kemal vakası var." ifadelerini kullanıyor.
Herkes kendi Atatürk'ünü mü izlemek istiyor?
Sinema eleştirmeni Alin Taşçıyan, Mustafa Kemal'i anlatan projelerin
toplumun neden çoğunluğun beğenisine hitap etmediği sorusuna,
"Çoğunluğu memnun etsin etmesin, mesele değil. Belki de bundan 10
yıl sonra bu filmler çok başka değerlendirilecek. Türkiye burası.
İleride resmi başyapıt diye izliyor da olabiliriz, çöplüğe atıp
göstertmeyebiliriz de. Bu, dünyada iktidarların durduğu yerle
ilgili." şeklinde cevap veriyor. Alin Taşçıyan, önemli bir ayrıntıya
daha dikkat çekiyor. Eleştirmen, Atatürk gibi bir tarihi figürün;
seven sevmeyen, Atatürkçü olan olmayan gibi tariflerin üstünde
durması gerektiğine inanıyor. Dünya tarihinin en önemli
anti-emperyalist savaşının fikri, askeri, siyasi önderini yüzeysel
ve kalıplarla anlatmayı doğru bulmuyor. Taşçıyan, "Çok net
eleştirmek, diktatör olduğunu söylemek isteseniz de bundan 50 kat
daha değerini vererek anlatmak zorundasınız." diye konuşuyor.
1951 yılında başlayan Atatürk filmi çekme girişimleri kısa süre önce
sonuca ulaşsa da tartışmalar, her yeni filmin ardından başka
ikilemler doğuracağa benziyor. Kim bilir, belki günün birinde bizim
de bir 'Gandi' miz olur. ZAMAN
ESİN KAYA
21 Mart 2010, Pazar
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=963926&title=herkes-kendi-ataturkunu-mu-izlemek-istiyor&haberSayfa=0
|
|
26.09.2008, Zaman Gazetesi
Röportaj
1- Eşlerin her tartışmada boşanmaktan bahsetmesi veya boşanmayı
düşünmesi, eşini boşanmakla tehdit etmesi evliliği nasıl etkiler,
eşleri psikolojik yönden nasıl etkiler?
Önce bu sorunuzdaki olgunun adını koyalım ve ne olduğunu
tanımlayalım: Bunun adı iletişim bozukluğu ve şiddettir. İlk uyarıcı
olan fikrin ya da duygunun, yani psikolojik şiddetin tehdit olarak
algılanması sonucu, karşıdakinin de, bu algılanan tehdide bir başka
psikolojik şiddetle, yani şantajla savunma cevabı vermesi çok
muhtemeldir. Ve çoğu kez eşler, söze dökülmemiş olanları, ötekinin
fikrinden geçeni tehdit olarak algılayıp şiddete başvurur, şiddetle
karşılık verirler. Tarihin her alanında bu durum bir çözüm olmaktan
çok bir sorun olmuştur. Evliliklerde de en büyük sorundur bu.
Her şeyden önce; bu bir iletişim bozukluğudur, dedik. Eğer eşler
normal iletişimi kurabilseler, konuşmanın seyri asla bu yöne kaymaz.
Normal ve iletişim kurmayı bilen iki yetişkin, ötekini suçlamak
yerine kendi düşündüklerine, hissettiklerine ve bunu karşısındakine
doğru iletmeye odaklanır. Ötekini sonuna kadar dinlemeye ve
dinlediğini gerçekten anlayıp anlamadığına odaklanır. Ötekini gasp
etmeden, saygı duyarak yaşamanın ne demek olduğuna odaklanır. Oturup
sorunun ve çözümün ne olduğunu konuşur. Ardından, buldukları ortak
çözümü uygulamaya koyar.
Bir çözüme ulaşılamadığı noktada, en çözücü olan şey; ötekini
değiştirmeye kalkışmadan onun, olduğu gibi olmasına saygı duymaktır.
Bunu da yapamıyorlarsa ve artık hiç yapamayacaklarına dair bir
soruları da kalmamış ise; aynı yola birlikte baş koymak konusunda
gösterdikleri o büyük erdemi, hiçbir şeyin gitmediğini gördükleri
noktada da, gösterebilmelidirler.
Birbirine saldırmadan, şiddet uygulamadan, birbirini azaltmadan,
tüketmeden, birlikte çoğalarak yaşamayı öğrenmektir yetişkin olmak.
Hep aynı yere çarpan rüzgâr, dalları çabuk kırar. O halde, öfkenin
tuzağına düşmeden büyümeyi öğrenmek gerekir. Aksi takdirde, 90
yaşına da ulaşsa çiftler, hala iki yetişkin gibi davranamayıp
psikolojik şiddete başvurabilirler. Bu durum da, aile içi şiddeti ve
olumsuz etkilerini artırır.
Aile içi şiddet, ülkemizde ve dünyada beden ve ruh sağlığını ciddi
biçimde tehdit eden bir sorundur. Bugüne değin aile içi şiddete,
araştırma ve çözüm üretme çerçevesinde yeterince değinilmediği
görülmektedir. Psikolojinin önemli kollarından biri olan
Psikanalitik literatürün, saldırganlığı kapsamlı biçimde tartıştığı
ama şiddet konusuna pek de değinmediği görülür. Hele de aile içi ve
kasıtlı uygulanan şiddetle ilgili yazılar, nerdeyse yok denecek
denli azdır.
Aile içi şiddette, çoğunlukla kadın olmak üzere eşler, çocuklar,
kardeşler, yaşlılar, bakıma gereksinimi olan özürlüler hedeftir.
Etkilenmeyen kimse yoktur.
2 -Çift olmayı başarmadan çocuk sahibi olmak ne gibi sonuçlar
doğurur. Evli çiftler önce kendilerini tanımalı, ondan sonra çocuk
düşünmeli diyebilir miyiz?
Çift olma yaşına gelmeden önceye bakalım isterseniz, yani
çocukluktan başlayalım; anne ya da baba olmadan önce neler oluyor?
Ünlü psikanalist Bergeret, bebeğe hayatta kalabilmeyi garantileyen
bir, asıl olan şiddetten ve bunun doğum anından itibaren
gözlemlenebileceğinden söz eder: hayattan ayıramadığımız bu şiddetin
bedene dâhil olduğunu söyler. Doğum anından itibaren bebeğin
hayatında güç ile harekete geçen bir şey olduğunu ve bu gücü,
çocuğun potansiyel şiddeti olarak adlandırabileceğimizi belirtir.
Başlangıçta, çocuğun ayrılmaz parçası olan bu tansiyonun tek
amacının, sakinleşmeye ya da doyuma ulaşmaya –örneğin karnının
doyurulması, altının temizlenmesi- dönük olduğunun altını çizer. Ve
çocuğun gelecekteki kişilik gelişiminin, öncelikle anne ile çocuk
arasındaki bu doyum ilişkisi tarafından belirlendiğini belirtir.
Yaşanan pratik de bunu doğrular yöndedir.
Yani; annenin gösterdiği ya da gösteremediği şefkat, babanın söz
konusu doyuma dönük durumlarda varlığı ya da yokluğu, eşlerin bu
zorunlu açlığı doyurma ve yönetme konusunda gösterdikleri çaba, o
çabanın biçimi, çocuğun sansasyonları alma biçimi, kişiliğin asıl
belirleyicileri olarak adlandırılır.
Patolojide, ilk dönem ilişkilerindeki oluşmamışlıkta, çocuğun
aradığı fiziksel sansasyon süreci sancılıdır ve hep öz yıkımı
barındıran bir yanı vardır.
Öz yıkımı barındıran bu şiddet, çoğunlukla çocuğun var oluşunu
hissetmesinin tek yoludur.
İletişim bozukluğu olan ve psikolojik şiddet uygulayan bir çiftin,
kendi çocukluklarında almadıklarını ya da aldıklarını ama içinde
bulundukları ilişkide doğru yansıtamadıklarını, yeni doğmuş bir
bebek nasıl alabilir? En iyi koşulda çoğunlukla şiddet olarak alır.
Hayata bir kural gibi ansızın ve derhal yerleşen çocuğun kendi
içindeki var olma şiddeti ve dışındaki bu şiddet, çevresindeki
ilişkiler onun gelişimini düzenler. Ya da düzen dışı bırakır. Aile
ve çevre, ilişkiler kapsamında çocuğun beslenebileceği bir kaynak da
olabilir bir barikat da.
Barikatı aşma çalışması ona çevredeki, yani büyüklerde var olan öz
yıkım ve yıkıcılığı keşfetme fırsatı verir. Patoloji kayıtlarında
geçen bu barikat-blokaj, ne kadar az işlem görürse yani tedavisiz
kalırsa, çocuk o kadar büyük bir hızla saldırıya ya da saldırı
fikrine geçer.
Bazı aile yapılarında, örneğin yasakların, nasıl da hızla çocuğu
istenilenin tam tersi bir yöne ittiği ve sanki çocuğun kendi kendini
ele verdiği sıkça görülür. Bu çizdiğim şemalar çerçevesinde;
bir hayatta kalabilmek için zorunlu şiddetin varlığına,
bir de, yakın çevre ilişkileri kapsamında geniş bir çerçevede,
olgunlaşma süreci geçirerek gelişen şiddetin varlığına değindim. Bu
ikincisi insanların, bilinçaltı derhal edinmek istedikleri hazlardan
vazgeçmeleri ya da o hazları ketlemeyi öğrenmeleri sonucu
denetlenebilir ancak. Bu denetim bilgisini veren de çevredir.
Çocuktaki şiddet, kendi ben’ine, yani kendinden beklenen ben oluşa,
ulaşmaya verilen bir yanıttır. Ve kimliğine tehdit olarak algıladığı
her şeye karşı bir savunma biçimidir. Tıpkı büyüklerde olduğu
gibidir. Doğru ilişkiler kapsamında doğru beslenmezlerse,
algılanamayacak bir hızla zedelenmeye neden olurlar. Sonuç olarak
iletişim bozukluğu ve şiddet iç içe geçmiş halkalar olarak geçmişten
bugüne büyüyerek çoğalır.
3-Bu şiddet durumunun, kuşaktan kuşağa aktarılması söz konusu mudur?
Sorunun can alıcı noktalarından biri, bu durumun kuşaktan kuşağa
aktarılmasıdır.
Aile içinde şiddete maruz kalan, tanık olan çocukların çoğu,
büyüdüklerinde şiddet uygulayan eşlere ya da ana babalara
dönüşmeseler de, şiddet uygulayan yetişkinlerin büyük bölümünde;
çocuklukta aile içi şiddete maruz kalma öyküsü saptanmıştır (Kaufman
ve Zigler 1987).
Kuşaktan kuşağa aktarılan, her zaman şiddetin kendisi değil, bu
durumu çevreleyen duygusal atmosferdir. İçselleştirilen öfke, korku
ve çökkünlük duyguları, kişinin tutum ve davranışlarını yaşam boyu
etkileyebilmektedir. Şiddet ve ihmal sonucu oluşan intrapsişik yapı,
çoğu kez yine çeşitli biçimleriyle şiddeti doğuran bir saldırganlık
kaynağı yaratmaktadır.
Bu durumu yalnızca bu düzenekle açıklamaya çalışmak, basite
indirgemek olur.
Hamilton -1989- tarafından yapılan bir araştırma göstermiştir ki;
aile içi şiddet uygulayanların büyük bölümü, kendisi doğrudan şiddet
gören çocuklar değil, ana babaları arasındaki şiddete tanık olan
çocuklardır.
Çocuk için özdeşim nesnesi olan biri (örneğin baba), aile içinden
bir başkasına, yineleyici biçimde şiddet uyguluyorsa, çocuğun
saldırganla özdeşimi, doğrudan şiddete maruz kalan çocuğun
özdeşiminden daha kolay olabilmektedir.
Fiziksel ve duygusal olarak kötü ortamların tanığı çocuklarda dört
basamaklı bir olgudan söz edebiliriz:
1. “Psikolojik kendilik” gelişiminde bozukluk ve kendini güvende
hissedememe,
2. Saldırganlık,
3. Kendini ifade etme ile saldırganlığın eş hale gelmesi,
4. Saldırganlığın ketlenmesinde azalma.
Evet, insanlar önce kendilerini tanımalılar ki kendilerinden ne
beklediklerini ve ötekinden almayı dilediklerini saptayabilsinler.
Sürekli tehdit ve şantaj döngüsünde olan bir aile, aile içi şiddetin
kaçınılmaz kurbanıdır. Bu psikolojik şiddetin tanınıp önlenmesinin,
gelecek kuşakların ruh sağlığı açısından çok önemli olduğu ve bunun
bir çeşit koruyucu ruh sağlığı hizmeti çerçevesinde düşünülmesi
gerektiğini söyleyebilirim. Teşekkürler. Deniz K. Çakıcı
|
09 Eylül 2008
Öfke kontrol programı Avrupa'da yaygın
A.A
Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan'ın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a
hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı mahkemece verilen ceza
kapsamında katılacağı Öfke Kontrol Programı, Avrupa ülkelerinde
trafikte asabi sürücülere, ergenlik dönemindeki gençlere ve ailelere
sıkça uygulanıyor.
Paris 8 Üniversitesi'nde psikopatoloji eğitimi alan, Konya
Psikolojik Danışma Merkezi'nin sahibi Psikopatolog Deniz Keziban
Çakıcı, Öfke Kontrol Programı'nın Avrupa'da yaygın olduğunu, son
yıllarda Türkiye'de de AB'ye uyum çerçevesinde geliştiğini söyledi.
Özellikle trafikte kırmızı ışıkta geçen, aşırı hız yapan, kurallara
fazla dikkat etmeyen asabi sürücülerin bu programa tabi tutulduğunu
ifade eden Çakıcı, şunları kaydetti: “Program, ergenlik döneminde
öfkesine hakim olamayan ergenlik çağındaki çocuklara da uygulanıyor.
Fransa'da sadece çocuklar, Almanya'da çocuklar ile birlikte
ailelerine de öfke kontrol programları uygulanıyor. Bazı kavgalarda
karşısındakine elle müdahalede bulunanlar, tartışmalarda sinirlerine
hakim olamayanlar da bu tür programlardan geçiriliyor. Avrupa
ülkelerinde genellikle bu programlar yargının işini azaltıcı düzeyde
oluyor. Yani kişi, mahkeme öncesinde Öfke Kontrol Programı'na
alınıyor.”
Çakıcı, Avrupa'da trafik hataları sonucu ehliyeti elinden alınan
sürücülerin Öfke Kontrol Programı'na girmeden ehliyet alamadığını
söyledi.
Bu programlarda davranışsal ve bilinçsel terapi uygulandığını
belirten Çakıcı, “Öfke Kontrol Programı'na tabi tutulan kişi, içsel
direnç geliştirmemişse, herhangi birine karşı içinde direnç
oluşturmamışsa yüzde 90-95 başarı sağlanır. Kişinin programa düzenli
gitmesi de önemli” dedi.
Hürriyet |
|

Nefes almayı öğrenin...

Türk psikopatolog Deniz Keziban Çakıcı,
Türkiye'de pek çok kişinin çeşitli sıkıntılar ve stres
nedeniyle öfkesini kontrol etmekte zorlandığını, bunun
çözümünün doğru nefes almayı öğrenmek olduğunu söyledi.
Fransa'da yaşayan Türk psikopatolog Deniz Keziban
Çakıcı, Türkiye'de pek çok kişinin çeşitli sıkıntılar ve
stres nedeniyle öfkesini kontrol etmekte zorlandığını,
bunun çözümünün doğru nefes almayı öğrenmek olduğunu
söyledi.
Çakıcı, yaptığı açıklamada, ailesinin Konya'da
yaşadığını, ancak kendisinin Fransa'da 4 yıllık bir
fakülte bitirerek psikopatolog unvanını aldığını, bu
bilimdalının, farmakolojik (kimyasal ilaç) unsurlar
yerine ihtiyaç duyan kişileri psikoterapi yoluyla
iyileştirmeyi amaçladığını belirtti.
Fransa Göçmen Bakanlığı bünyesindeki resmi görevi
dışında Uluslararası Sınır Tanımayan Doktorlar biriminde
gönüllü olarak da çalıştığını anlatan Çakıcı, Fransa'da,
işkence görmüş, ailelerini kaybetmiş, yurtlarda kalan
göçmenlere psikolojik destek vermeye çalıştığını
anlattı.
Çakıcı, bir psikopatolog olarak amacının insanların
bozulan psikolojilerini onlarla etkin bir görüşme
yaparak düzeltmek ve onları normal yaşantılarına
döndürmeye çalışmak olduğunu vurguladı.
-BEYİNE DAHA FAZLA OKSİJEN GİDİNCE KİŞİ SAKİNLEŞİYOR-
Psikolojik desteğin, sadece psikolojileri çeşitli
nedenlerle bozulmuş ya da bozulma eğiliminde olanları
değil kanser hastalarında da göz ardı edilemeyecek
olumlu sonuçlara neden olduğunun ispatlandığını dile
getiren Çakıcı, şunları kaydetti:
''Dünya büyük bir ekonomik krizden geçiyor ve
Türkiye'de işsizlik oranları, yaşam şartları belli...
Pek çok kişinin aldığı ücret yetmiyor, bu da çeşitli
psikolojik sorunların artmasına neden oluyor. Dikkat
edilirse, özellikle büyük kentlerde yaşayanlar çok
agresif... Adeta kıvılcım bekleyen barut gibi, hoşgörü
gösterilebilecek bir durum karşısında bile hemen
öfkeleniyor, ya da işi daha ileri boyuta götürüp kavga
edebiliyor. Öfkemize hakim olmanın formülü
sakinleştirici hap kullanmak değil. Kısa kısa değil uzun
ve düzenli nefes almayı öğrenen kişi öfkesini kolaylıkla
yenebilir. Bu öfkelenen ve sonradan pişman olan kişiler
için, ücretsiz bir çözüm şekli... Solunum tekniklerine,
herkes internetten kolayca ulaşabilir, bu tekniği
öğrenip uygulayabilir. Bu teknikte uzun uzun alınacak
nefes, beyne daha çok oksijen gitmesine, böylece
vücuttaki tüm sinirlerin yeterli oksijenle rahatlamasını
sağlıyor.''
-ÜFLEMELİ ÇALANLARIN ALGILARI DAHA YÜKSEK-
Çakıcı, ''Doğru nefes beyindeki sinir sistemini
kontrol eden mekanizmayı da sürekli diri tutar. Aynı
zamanda bol oksijen beynin az çalışan ya da hiç
çalışmayan hücrelerini de faaliyete geçirir. Müzik aleti
çalan kişilerin beyin fonksiyonları, yaptıkları iş
nedeniyle beyinleri sürekli bol oksijen gittiği için
daha hızlı çalışır, algıları çok yüksek insanlardır''
diye konuştu.Sakinleşme ve sağlıklı kalmada yeterli su
içilmesinin de büyük etken olduğunu anlatan Çakıcı,
''Vücudumuzun her gün en az 2.5 litre suya ihtiyacı var.
İçtiğimiz çay ya da kahve kesinlikle bu hesaba dahil
değildir. Su içme alışkanlığı kazanmalı, mümkünse
çantamızda sürekli şişede su bulundurmalıyız. Su içmek,
özellikle iç organlarımızı önemli oranda rahatlatır ve
'iç organlarında büzüşme' ile başlayan hastalıkların
ortaya çıkmasına engel olur'' diye konuştu.
Hürriyet.com
|
|
Film ile psikolojik tedavi

İnsanı anlatan hikayelerle örülü bir sinema filmi, psikolojik
tedavi yöntemlerinden olan terapinin yerini alıyor. Türkiye’de de
yeni yeni kullanılmaya başlanan sinema terapi yöntemini, online
sinema dergisi ‘Sinemalife’a anlatan Psikopatolog - Türkolog Deniz
Keziban Çakıcı, psikolog yardımıyla seçilen bir film hakkında
konuşması istenen hastaların terapi sürecinin hızlandığına dikkat
çekiyor. “İnsanlar başka bir kişi veya ortam aracılığıyla kendinden
bahsetmeyi tercih ediyor. Filmler insanların şuuraltındaki hislerine
ulaşabilmenin en kestirme yolu.” diyen Çakıcı, film terapisinin
‘diğer terapi biçimlerinde de olduğu gibi yalnızca bir farkındalık
meydana getirme hali değil, kendini tanıma ve tanımlama hali
olduğunu’ ifade ediyor. Çakıcı, “Gerçek bir sanat yapıtı her anlamda
sınırları aşar, duyguyu yönlendirir, bir perspektifi vardır. Aynı
zamanda bünyesinde barındırdığı özgürleştiren gücü ve sanat yapıtı
çerçevesindeki insan yaşamını, izleyiciye ödünç verir. Bu ödünç
alınacak şeyler için de, film izleme esnasında oldukça yoğunlaşmak
gerekir. Filmlerle tedavi bir ağrı kesici hap gibi düşünülmemeli.
Her filmin etkisi başka başkadır. Hangi filmin kime uyacağı
konusunda insanlar terapistlerinden görüş alıyorlar. Ama bu bizim
ülkemizde olan bir şey değil pek.” değerlendirmesini yapıyor.
İyi hazırlanmış bir filmin insanın bilinçaltı ve üstü tüm bilgileri
dışarı çıkartacağını söyleyen Çakıcı şu ifadelere yer veriyor:
“Filmde model olarak sunulan figürden ya da filmin konusundan
küçükler ve büyükler çok yönlü bir öğrenme süreci yaşarlar. Bu
öğrenme sürecinde, suyun altında ve derinde kalan duygular, arzular,
çatışmalar, korkular, öfkeler, tutkular, bağımlılıklar, dürtüler su
yüzüne -bilinç üstü- çıkabilir. Tematik olarak iyi hazırlanmış bir
film her zaman, bu saydıklarımdan çok daha fazlasını sunar. Çözüm de
olabilir bu, çözümsüzlük de. Filmden ödünç alınmış şeydir, ‘ben’ de
iz bırakan. İster o izin peşinden gider kendimize uygun bir patika,
ardından da yol buluruz. İster o izi de büyük çabalar sarf edip
geldiğe yere geri gömeriz.”
Türkiye’de sinema terapi olarak kullanılabilecek filmlerden de
örnekler veren Çakıcı, Barış Pirhasan’ın yönettiği ‘Adem’in
Trenleri’ filminin 74 milyona ulusal terapi olarak izlettirilmesi
gerektiği görüşünde. Çakıcı’nın önerdiği diğer filmler ise şöyle:
“Usta Beni Öldürsene”, “O da Beni Seviyor”, “Bekle Dedim Gölgeye”,
“İyi Seneler Londra”, “Mutluluk”, “Mülteci”, “Münferit”, “Rıza”,
“Saklı Yüzler”, “Sis ve Gece”, “Yaşamın Kıyısında”, “Yumurta” ve
Zeynep’in Sekiz Günü.”
Türkiye’nin İlk Online Sinema Dergisi olan Sinemalife Mayıs
sayısında, terapi dosyasının yanısıra, ‘Nokta’ filmini de kapağına
taşıdı. Filmin Yönetmeni Derviş Zaim ile çarpıcı bir röportajın yer
aldığı dergide, aktör Sean Pean ve aktris Dokato Fenning’e geniş yer
ayrılıyor.
Sinemalife |
Konya Psikolojik Danisma Merkezi Hizmete açildi
Konya'da önemli bir eksikligi giderecek olan
Konya Psikolojik Danisma Merkezi törenle hizmete açildi. Açilisa Selçuklu
Belediye Baskani Adem Esen de katildi.
Konya Psikolojik Danisma Merkezi Hastane Caddesi Özel
Selçuklu Hastanesi karsisinda hizmete açildi. Açilis törenine Selçuklu Belediye
Baskani Doç.Dr. Adem Esen ile KTO Meclis Baskani Seyit Karaca da katildi.
Konya Psikolojik Danisma Merkezi Psikopatologu Deniz
Keziban Çakici, sürekli degisen ve gelisen dünyanin yasam alanimizda da
ögrenmeyi, degismeyi ve gelismeyi zorunlu kildigini belirtti. Çakici
"bilgilendirmek, anlamak, anlatmak, anlamlandirmak ve yeniden
biçimlendirmek için yola çikan KONYA PSIKOLOJIK DANISMA MERKEZI, yurtiçinde ve
yurtdisinda egitsel psikoloji ve saglik alaninda her çesit danismanlik, uzmanlik, rehberlik ve destek hizmetleri
sunacaktir" dedi. Merkezde bireysel ve grupla psikolojik danismanlik,
destek hizmeti, yetiskinlerde ve çocuklarda kisilik bozuklugu, cinsel gelisim
ve islev bozuklugu, aile danismanligi konularinda hizmet verilecegini ifade
eden Çakici, egitsel psikoloji alaninda çalismalarin yapilacagi merkezde; geç
ve güç konusma, afazi, kekemelik ve konusma egitimi, sinav kaygisi ve stres
sagaltimi, stres tedavisi, dikkat eksikligi ve bunlara bagli motivasyon
sorunlarinin giderilmesine dönük çalismalarin da uzman bir kadro tarafindan
yürütülecegini kaydetti. Çakici, "hipnoterapi, yeme bozukluklari, fobi ve
saplanti sorunlari, kronik nevrotik ve somatik rahatsizliklar, yara bakimi ve
saglik alaninda diger tüm ögreti ve psikoterapi hizmetleri, görsel ve egitsel
desteklerle, uzman kisilerce sunulacaktir" dedi.
KTO Meclis Baskani Dr. Seyit Karaca ise, merkezin
hekimlere yardimci bir alanda hizmet verecegini, bu anlamda da oldukça büyük
bir öneme sahip oldugunu kaydetti.
Selçuklu Belediye
Baskani Adem Esen de konusmasinda Konya Psikolojik Danisma Merkezi ile Konya'da
önemli bir eksikligin giderilecegini ifade ederek, merkez çalisanlarini
kutladi.
Iletisim
Uzmanligini KONTV ekranlarindan taninan Belgin Özdemir Dogan'in yapacagi Konya
Psikolojik Danisma Merkezi törene katilan protokol üyeleri tarafindan hizmete
açildi.
Konhaber.com 05 Nisan
2008 16:44 |
Psikolojik Danisma Merkezi açildi

Konya'da önemli bir eksikligi giderecek olan Konya
Psikolojik Danisma Merkezi törenle hizmete açildi.
Konya'da önemli bir eksikligi giderecek olan Konya
Psikolojik Danisma Merkezi törenle hizmete açildi. Açilisa Selçuklu Belediye
Baskani Adem Esen de katildi.
Konya Psikolojik Danisma Merkezi Hastane Caddesi
Özel Selçuklu Hastanesi karsisinda hizmete açildi. Açilis törenine Selçuklu Belediye
Baskani Adem Esen ile KTO Meclis Baskani Seyit Karaca da katildi. Konya
Psikolojik Danisma Merkezi Psikopatologu Deniz Keziban Çakici, sürekli
degisen ve gelisen dünyanin yasam alanimizda da ögrenmeyi, degismeyi ve
gelismeyi zorunlu kildigini belirtti. Çakici "bilgilendirmek, anlamak,
anlatmak, anlamlandirmak ve yeniden biçimlendirmek için yola çikan Konya
psikolojik danisma merkezi, yurtiçinde ve yurtdisinda egitsel psikoloji ve
saglik alaninda her çesit danismanlik, uzmanlik, rehberlik ve destek hizmetleri
sunacaktir" dedi. Merkezde bireysel ve grupla psikolojik danismanlik,
destek hizmeti, yetiskinlerde ve çocuklarda kisilik bozuklugu, cinsel gelisim
ve islev bozuklugu, aile danismanligi konularinda hizmet verilecegini ifade
eden Çakici, egitsel psikoloji alaninda çalismalarin yapilacagi merkezde; geç
ve güç konusma, afazi, kekemelik ve konusma egitimi, sinav kaygisi ve stres
sagaltimi, stres tedavisi, dikkat eksikligi ve bunlara bagli isteklendirme
sorunlarinin giderilmesine dönük çalismalarin da uzman bir kadro tarafindan
yürütülecegini kaydetti. Çakici, "hipnoterapi, yeme bozukluklari, fobi ve
saplanti sorunlari, kronik nevrotik ve somatik rahatsizliklar, yara bakimi ve
saglik alaninda diger tüm ögreti ve psikoterapi hizmetleri, görsel ve egitsel
desteklerle, uzman kisilerce sunulacaktir" dedi. Konya Psikolojik Danisma
Merkezi törene katilan protokol üyeleri tarafindan hizmete açildi.
Memleket.com.tr 06 Nisan 2008 / 17:03
|

YENİŞAFAK/KONYA
Selçuklu Belediyesi,
çalışanlarına yönelik düzenlediği eğitim seminerlerine devam ediyor. Dr. Psikopatolog Deniz Keziban Çakıcı tarafından çalışanların daha iyi hizmet verebilmesi ve verimliliğin artırılması
konusunda belediye çalışanlarına "Toplu Kalite Yönetimi ve Ekip Çalışması
" konulu bir seminer verildi.Düzenlenen seminerde iş hayatı ile ilgili
sorunlar, ekip çalışması,önemi ve toplam üretim kalitesi gibi konuları işleyen
Dr. Çakıcı, Toplu Kalite Yönetimi uygulamalarının ilk olarak bir firmada
görüldüğünü daha sonra İsveç, İsviçre ve ondan sonra da tüm dünyada yerleşip
uygulanabilir hal aldığını söyledi.Dr. Çakıcı konuşmasında şunları
söyledi,"Sizler, çalıştığınız alanlarda, birimlerde var olan sorunları
saptayıp ilgililere iletmeniz, dolayısıyla o işin yapılmasında pay alabilmeniz,
Toplu Kalite Yönetiminde en büyük başarıyı getiren etkenlerin başında
gelmektedir. Toplumumuzda kaliteyi artırmaya yönelik, çabaların en etkili
olacağı alan belediyelerdir. İyi, kaliteli belediye hizmetleri yapmak,
belediyeyi iyi yönetmek bir toplumun çığır açmasının ve gelişmesinin itici gücü
olacaktır.
Bir ülkenin yerel yönetimlerinin mükemmelliğiyle ve
kalitesiyle tanınır hale gelmesi ekonomik, sosyal, siyasal vb. alanlarda
gelişmesinin de en etkili yoludur."
YENİŞAFAK/KONYA 07.11.2007
|

Özel Selçuklu Hastanesi toplumsal amaçlı
çalışmalarına devam ediyor. Sağlık faaliyetleri
dışında sosyal çalışmaları ile de ön plana çıkan ve halkla ilişkiler
konusunda yaptığı faaliyetlerle kendinden söz ettiren Özel Selçuklu
Hastanesi bir süredir kurumlara yönelik başlattığı danışmanlık,
bilgilendirme amaçlı seminer ve programlarına devam
ediyor.
Meram
Belediyesi çalışanlarına yönelik başlatılan ve bir süre devam edecek olan
seminerlerin ilk bölümünde toplu kalite yönetiminin önemine,
organizasyon
içindeki yerine ve çalışanların konumuna değinildi.
Meram Belediye Başkanı Refik Tuzcuoğlu’nun açılış konuşmasını yaptığı
seminerin konuşmacısı Psikolog Deniz
Keziban Çakıcı idi. Meram Belediye Başkanı Refik Tuzcuoğlu yapılacak
faaliyetten dolayı Özel Selçuklu Hastanesi’ne teşekkür etti ve belediye
olarak eğitim çalışmalarına son derece önem verdiklerini hatırlattı. Çok
sayıda çalışanın katıldığı organizasyona katılımcılar sık sık soru ve
görüşleri ile renk kattı.
Toplu Kalite Yönetiminin kurumlar için, özellikle yerel yönetimler için son
derece önemli olduğuna dikkat çeken Psikolog Deniz Keziban Çakıcı,
organizasyon şeması içinde önemli olan ayrıntının ise yönetilenlerin
yönetenlerle birlikte olmasının ve sisteme yardımcı olma bilincine sahip
olmasından geçtiğini aktardı.
Seminer sırasında gelişmiş ülkelerden ve işleyiş biçimlerinden de örnekler
veren Çakıcı, milletlerin kalkınmasının birlikte gösterilecek özveri ve
çaba ile mümkün olacağını dile getirdi.
Program sonunda katılımcılara günlük hayatta stresi yenmelerine
yardımcı olacak nefes alıp verme figürleri gösterildi ve uygulama
yaptırıldı Konhaber.com 20 Kasım 2007 10:59 |
Özel Selçuklu Hastanesi'nden Psikopatolog
Deniz Keziban Çakıcı, yaz sıcaklarının insanları sadece fiziksel anlamda
değil ruhsal anlamda da etkilediğini, yaz sıcaklarını fazlasıyla hissettiğimiz
bu günlerde sıcaklıklardan fiziksel anlamda etkilendiğimiz kadar psikolojik
anlamda da etkileniriz" dedi. Bozulan ruhsal dengeyle birlikte agresif
davranışların ortaya çıkabileceğini hatırlatan Çakıcı insanların bu dönemlerde
kendilerini daha çok kontrol etmek zorunda kalabileceklerini belirtti.
Sıcaklıklar sebebiyle kan basıncının yükseldiğine değinen Psikolog Çakıcı,
"sıcaklıkların etkisiyle oluşan basınçlı hava kan basıncının yükselmesine,
kalp ve atar damarların daha hızlı atmasına neden olur. Bu da insanların bunalmasına,
stresli olmalarına sebebiyet verir. Genelde ani öfke patlamaları, kırıcı olan
davranış bozuklukları gözlenir. Hatta fiziksel sorunlar dolayısı ile ortaya
çıkan değişiklikler, rahatsızlıklar koma ve ölüm gibi sonuçlar
doğurabilir" dedi. Sıcak havaların olumsuz etkilerinin yanında olumlu
yönlerinin de olduğuna değinen Psikolog Çakıcı, güneşli havaların insan vücudu
için gerekli olan D vitaminini beslediğine ve depoladığına, ayrıca zararlı mikroorganizmaları
yok ettiğine değindi. Psikolog Çakıcı, "sıcak havaları engelleyemeyiz ama
en azından etkilerini azaltabiliriz. Örneğin günde 7-8 kez derin nefes alıp
verebiliriz, bu nefes alıp verme egzersizleri stresli olduğumuz zamanlarda
rahatlamamızı sağlar. Ayrıca güneş ışığının fazlasıyla etkili olduğu zamanlarda
açık havadan uzak kalarak kendimizi koruyabiliriz" dedi. Çakıcı son olarak
insanoğlunun her şeye rağmen sabrı yüksek bir canlı olduğunu aktardı ve
insanların sosyal yaşam içerisinde sıcak ve rutin stres kaynaklı öfkelerine,
duygusallıklarına yenilmemesi önerisindebulundu.
YeniŞafak 01.08.2007 02:52 |
Özel Selçuklu
Hastanesi, Selçuklu Belediyesi çalışanlarına yönelik toplam kalite yönetimi
ve ekip anlayışı konulu bir eğitim programı düzenledi.

Özel Selçuklu
Hastanesi’nden Psikolog Deniz Keziban Çakıcı tarafından verilen eğitim
programına Selçuklu Belediye Başkan Yardımcısı Abdülkadir Gök, Özel Selçuklu
Hastanesi Başhekimi Dr. Eyüp Çetin ve çok sayıda personel katıldı.
Yaklaşık bir saat süren eğitimde Psikolog
Deniz Keziban Çakıcı, belediye sisteminde önemli olan noktalara dikkat
çekti ve elediye
sisteminin, çalışanların yaptıkları işin öneminin
bilincine varmalarını sağlaması gerektiğini ifade etti. Psikolog Çakıcı, tüm
çalışma sistemlerinde olduğu gibi belediyelerde de ekip çalışmasının önemli
olduğunu dikkat çekti ve “toplam kalite yönetiminin amaçlarından biri de ekip
ruhunun oluşturulmasıdır” dedi.
Belediyelerin istedikleri potansiyeli ve toplam kalite yönetimini
oluşturabilmeleri için
önemli olan bir noktanın da çalışanlarını sistemin işleyişine alarak onlara
söz hakkı vermek olduğunu dile getiren Psikolog
Deniz Keziban Çakıcı, eğitim sırasında dinleyicilere de sorular yöneltti
ve onların da katılımını sağladı.
Programın bitiminde çok sayıda soru alan Psikolog Çakıcı ile Selçuklu
Belediyesi’nin çalışmaları ilerleyen zamanlarda da devam edecek.
Özel Selçuklu Hastanesi Başhekimi Dr. Eyüp Çetin ise Özel Selçuklu Hastanesi
olarak kurumlara iş hayatı ile ilgili sorunlar, ekip çalışması ve toplu
üretim kalitesi çalışmalarına yönelik seminer, eğitim programları düzenlemeye
devam edeceklerini söyledi.
Konya Hakimiyet Gazetesi 19.07.2007
10:05 |

 Özel Selçuklu Hastanesi
tarafından verilen dersler müfredattaki programlar doğrultusunda
farklı uzmanlar tarafından aktarılıyor. Hasta ve yaşlıların kişisel temizlik
ihtiyaçlarının karşılanmasından, diyet programlarına kadar hasta ve yaşlı bakımında
önemli olan bir
çok
konuda kursiyerler bilgilendiriliyor. Kurs sonunda ise verilen eğitimler
doğrultusunda hasta ve yaşlıların kişisel ihtiyaçlarını karşılayacak, sağlık
durumlarını takip edecek ve yönlendirecek kursiyerlerin mezun olması
amaçlanıyor.Kursun 25 Temmuz
Çarşamba günkü konusu ise “hasta yaşlı bakımı ve psikolojisi” idi. Özel
Selçuklu Hastanesi’nden psikolog Deniz
Keziban ÇAKICI tarafından verilen derste kişilik yapılarına göre
hastalığın anlamı gibi önemli noktalara değinildi, hasta, hasta yakınları ve
hasta bakıcılar konusunda bazı vurgular yapıldı. “Hasta bakıcıların tamamı;
kayıp, yas tutma ve yalnızlık konularının yaşlı insanlarda nasıl etkiler
bıraktığı konusunda bilgili olmalıdırlar” diyen ÇAKICI, hasta - yaşlı bakımı
ile ilgilenenlerin bir çok konuda yeterli ve gerekli bilgiye, inanca sahip
olmaları gerektiğini aktardı. Yaklaşık dört saat süren
ders boyunca kursiyerlerin derse yoğun katılımı ve ilgisi dikkat çekti.
Konhaber.com 27 Temmuz 2007
11:00
|

Selçuklu hastanesinde yaşlı bakım kursu 2007/07/26 15:58
Selçuklu Belediyesi ve Özel Selçuklu Hastanesi tarafından
organize edilen Hasta Yaşlı Bakım Kursu’nda eğitimlere devam ediliyor.
Özel Selçuklu Hastanesi tarafından verilen dersler
müfredattaki programlar doğrultusunda farklı uzmanlar tarafından aktarılıyor.
Hasta ve yaşlıların kişisel temizlik ihtiyaçlarının
karşılanmasından, diyet programlarına kadar hasta ve yaşlı bakımında önemli
olan bir çok konuda kursiyerler bilgilendiriliyor. Kurs sonunda ise verilen
eğitimler doğrultusunda hasta ve yaşlıların kişisel ihtiyaçlarını karşılayacak,
sağlıklarını takip edecek ve yönlendirecek kursiyerlerin mezun olması
amaçlanıyor.
Kursun 25 Temmuz Çarşamba günkü konusu ise “hasta yaşlı
bakımı ve psikolojisi” idi. Özel Selçuklu Hastanesi’nden psikolog Deniz Keziban
ÇAKICI tarafından verilen derste kişilik yapılarına göre hastalığın anlamı gibi
önemli noktalara değinildi, hasta, hasta yakınları ve hasta bakıcılar konusunda
bazı vurgular yapıldı. “Hasta bakıcıların tamamı; kayıp, yas tutma ve yalnızlık
konularının yaşlı insanlarda nasıl etkiler bıraktığı konusunda bilgili
olmalıdırlar” diyen ÇAKICI, hasta - yaşlı bakımı ile ilgilenenlerin bir çok
konuda yeterli ve gerekli bilgiye, inanca sahip olmaları gerektiğini aktardı.
Yaklaşık dört saat süren ders boyunca kursiyerlerin derse
yoğun katılımı ve ilgisi dikkat çekti.
http://www.haberkonya.com |