DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI
Davranış, bireyin gözlenebilen eylemleridir.Uyum ise bireyin sahip olduğu
özeliklerinin kendi benliğiyle içinde bulunduğu çevre arasında dengeli bir
ilişki kurabilmesi ve bu ilişkiyi sürdürebilmesi şeklinde
tanımlanabilir.Çocuğun bir sınırdan sonra çevresiyle olan ilişkilerinin
bozulması ise uyumsuz davranışları doğurur.
Kişilik,en uygun ortamlarda
bile,birçok sorunlar çözülüp,engeller aşılarak geliştirilir.Çocuk gelişiminin
doğal seyri içinde bir yandan yeni yetenekler ve beceriler kazanırken,bir
yandan da pek çok sorunlarla karşılaşmaktadır.Çözümlediği her sorun,aştığı her
yeni engel, çocuğun ruhsal gücünü artırmakta ve kendi kanatlarıyla uçmayı
öğrenmektedir.Böylece ana-babanın koruyuculuğuna daha az gereksimin
duyarak,bağımsız davranışa yönelmektedir.
Davranış bozuklukları çocuğun çeşitli
ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı,iç çatışmalarını davranışlarına aktarması
sonucu ortaya çıkar. Hırçınlık, sinirlilik, saldırganlık, inatçılık, yalan,
çalma, küfür gibi davranışlar davranış bozukluklarına girer. Çocuk, gelişim
basamaklarında birtakım doğal zorluklarla karşılaşır. Bu zorluklar ana-babanın
desteğiyle çözümlenecek düzeydedir.Fakat çocuk bu desteği bulamaz ya da
ana-baba tutumu yanlış olursa, bunlara tepki olarak çocukta duygusal düzeyde
bozukluklar görülebilir ve olağan sorunlar büyür. Bu olumsuz tepkilere uyum
ve davranış bozuklukları diyebiliriz. Örneğin,2-3 yaşında çocuğa tuvalet
eğitimi verilmezse, kendi başına yeme alışkanlığı kazandırılamazsa, bu sorunlar
sonraki dönemlere aktarılır ve yeni dönem sorunlarıyla katlanarak büyür. Oyun
çağında oyuna doymamış ya da arkadaşlık ilişkisi kuramamış bir çocuk, okul
çağında, toplu oyunlara katılmaz, onlarla kaynaşarak çağını yaşamak yerine, bir
önceki dönemin sorunlarıyla başa çıkmak zorunda kalır. Bu nedenle ana-babanın
desteği, sevgisi, şefkati çocuk için çok önemlidir. Çocuğun kendine güvenli,
sağlıklı bir kişilik geliştirilmesi için, güven veren, anlayışlı, sevgi dolu
olumlu bir çevre gereklidir. Bu çevreyi bulamayan çocuk, kendine güvensiz olur,
kimsenin kendini sevmediğini düşünerek, çevresindekilere kuşkuyla bakar,
karmaşık duygu ve çelişkiler içinde bunalıma girer. Büyüklerin ilgisini çekmek
için gereksiz davranışlar yapar. Sonuçta bir sınırdan sonra çocuğun çevreye
olan uyumu bozulur. Bu tür uyum bozukluklarının başında sürekli sinirlilik,
kavgacılık, hırçınlık, söz dinlememe, geçimsizlik vb. görülür. Çocuklarda ruhsal sorunlar dış etkenlerden de
kaynaklanabilir. Örneğin, kaçırılan, araba kazası geçiren, cinsel saldırıya uğrayan
bir çocuk, çeşitli korkular geliştirir ve örselenmesine bağlı olarak, ruhsal
belirtiler ortaya çıkar. Bu tür dış örselenmelerde çocuğun tekrar ruhsal
sağlığına kavuşmasında ana-baba tutumu çok önemlidir. Çünkü ana-baba tutumu
sorunu düzeltici yönde de, çocuğun uyumsuzluğunu tamamen artırıcı yönde de
olabilir. Yine diğer bir sorunda çocuğun yapısı veya geçirdiği hastalıklarla
ilgilidir. Örneğin, beyin incinmesiyle doğan, sakatlığı veya herhangi bir
süreğen hastalığı olan çocuklarda uyumsuzluk belirtileri gösterirler.
Bir çocuğun davranışının
bozukluk sayılabilmesi için bazı ölçütler gerekir. Bu ölçütler:
1-Yaşa uygunluk: Her
gelişim döneminin kendine özgü davranışları vardır. Bu nedenle çocuğun içinde
bulunduğu gelişim döneminin özelliklerini iyi bilmek gerekir. Ör; 2 yaş çocuğu
negativist, hareketlidir ve istenilen şeyi yapmaz. Freud'un anal, Erikson'un
özerkliğe karşı kuşku ve utanç dönemine rastlayan bu yaşlarda çocuk, özerk bir
birey olduğunu öğrenir. Kendisi istemeyince altının değiştirilmesini istemez,
öpülmeyi reddeder.
3-5 yaş çocuğu dikkat çekmek
ister. Hayal dünyası çok geniş olduğu için inanılmaz öyküler anlatabilir. Henüz
yalanla yalan olmayanı ayırt edemezler. Bu nedenle bu yaşlardaki çocukların anlattıkları yalan
olarak kabul edilmezken, 11-14 yaşlarındaki çocuklarda görülen yalan normalden
sapan bir davranış olarak kabul edilir.
2-Yoğunluk:Bir davranışın
bozukluk olarak kabul edilmesindeki 2. Ölçüt yoğunluktur. Ör; 5 yaş çocuğunda
öfke ve huysuzluk doğalken, bu davranış başkasına fiziki zarar verme şekline
dönüşürse, davranış bozukluğu kategorisine girer.
3-Süreklilik:Çocuğun
belirli bir davranış türünü ısrarlı bir biçimde ve uzun zaman devam
ettirmesidir.
4-Cinsel rol beklentileri: Erkeklerde kızlara oranla daha saldırgan olmaları beklenirken, davranışları ile
erkeklere benzer saldırgan davranan kızların davranışları normalden sapan
davranış kategorisine girer.
Ruhsal belirtiler, tek
başlarına çocuğun uyumsuz ve dengesiz olduğunu göstermezler.Uyumsuz davranış
gösteren çocuklarda genel olarak ve sık sık şu davranışlar gözlenir;
- Sinirlidirler, huysuz ve
rahatsızdırlar.
- Tırnak yeme, parmak emme gibi
davranışlar gösterir.
- Zorbalık yaparlar.
- Otoriteye direnirler
- Devamlı gerilim içindedirler.
- Yalan söylerler
- Çalma davranışı gösterirler
- Motivasyonları sınırlıdır.
- Okul devamsızlıkları ve evden
kaçma vardır.
- Enerjilerini belli bir alanda
toplayamazlar.
- Utangaç, korkak, endişeli ve
şüphecidirler.
- Son derece sakin olabilirler.
Çocuğun davranışlarının uyumsuz
olduğunu söyleyebilmemiz için, saydığımız bu özelliklerin birkaç tanesini en az
6 ay süreyle göstermesi gerekir.Bunun yanı sıra çocuğun gelişim dönemine de
dikkat edilmelidir. Örneğin, 4-5 yaşına kadar çocukların gece işemeleri
normaldir. Hatta okul çağında bile ara sıra işeme normal sayılabilir. Çünkü
yatağa işeme davranışı tek başına uyumsuzluk belirtisi değildir. Bu belirtinin
sıklığı ve eşlik eden davranışların yoğunluğu önemlidir.
Ruhsal uyumsuzlukların büyük bir
çoğunluğu, çocukluk çağından gelmektedir.Bu nedenle, çocuğun ailesi ve çevresi
ile ele alınması
gerekmektedir.Gelişiminin doğal seyri içinde aşması gereken sorunları,
yardımsız çözmeye çalışan bir çocuk bir kuşkusuz kendi başına uçmayı öğrenmeye
çalışan bir kuş gibi boşa çabalar ve çabuk yorulur. Böylece bir çocuğun,
tedirgin ve mutsuz olması yanında ruhsal olgunlaşması da yaşıtlarından geri
kalır.
Genel Olarak Davranış
Bozukluklarının Nedenleri
-Dikkat çekmek:Çocuğa gerekli sevgi ve ilgi
gösterilmediğinde yada yeterli zaman
ayrılmadığında dikkat çekmek için davranış bozukluklarına yönelir.
-Ebeveynlere karşı güç
kazanma isteği
-İntikam alma isteği: Özellikle dayak yiyen, sevgi verilmeyen çocuk ana-babasından intikam almak
ister. Aşırı otoriter ve baskıcı tutum, katı disiplin ana-babaya karşı öfke ve nefret
duygularının gelişmesine ve buna paralel olarak başkaldırıcı bir bireyin
oluşmasına neden olur.
-Yetersizlik:Çocuğun
kendine güvensiz olması davranış bozukluklarına neden olur. Anne-babanın aşırı
koruyucu, hoşgörülü tutumu, gerektiğinden fazla özen gösterilmesi fazla kontrol
anlamına gelir. Sonuçta çocuk diğer kimselere aşırı bağımlı, kendine güveni
olmayan, duygusal olarak çabuk kırılan bir kişi olur.Bu durum çocuğun kendi
kendisine yetmesine olanak vermez ve davranış bozukluklarına neden olur.
Davranış bozukluğu olan
çocuklarla olumlu ilişki nasıl kurulur?
1-Karşılıklı Saygı:Azarlamak,
bağırmak, vurmak, susturmak, tutarsız davranmak çocuğa saygısızlığın
göstergesidir. Her ana-baba çocuklarına saygı göstermeyi öğrenmelidir. Her
çocuk ayrı bir birey olarak ele alınıp, fikirleri sorulmalı ve fikirlerine
saygı gösterilmelidir.
2-Çocuğa Zaman Ayırmak: Çocukla ilgilenmek, zaman ayırmak gerekir. Birlikte geçirilecek zaman nicelik
değil, nitelik olarak önemlidir. Birlikte çocuğun hoşlanacağı faaliyetler yapılabilir.
3-Cesaretlendirme:Çocuğun
kendine güvenmesini istiyorsa önce anne-baba çocuğa güvenmelidir. Çocuğun
çabasını övmeli ve yüreklendirmelidir. Cesaretlendirme çocuğun kendini değerli
algılayabilmesi için çok önemlidir. Cesaretlendirme çocuğu olduğu gibi kabul edip, kendi olduğu için değer vermedir.
4-Sevgiyi Anlatmak:Çocuğun
kendini güvenli hissedebilmesi için, en azından sevildiğini bilmesi ve sevmesi
gerekir.
YALAN SÖYLEME
Yalan söylemek, bir hatayı
gizlemek amacıyla gerçeğe uygun olmayan girişimde bulunmaktır. Amaç başkalarını
yanıltmaktır.
Yalan söylemek toplum tarafından
ayıplanan, kınanan bir davranış olmasına rağmen, ara sıra ona başvurmayan insan
yok gibidir. Fakat çoğu zaman kendi yalanlarımızı gerekli, küçük yalanlar
olarak görür, başkalarınınki ise büyük yalanlar olarak görürüz. Örneğin
sevmediğimiz bir insan kapımıza geldiğinde evdeki çocuğa "annem evde
yok" dedirtiriz. Karşımızdaki insanı kırmamak için yalana başvurur, aynı
zamanda çocuğumuza da yalan söylemenin ilk tohumlarını aşılamış oluruz.
Başkalarını bilerek aldatmak
amacıyla söylenen yalanlar, gerçek yalanlardır. Aslında çocukların yalanları,
yetişkinlerin yalanlarının yanında masum kalır. Çünkü; onların yalanları
aldatma amacı gütmez. Çocuk gerçeği iyi değerlendiremediği için, gördüklerini
çarpıtarak anlatır ve uydurur. Kimi ana-baba çocuğun olmamış şeyleri olmuş gibi
anlatmasını yalan sayar. Bunları dinlemek ve olduğu gibi kabul etmek yerine
çocuğu suçlar. 3-5 yaş çocuğunun hayal dünyası çok geniş olduğu için inanılmaz
öyküler anlatırlar ve bu dönemde yalan ile yalan olmayanı ayırt edemezler.
Yalanın bu kadar çok kullanıldığı
bir toplumda çocuk yetiştirmek hiç de kolay bir iş değildir. Ana babaların
birçoğu çocuğunun yaş dönemini göz önüne almadan çok erken yaşlarda gerçeğe
sadık kalmasını isterler. Oysa çocukta gerçekçilik ilkesi zaman içinde
oluşmaktadır ve 7 yaş öncesinde söylediği gerçek dışı sözler ve olaylara yalan
damgası vurmak doğru değildir. 3 yaş çocuğunun inanılmayacak öyküler uydurması,
hayali arkadaşlarının olması ve taklit oyunlarından hoşlanması doğaldır ve
gelişim özelliklerinin yolunda gittiğini gösterir. Çocuk hayal gücü geniş
olduğu oranda başarılı olur. Gerçeğe uydurma yolu ile ulaşır. Ayrıca öykü
uydurmaktan ayrı olarak kasıtlı bir biçimde gerçeğe sadık kalmama küçük bir
çocukta doğaldır ve bu tür yalan çocuğun eğlenmeyi sevmesinin, birine
takılmaktan hoşlanmasının doğal övünme arzusunun arkadaşlarından geri kalmama
isteğinin ya da cezalandırılma korkusunun bir sonucudur.
Yaşamın ilk beş yılında çocuğun
yalan söylemesi konusunda endişeye gerek yoktur. Çocuğun gerçeğe sadık
kalmasını sağlamak için ısrar etmek ve yalanını ortaya çıkarmak için
girişimlerde bulunmak yanlıştır.Çünkü beş yaş öncesi çocuğunun söylediği
yalanlar söz de yalanlardır ve çocuk düşüncesinin kendiliğinden oluşan özgün
ürünleridir. Çocuk birtakım psikolojik
gereksinimleri nedeniyle gerçek dışı söz yada hayallere sığınabilir ve bunları
gerçekmiş gibi kabul edebilir. Bu tür sözde yalanlar, gerçek yalanlardan
farklıdır. Sözde yalanların yanlış değerlendirilmesi, kınanması, sert cezalar
verilmesi sonucunda gerçek yalanların doğmasına yol açar. Örneğin kardeşi ile
oynarken bir vazoyu kıran çocuk cezalandırılma korkusuyla annesine kardeşinin
kırdığını söyler. Böylece yalan kendini savunmanın en iyi silahı haline gelir.
Çocuk gerçekle, gerçek olmayan ayırt
etmesinden sonra yalan halen devam ediyorsa, temelinde psikolojik etkenlerin
olduğu söylenebilir. Çocuğun çevresiyle ilişkileri gergin ve olumsuzdur. Ana
babalar çocuklarının eğitiminde onları gerektiği gibi sosyalleştirmeyi
başaramamışlardır. Bu tür çocuklar da kendini kontrol edememe ve aşırı
bencillik gözlenir. Başkalarının hak ve çıkarlarına kendisinin ki gibi değer
vermesini öğrenememiştir. Çocuk olanı olduğu gibi değil de, büyüklerinin istediği
şekilde göstermek için yalana başvurur.
1- Patolojik Yalanlar:Kişi
doğruyu söylemek kendisi için daha avantajlı olsa da yalan söyler. Önceden
düşünmeden ,o anda öylesine söylenen
yalanlardır. Diğer bir deyişle, söyleyen kişinin gelişimine ve yaşamına zarar
veren, onu zor duruma sokan yalanları, patolojik yalanlar olarak
adlandırabiliriz.
2- Hayali Yalanlar: Küçük
çocuklar gerçeği iyi değerlendiremedikleri için uydururlar. Yetişkinler bunları
yalan olarak görür.
3-Taklit Yalanlar:Çocuklar
ana-babayı örnek alır. Ana-babanın yalanına tanık olan çocuk, yalan söylemeyi
öğrenir. Ör; doktora gidiyoruz diye gezmeye giden anne-baba çocuğun yalan
söylemesine zemin hazırlar.
4-Sosyal Yalanlar:Bunlar
en yaygın olan yalanlardır. Bir yere gideceğimiz zaman, gitmek istemiyorsak,
"hastayım " deriz.
5-Savunma Yalanları:Çocuk
kendini korumak için yalan söyler. Çocuk sık sık eleştiriliyorsa, sert tepki
gösteriliyorsa, mükemmelliğe zorlanıyorsa çocuk yalana başvurabilir. Doğru
söylediğinde "yalan söylüyorsun" diye suçlanan çocukta , bu
yalanların alışkanlık haline gelebilir.
6- Yüceltilmiş Yalanlar: Başkalarının
hayranlığını kazanmak için söylenen yalanlardır.
Bazen de çocuklar bir özlemini
dile getirmek için yalan söyler. Ör; babasız bir çocuğun "babam var" demesi gibi. Normal
yollardan takdir edilmeyen çocuk, yalana
başvuracaktır."Annem öldü" diyen bir çocuk, kardeş doğumu ile
birlikte ilgisiz kaldığı için böyle söylemektedir.
Yalanın Gelişim Süreçleri
Her biri diğeriyle iç içe
olmasına rağmen yalan söylemenin gelişim süreci üç aşama halinde incelenir.
1) Çocukluğun ilk yılları 2-6
2) Ergenlik 6-12
3) Yaşlılık12-18 yaşlar arası
Hangi gelişim süreci olursa olsun
çevre faktörü dikkate alınmalıdır. Çocukluğun ilk yılları:Çocukların
kaç yaşında yalan söylemeye başladıkları bir tartışma konusudur. Bir çocuğun
tam anlamıyla yalan söyleyebilmesi için diğer insanların düşüncelerinden
haberdar olması gerekir.Bazı araştırmacıların belirttiğine göre çocuklar 3,5
yaşına kadar karşıdaki kişilerin fikirlerinden habersizdir.Araştırmacılar
çocukların gelişimlerinin ilk yıllarında kandırma ile ilgili davranışları
toplumsal yaşamda büyükleri memnun etmek ya da cezadan kaçmak için önceden
öğrendikleri tepkileri sergileyerek geliştirdiklerini belirtirler.
Woolf çocukların dört yaşından
önce yalan söyleyemeyeceklerini çünkü gerçeğin bile farkında olmadıklarını
ifade eder. Woolf’un yalanın başlangıcı olarak belirlediği yaş bir çok
araştırmacı tarafından çürütülmüştür. Yapılan bir araştırmada ağabeyi ortalıkta
yokken döktüğü sütün suçunu ona atan iki yaşındaki bir erkek çocuğu ve kendi
kendini dövüp başka bir çocuğun bunu yaptığını belirten 2,5 yaşındaki bir kız
çocuğu örnekleri verilmiştir.
Yalan fantezileri üretmek,
olgunlaşmamış anlayışsız ebeveynler tarafından stresli ortamlarda yetiştirilen
çocukların gösterdiği bir özelliktir. Yalan fantezileri üreten bir çocuk
dileklerinin gerçek olmasını diliyor demektir.
Ergenlik: Ergenlik öncesi dönem çocukların nasıl iletişim
kuracaklarını, neyi dışarı vereceklerini, neyi içerde tutacaklarını ve nasıl
kandırıp yalan söyleyeceklerini öğrendikleri dönem olur. Çocukluğun ilk
yıllarında doğrunun tüm çıplaklığıyla söylenmesi hoş görülse de ergenlik çağına
gelen çocuklara bunun tam tersi öğretilir. Ergenlik çağındaki bireylere
insanları üzecek gerçekleri söylememeleri öğretilir.Cinsellik, para, uyuşturucu
ve alkol ile ilgili aile sorunları sır olarak saklanır. Çok gizli sırları olan
aileler dışarıya sır vermemek için aşırı gayret sarf ederler. Sonuçta ergenlik
çağındaki çocuklar yavaş yavaş hile ve yalan içerecek şekilde bilgi, fikir,
duygu ve düşüncelerini toplumdan saklamaya ve yerine göre göstermeyi öğrenmeye
başlarlar. Bu bir dereceye kadar her ailede öğretilir.
Genç Yetişkinlik:Genç yetişkinlerin maruz kaldıkları psikolojik
baskılar sevgiliden ayrılma cinsel dürtüler gibi yalanın bir hastalık belirtisi
olarak ortaya çıkmasına kadar gidebilir. Özerk bir birey olmaya çalışan genç
yetişkin anne-babasından bağımsız kararlar almaya çalışırken yalana sığınabilir
ya da anne babasına karşıt tepki geliştirerek patolojik bir boyutta doğrucu
olup çıkabilir. Bu durum iç hesaplaşmalar yaşayan genç yetişkinin vicdanını
rahat hissetmesini sağlayabilir.
Çocuk Yalan Söylemeyi
Nasıl Öğrenir?
Çocuk yalan söylemeyi öncelikle
diğer çocukları taklit ederek öğrenir. Yalan söyleyerek yaptığı hatanın
sonucundan kurtulan arkadaşını gören çocuk, yalanın ona birtakım olanak ve
avantaj sağladığını hemen farkına varır ve yapılan bir hatada kendini masum
gösterip cezadan kurtulmasını öğrenmiş olur. Ayrıca yetişkini taklit de çocuğun
yalanı öğrenmesine yol açar. Yetişkinler bazen de kendi aralarında yalan
söyledikleri gibi çocuklara da yalan söyletirler. Örneğin "Bunu yaptığımı
babana söylemeyeceksin" ya da "Dün evdeydik"diyeceksin gibi
tembihlerle çocuğa yalan iterler ve böylece yalanın oluşması için zemini
hazırlarlar. Böylece 7 yaş sonrasında mantık geliştirmeye başlayan çocuk,
yalanın kötü bir şey olmadığını eğer kötü olsaydı yetişkinlerin söylemeyeceğini
düşünmeye başlar.
Çocuklar Neden Yalan Söyler
Zihinsel düzeyi düşük olan çocuklar, normal
çocuklara oranla gerçeğe daha aykırı yalanlar söylerler. Normal çocuklar ise
daha mantıklı yalanlar söyler ve ayrıntılı öyküler anlatılır.
Aileye bağımlılık, verilmiş söze
saygı durumlarında da çocuk yalana başvurabilir. Örneğin annesini üzme
kaygısıyla karnesi kötü olduğu için karne almadıklarını söyleyebilir yada karne
üzerinde tahribat yapabilir. Ayrıca toplum içinde çok heyecanlanan bir çocuk,
bildiği bir şiire bilmiyorum diyebilir. Bunun sebebi çekingenliktir.
Ayrıca bir çocuğa aşırı karışıldığı ve baskı
yapıldığı zaman da çocuk yalan söyler. Sürekli kendisine anneni mi daha çok
seviyorsun yoksa babanı mı diye soran bir yetişkine ikisini de sevmiyorum
şeklinde cevap verebilir. Burada hata yetişkindedir. Bu davranış şekli çocuğa
zayıflığıyla alay edilmiş izlenimi verebilir.
Kimi çocukta açıkça yalan söylerken bir
özlemini dile getirir. Örneğin, annesi ve babası olmayan bir çocuk, bunu
utanılacak bir durummuş gibi kabul eder ve var olarak gösterebilir. Kimisi de
statüsünü kaybetme endişesiyle ailesinin fakirliğini saklar, bundan utanır ve
kendisini zengin gibi gösterir.
Yalanı Engellemek İçin Neler
Yapabiliriz?
Yalanı engellemek için öncelikle
yalanın niteliği bilinmelidir ve yalandan çok buna neden olan psikolojik
faktörler ele alınmalıdır.
1-Çocuk kesinlikle
cezalandırılmamalı, sadece çocuğa yaptığı davranışın yanlış olduğunu ve doğru
söylemenin övgüye değer bir davranış olduğu anlatılmalıdır.
2-Yalan söylemeyen çocuğun
doğruyu itiraf etmesine yardımcı olunmalıdır. Çocuk doğruyu söylemeye
yönlendirilirken ana-baba, öğretmeni ve çevresindekilerin çok dikkatli
davranmaları gerekir. Çünkü burada söz konusu olan güç gösterisi değil,
yardımdır.
3-Yetişkinler örnek
olmalıdır. Eğer anne-baba başkalarına yalan söyleyecek olursa,
çocuğun dürüstlüğün önemini anlaması çok güç olacaktır.Çocuklar hangi yaşta
olursa olsun yaşına uygun bir dille doğruyu söylemek gerekir.
4-Aşırı tepki göstermemek
gerekir.Yumuşak ve hoşgörülü olmalı ve cezadan kaçınılmalıdır. Aşırı tepki
göstermek, çocuğun sizin öfkenizden korunmak için, yalan söylemeye devam
etmesine yol açar.
5-Çocuklardan başaramayacakları
şeyler beklenmemelidir.
6-Fazla baskıdan kaçınmalı ve
koyduğumuz kurallarla çocuğun yaşamını fazla sınırlamamalıyız.
7-Çocuğu yetişkinler araç olarak
kullanmamalıdır.Ör; anne yada babanın çocuğa yalan söyletmesi. Annenin "bu
yaptığımızı baban duymasın" demesi gibi.
8-Gizli polis gibi çocuğu
sorgulamamalıyız. Ör; "Doğru söylersen ceza vermeyeceğim" dedikten
sonra, çocuk doğruyu söyleyince"biliyordum" diyerek tepki vermek yada
dayak atmak, çocukta yalanı pekiştirir. Çünkü çocuk doğruyu söyleyince
olumsuzlukla karşılaşmaktadır.
9-Çocuğun diğer çocuklarla kıyaslanmaması gerekir.
10-Ana-baba-çocuk iletişiminin
olumlu olması gerekir. Çocuk istek, sıkıntı, kaygı ve endişelerini bizimle
konuşabilmelidir. Çocuğu dinlemek ve çözüm yollarını kendisinin bulmasına
yardımcı olmak gerekir.
11-Yalan söylediği için çocuğu
suçlamamak gerekir."Yalancı" etiketi yapıştırılmış olan bir çocuk, bu
etiketin gereklerini yerine getirecektir, çünkü yaptığı işin kendini
yansıttığına inanır. Bu davranışı onaylamasak bile, çocuğumuzun kişiliğini bu
davranıştan ayrı tutmak gerekir. Salt kendisi olduğu için onu sevdiğimizi
çocuğumuzun anlamasına yardımcı olmalıyız.
12-Doğrudan emin olmak için
kontrol edin.Çocuğa "ödevin bittimi" diye sormak yerine "ödevini
görmek istiyorum" deyin. Bu davranış hem kontrol edileceği için ödevini düzgün yapmasını sağlar hem de sonucundan
çekindiği için yalan söylemez.
KÜFÜR
Küfür üç temel gruba ayrılır.
-Ya beddua etmek yada birine
zarar verilmesi dileğini yansıtan konuşma biçimi,
-Cinsel içerikli küfürler,
müstehcen konuşmalar,
-Kişiliğe yönelik küfürler,
Nedenleri
1-Dikkat çekme:Bazı
çocuklar ana-babadan yeterli ilgiyi göremiyorlarsa, dikkat çekmek için
küfrederler.
2-Sarsılma:Bazı çocuklar
için yetişkinleri şok etme, rahatsız etme eğlenceli olabilir.
3-Ağızdan kaçıverme:İnsanlar
da engellenme yada kızgınlık hissedildiğinde yada fiziksel bir gerginlik
olduğunda küfür ağızdan çıkıverir.Çok engellenen, yaşama alanı çok daraltılan
çocuk, kızgınlık olarak küfredebilir.
4-Savunma:Bazıları için
kötü söz söyleme bir savunma davranışıdır.Küfür etmenin tam anlamıyla yasak
olduğu çevrede yetişenler, isyan ederek bağımsızlıklarını göstermek isterler.
5-Olgunlaşma:Bazen de
çocuklar yetişkin olmanın bir sembolü olarak, kötü söz söylerler.
6-Akranları tarafından
onaylanması
7- Zevk alma
Ne yapılmalıdır?
1-Örnek oluşturma: Eğer
kaba ve küfürlü bir konuşma eğilimini kendinizde engelleyebiliyorsanız, çocuğunuzda
bu kontrolü sizi taklit ederek öğrenecektir.
2-Dürtülerini ifade edebilme: Eğer
çocuk, size olan kızgınlığını rahatlıkla dile getirebiliyorsa, bu özgürlüğe
sahip ise, olumsuz duygularını belirtmek için daha az küfürlü sözcük
kullanacaktır.
3-Tartışma: Bu kelimeler
bir kağıda yazılarak tanımlanır ve daha sonra tartışılır.
4-Önemsememek: Çocuklar
kötü sözcükler kullandığında,anne-babalar bu duruma pek fazla üzülüp
şaşırmıyorlarsa, çocukların bu sözcükleri söylemeleri için bir nedenleri
kalmayabilir.
5-"Dilsizlik Oyunu": Ana-babalar
böyle durumlarda şoke olmaktan çok, sessizlik oyunu oynayarak çocuğu
yönlendirebilirler. "senin kullandığın kelimenin anlamı nedir?",
"anlamıyorum", denilerek çocuktan yanıtlaması istenir.
6-Yaratıcı olmaya özendirmek: Yaratıcı
uğraşlar, yazınsal faaliyetler, spor vb. Yaratıcılığı artırıp kötü söz
kullanımını engeller.
7-Kötü sözcüklerin
yıpratılması: Çocuk bu kelimeyi kullandığında 5 dakika boyunca bu kelimeyi
söylemesini isteyin. Büyük olasılıkla bir daha kullanmayacaktır. Söylemek
istemediği zaman, ancak kötü sözcüğü kullanmaktan dolayı verilen cezayı
uyguladıktan sonra, istediğini yapabileceğini söyleyin.
8-Ciddi cezalandırmama: Eğer
çocuğunuzu, döverek, bağırarak, tehdit ederek cezalandırırsanız; çocuğunuz bu
kelimeleri yakalanıp cezalandırılmamak için, gizlice kullanmayı öğrenir.
Uygun olmayan bu sözcüklerin yerine,
uygun kabul edilebilir sözcükler kullanması için çocuğu bilgilendirmek
gerekir.Çocuk olumlu sözcük kullandığında, çocuğun övülmesi teşvik edilmesi
gerekir.
ÇALMA-HIRSIZLIK
Çalma genel anlamıyla başkalarına ait
eşya, para vb şeyleri habersizce almaktır. Çalma bir suç örneğidir, ancak bu
davranış çoğu kez, yanlış yola itilme sonucu yada bir macera olarak ortaya
çıkar.
Çocuklarda doğuştan mülkiyet kavramı
yoktur. Çevresinde gördüğü, hoşuna giden, gereksinme duyduğu eşyayı kendine mal
ederek, kullanmaya başlar. Örneğin 2 yaş çocuğunda sahiplik kavramı yoktur. Her
şey onundur, başkasına ait olamaz. Çocuk giderek kendinin olanla olmayanı ayırt
etmeye başlar ama bencil tutumu uzun süre değişmez. Örneğin, komşu gezmesine
gittiğinde, sorulmadan alınmayacağını bildiği halde, cebinde kendisinin olmayan
birtakım oyuncaklarla geri döner.
Küçük yaşlarda çocuklar tarafından
başkalarına ait olan bir şeyi izinsiz alma davranışına sık rastlanır. Ancak bu
tür eylemleri çalmak anlamında kabul etmemek gerekir. Çocuklar henüz
hangi kurala uyulup hangi kurala uyulmayacağının yeterince bilincinde
değildirler. Bazı ülkelerde cezai sorumluluğun başladığı yaş olarak belirlenen,
mülkiyet duygusunun geliştiği 8 yaşındaki çocuklar henüz erişkin yaşamını
yönetecek dengeye sahip değildirler.
Okul çağında tekrarlanan çalmalar
üzerinde daha önemle durulmalıdır. Çocuk aile ve çevresiyle birlikte
araştırılmalıdır.Yaşına göre olgunlaşması geri kalan kimi çocuk, annesinin
çantasından para aşırarak, çevresindeki çocuklara dağıtır. Kazanamadığı
arkadaşlığı para ile kazanmaya çalışır.
“Hırsız”
sözcüğü çalmayı alışkanlık haline getirmiş çocuklar için kullanılır.Bu tip
çocuklar, çeşitli anti-sosyal davranış (suçluluk) karakteristikleri
gösterirler.
HIRSIZLIK ÇEŞİTLERİ
1- Çalınan Objenin
Kullanılması:
-
Yarar sağlamayan hırsızlıklar: Çocuklardaki
karakteristik çalma biçimidir.
-
Cömertlik Hırsızlıkları: Çalınan obje
dağıtılır. Bu hırsızlıklar özgeci ve değer kazanmak amacıyla yapılır.
-
Gereksinim Hırsızlıkları: Yoksul, evden
kaçan ya da amaçsız dolaşan çocuklarda görülür. Para hırsızlıklarının
birçoğunda, çocuk ya da gencin şiddetle gereksinme duyduğu veya istediği
bir şeyi elde etmek için çaldığı ileri sürülebilir. Ancak hırsızlığın
kötülüğünü iyice öğrenmiş olan çocuk, gereksinme ne denli önemli ve güçlü
olursa olsun, bunu hırsızlık yoluyla doyurmaya kalkmaz.
2- Patolojik Hırsızlıklar:
-
Saldırgan Hırsızlık: Zarar verme amacı
baskındır.
-
İçtepisel Hırsızlıklar: Çalma eylemi
düşünülmeksizin ve bir plan yapılmaksızın gerçekleştirilir.
-
Zevk Hırsızlığı: Çalma zevki her şeyden
öndedir. Bu tür hırsızlıklar ergende ve çete suçlarında görülür. Tehlike
ve korkuyu yenme zevkiyle birliktedir. Bu tür hırsızlıklarda yeni ve
heyecan verici deneyimler yaşamak ya da çevresini atlatarak bir üstünlük
veya egemenlik duygusu elde etmek amacı yatmaktadır. Çocuk veya gençlerde
bu isteklerin doyurulması doğal ruhsal bir gereksinmedir. Bu istekler
yararlı birtakım eğitsel faaliyetlerle yönlendirilmediği taktirde, çocuk
bunu, komşunun bahçesinden meyve, pastacıdan çörek, vb. yollarla doyurmaya
kalkışır. Bu tür hırsızlıklar genel olarak grup halinde işlenir ve çalınan
nesneyle bir gereksinmeyi karşılamak söz konusu değildir.
-
Telafi Hırsızlık: Aşağılık duygusu
olanlarda, çekingen ve duygusal kişilik yapısındakilerde görülür. Burada
sevgi eksikliği telafi edilir. Bunlar aynı zamanda kardeş doğumu,
kardeşler arası kıyaslama gibi nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan
kıskançlık ve avunma hırsızlıklarıdır.
Nedenleri
1- Doyumsuzluk: Doyumsuzluk çok
çeşitli durumlarda ortaya çıkabilir ve kısa süreli yada uzun süreli olabilir.
Sevilmediğini yada ana-babasının sevgisini yitirdiğini sanan bir çocuk, onların
ilgisini çekmek amacıyla bu davranışa yönelebilir. Ailede yeni doğan çocuğun
olması ve bu nedenle papucunun dama atıldığını düşünen çocukta, annesinin
kendisini yüzüstü bıraktığını düşünerek, ondan öç alma isteğiyle çalma
davranışına yönelebilir.
2- Sevgi Açlığı: Bu durum genellikle ana-baba yoksunluğu çeken
çocuklarda görülür.Çocukta sevgi açlığından güvensizlik duygusu oluşur. Bu
güvensizlik duygusunu da ancak kendisine ait birtakım eşyalar elde ettiğinde
giderebilecektir. Sevilmediğini düşünen çocuk, ilgi çekmek için çalabilir.
Bazen ana- baba kaybından sonrada ortaya çıkabilir. Genellikle çalma davranışı
gösteren çocukların, alkolik veya suçlu
ana-babalar tarafından yetiştirildiği ve ihmal edildiği belirlenmiştir.
3- Arkadaşlar arasında özel
bir yere sahip olmak: Arkadaşları arasında özel bir yer sahibi olmak için
rüşvet vermek amacıyla kullanılan küçük eşyaları çalarlar. Bu sebepten
kaynaklanan hırsızlık, en fazla, arkadaşlar arasındaki yarışmalarda başarısız
olan çocuklarda görülür bu çocuklar saygı göremedikleri gibi kendilerine de
saygı duymazlar ve kendilerini kabul ettirmek için bu yolu deneyebilirler.
4- Çocuğa yeterli harçlık
verilmemesi:Çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılanmaması durumunda görülür.
5-Çocukta mülkiyet fikrinin
gelişmemiş olması
4-İntikam almak:Örneğin;
başarılı bir çocukla kıyaslanan bir çocuk, ondan intikam almak için eşyalarını
alabilir. Çocuk otoriter ana-baba yada öğretmenden intikam almak için de
çalabilir.
5-Ana-babanın çocuğun yaptığı bu
davranıştan bilinç altı zevk alması: Çocuk bunu hisseder ve çalmaya devam
eder.
6-Çocuk özdeşleşmek için
kendine kötü örnek seçmiş olabilir: Çocuk bir grubun onayını almak için
yapabilir. Amaç çalmak değil, başkalarını yaranmaktır.
7-Özgüvenini artırmak için:Bazı
çocuklar kendi güçlerini, erkekliklerini kanıtlamak için yaparlar.
8-Çocuğun anne-baba ile
hesaplaşmasının bir yolu olabilir
Çalma davranışı karşısında
neler yapılabilir?
Çalma olayı 5 yaşına kadar sorun
teşkil etmez. Çocuğun kendisine ait eşyalarının olması sağlanmalı ve
başkalarına ait şeyleri izinsiz alamayacağı öğretilmelidir. Çocuğun ayrı odası
ve çekmeceleri olması da tercih edilebilir.
Çocuk ailenin diğer bireylerinin
eşyalarını almaya kalktığında, bunların kime ait oldukları hatırlatılmalıdır.
Ana-babalarda çocuklarına iyi bir örnek olmaları için, başkalarına ait eşyaları
izinsiz almamaları gerekir. Böylece çocuk başkalarının mülkiyet hakkına saygılı
olmayı ve bazı isteklerini kontrol etmeyi öğrenir.
Ana-babaların çalma davranışı
karşısında soğukkanlı davranmaları gerekir.Çocuk bu davranışın sonucunda
acımasızca cezalandırılmamalıdır.Bu tutum çocukta sevilmediği inancını doğurur.
Aldığı ceza ve gördüğü sevgisiz tutumla, çocuk cezasını çektiğini düşünerek
yeniden çalmaya yönelebilir.
Ana-baba olarak çocuğunuza
davranış şeklinizi değerlendirin ve ona gerçekten sevginizi gösterebiliyor
musunuz düşünün. Çünkü çalan çocuk, anne ve babasına karşı duyduğu kızgınlıktan
ileri gelen suçluluk duygusuyla bu amaca yönelebilir. Ayrıca okulda çalma davranışı
göstermesi, bir yandan aralarına giremediği arkadaşlarından öç alma, öte yandan
ana-babayı yaralamak amacını güdebilir.Eve kendisinin olmayan bir oyuncakla
gelen bir çocuğa annenin hırsız niye çaldın, senin neyin eksik demesi yerine,
hiçbir şey söylemeden oyuncağının geri verilmesi en doğru yoldur. Bu durumda
çocuk kazançlı çıkmayacak ve yaptığı davranışı da yinelenmeyecektir. Çocuk
gereksiz yere suçlanmamış ve davranışı da onaylanmamıştır.
Çocukların ilk çalmalarında, ana-
babaların olduğu gibi okul yöneticilerinin de çok duyarlı ve bağışlayıcı
davranmaları yerinde olur.Çalma bir uyum ve davranış bozukluğu semptomu olarak
kabul edilmeli ve bir alarm sinyali olduğu bilinmelidir.Çocuklara 7-8 yaşından
itibaren düzenli olarak harçlık verilmelidir. Harçlık yaşa, ekonomik olanaklara
ve koşullara göre değişir.Çocuğunuzu hırsız olarak nitelendirip, yaptığı her
hareketinden kuşkulanmayın. Eğer böyle davranırsanız, çocuğunuzun kendine karşı
olan sevgi ve güvenini yok edersiniz ve zihninde, kabahatini tekrarlamasını
beklediğiniz fikrini uyandırırsınız. Çocuğunuz bilinçsiz olarak, bu korku yada
isteğinizi yerine getirebilir.
Nasıl önlenir?
1-Değerleri Öğrenmek: Çocuğa
dürüstlük ve başkalarının mülküne önem verme öğretilmelidir.Anne-baba örnek olmalıdır.
2-Örnek oluşturma: Önce
anne-baba çocuğa örnek olmalıdır. Başkasına ait eşyalar alınmamalı, bulunmuş
eşyalar geri götürülmeli, diğer insanlar kandırılmamalıdır.
3-İletişimi güçlendirmek: Eğer evde çocuk yakın ilişkiden yoksunsa, çocuğa yeterli zaman ayrılmıyorsa,
aile bireyleri arasındaki ilişki güçlendirilmelidir
4-Çocuğa belirli bir miktarda
harçlık verilmelidir. Çocuğun gereksinimlerini karşılayabilecek belirli bir
harçlık mutlaka verilmelidir. Çocuk ihtiyacı olduğunda tekrar alabileceğini
bilmelidir.
5-Mülkiyet hakları: Çocuğa ihtiyacı
olduğunda , kendisine ait olmayan bir eşyayı nasıl ödünç alabileceği ve bunu
nasıl geri vereceği öğretilmelidir.
6-Etrafta bozuk para gibi
cezbedici eşyalar bırakılmamalıdır.
7-Çocuğun kendisine ait
eşyaları olmalıdır. Çocuğun en azından bir kaç eşyası olmalıdır.Anne-baba
çocuğun eşyalarını kullanacağı zaman ondan izin almalıdır.
ALT ISLATMA ( ENURESİS)
Genellikle çocuklar mesane
kontrolü gerçekleştirinceye kadar, yani ortalama olarak 2-3 yaşlarına kadar
geceleri altlarını ıslatırlar.Gündüz kontrol 2 yaş dolaylarında,gece kontrol
ise 3,5-4,5 yaşları arasında kazanılır. Çocukların hemen hepsinin idrar ve
dışkı kontrolü kazandıkları 4 yaşından sonra hala altını ıslatmanın devam
etmesi “enuresis” adını alır.
Doğumdan başlayarak süregelen ve
sinir-kas kontrolündeki gecikmeden kaynaklanan alt ıslatmaya "birincil enuresis" denir. Düzensiz ve yetersiz tuvalet
eğitimi, anne babanın ilgisizliği sonucunda oluşur. Fakat birincil enuresis
zamanla kaybolur, kalıcı değildir.
Tuvalet
kontrolü oluştuktan sonra başlayan alt ıslatmaya "ikincil
enuresis" denir. Bu tip alt ıslatma da bir gerileme olayı söz
konusudur. Örneğin yeni bir kardeşin doğumu gibi birtakım ruhsal gerginlik
durumlarından sonra ortaya çıkar, burda neden çocuğun bir bebek gibi sevilme ve
ilgi çekme ihtiyacıdır. Bu ihtiyaca yönelik olarak çocukta geriye dönüş
görülür.Yeterli sevgi, ilgi ve anlayışla bu durum çözümlenebilir. Fakat çocuğun
itildiği ve sevgiden yoksun kaldığı durumlarda tekrar ortaya çıkar, devam eder.
Enuresis genellikle sosyo
-ekonomik düzeyi düşük ailelerde daha sık görülür. Bu ailelerde çocuklar
yeterli duygusal etkileşimden yoksundurlar ve aldıkları tuvalet eğitimi
yetersizdir. Çocuğun duygusal durumunu büyük ölçüde etkileyen ev ortamı ve
yakın çevresi alt ıslatma olayıyla yakından ilgilidir. Aşırı sevgi ve hoşgörü,
yetersiz ilgi, kıskançlık gibi ruhsal nedenler enuresisin oluşumunda başlıca
nedenlerdir.
Aşırı heyecan ve gerginlik
durumlarında da alt ıslatma meydana gelebilir. Bunların yanı sıra korkular,
örseleyici yaşantılar ve ameliyatlarda etken olabilir. Korkutucu durumlarda
çocukların altlarını ıslatmaları bilinen bir olaydır. Alışılmadık dayak ve
cezalarda neden olarak gösterilebilir. Annesine kızıp öfkelenen bir çocuk,
altını ıslatarak intikam almak isteyebilir ve bunu saldırganlık aracı olarak
kullanabilir. Ayrıca erken ve baskılı tuvalet eğitimi ile çocukla anne
arasındaki gergin ilişki de enuresisin bir nedenidir. Ruhsal etkenlerin yanı sıra
bedensen etkenlerden de alt ıslatma sorunu kaynaklana bilir.Fakat bedensel
nedenler %5 gibi küçük bir grubu kapsarlar. Örneğin, böbrekte ve boşaltım
yollarında ki doğuştan bozukluklar, sidik yolarının yangıları başlıca bedensel
nedenler arasındadır. Epilepsisi olan çocuklar da gece gelen epilepsi nöbetleri
de gece işemelerinin nedeni olabilir. Ayrıca bu çocukların omurganın alt
omurlarından birinde çatallı diken denilen bir bozukluğunda yatak ıslatmaya yol
açabileceği ileri sürülmüştür. Ancak bu bozukluğun görüldüğü her çocukta gece
işemesi görülmez.
Alt ıslatma davranışı tek
başına ruhsal uyumsuzluğun göstergesi değildir ve özellikle ilk çocukluk
döneminde tedaviden kaçınılmalıdır. Tek başına altını ıslatma mutlu, uyumlu bir
çocukta kaygı uyandırıcı bir durum değildir.
Sabırlı, anlayışlı ve sevecen bir tutumla sorun kısa sürede
çözümlenebilir.Kesinlikle çocuğa sert ve otoriter bir tutumla
yaklaşılmamalıdır. Çünkü bu tür yaklaşımlar çocukta aşağılık duygusuna yol
açabilir.Aslında çocukta alt ıslatma olayında kontrol mekanizması doğal olarak
kendiliğinden gelişir ve herhangi bir eğitime gerek duyulmaz.Bu işlevsel
gelişme ancak daha sonra fiziksel ve çevresel etkenlerle bozulur. Bu nedenle
erken yaşta tuvalet eğitimi vermek yada bunu çocuktan istemek zararlıdır ve en
önemlisi çocuğun duygusal dengesini bozar
Nedenleri :
Altını ıslatma ya organsal ya
da ruhsal bir nedene dayanır. Böbrek, bağırsak bozuklukları ve ağır
uyku, organsal nedenlerdendir. Ruhsal nedenler ise oldukça karmaşık ve
çeşitlidirler. Altını ıslatma, duyulan bir kaygının dolaylı anlatımı, anneye
babaya karşı duyulan öfkenin, kinin bilinç dışı yolla dışa vuruşu da
olabilir.Kardeş doğumu ile başlayan ikincil enuresis, bir regresyon belirtisi
olabilmekte, bazen enuresis, kardeşe duyulan saldırgan duyguların ifadesi,
bazen de aşırı temiz, titiz, düzenli bir annenin baskılı tuvalet eğitimine
karşı pasif agresif bir tepki niteliği taşıyabilmektedir. Ailede ölümler,
ayrılıklar, geçimsizlik, hastalılar ya da okulda başarısızlıklar gibi yaşam
olaylarının yaratacağı anksiyete enuresis ile ifade edilebilir. Ailenin aşırı
koruyucu ve hoşgörülü tutumu ile çocukta bebeksi kalma eğilimi, enuresis
belirtis ile kendini gösterebilir.
Enuresis, sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan, aile içinde yeterli duygusal
etkileşimden yoksun, nörotik ve uyumsuz çocuklarda daha çok rastlanır. Çeşitli
ruhsal etkenlerin oluşumunda başlıca neden olarak sayılabilir.Yaptığımız
incelemeler, alt ıslatma sorunuyla çocuğun duygusal dünyası arasında yakın bir
ilişki olduğunu ortaya koymaktadır.Yapılan araştırmalar,enuresiste ailesel bir
yatkınlık olduğu görüşünde birleşmektedir.Enuretik çocukların %75'inin birinci
dereceden akrabalarında devam eden ya da geçmişte enuresis bulunduğu
bildirilmiştir.
özetle;
A-Fiziksel Olarak
-
Genetik yatkınlık,
-
Sinir kas kontrolünün gecikmesi,
-
İdrar yollarında enfeksiyon, idrar kesesinde tonus
azlığı
-
Çok derin uyku yaratacak aşırı yorgunluk,
-
Fazla sulu ve tuzlu yemek yeme,
-
Ayakların ve bel kısmının aşırı üşümesi gibi nedenlerden
kaynaklanabilir.
B - Psikolojik Olarak;
-
Yeni bir kardeşin doğması, okula başlama, okul
değiştirme, sevilen birinin kaybı gibi stres faktörlerine karşı hayatın
eski dönemlerine geri dönme isteği,
-
Erken ve baskılı tuvalet eğitimi (Aşırı titizlik ve
sabırsız davranma )
-
Gün içinde korku yaşanması,
-
Derin uyuma,
-
Ruhsal zorlama, aşırı baskı ve üzüntü yaşanması,
-
Anne babanın ayrılması, aile ilişkilerinde
bozukluklar, evde huzursuzluk gibi ailevi faktörler,
-
Ailenin aşırı koruyucu ve hoşgörülü tutumu ile çocukta
bebeksi kalma eğilimi,
-
İlgi çekmek ve öç alma isteği,
-
Okul korkusu gibi nedenlerden kaynaklanabilir.
Enuresisin Tedavisi için Neler
Yapılabilir?
Gece altını ıslatan çocukların
çoğunda uyku derindir.Bu yapısal özellikten dolayı derin uykuda sidik
torbasının büzücü kasları gevşemekte ya da içten gelen işeme uyarılması, çocuğu uyandırmaya yetmemektedir.Uyku
derinliğini azaltan ve sidik torbasını büzücü etki yapan çok etkili ilaçlar
olup, bu ilaçların doktor kontrolünde 4 ile 6 haftalık kullanımından sonra %
70-80 ninde etkili olmaktadır.İlaç bırakıldıktan sonra da kazanılan
alışkanlıklar bozulmamaktır.
Mesane eğitimi başlatılarak,
çocuk,ana-babanın kontrolü altında belirli saatlerde idrar yapmaya
alıştırılabilir.
Uykuda alt ıslatma durumunda elektrikli
sistemi harekete geçen ve çocuğu uyandıran özel yapılmış yataklarda tedaviyi
olumlu cevap vermektedir.Fakat çocuk uyandıktan sonra tuvalete gitme
alışkanlığı kazandırılmalıdır.
Annenin psiko-pedagojik açıdan
eğitilmesi ve yönlendirilmesi de çocuğun alt ıslatma sorununu ortadan
kaldırmaya yardımcı olur.
Özellikle 7 yaşından önce çocuğun
gecede 2 kez çişe tutulması yararlı olabilir.Çocuklarda tuvalet eğitimin de
taklit olayı da etkili olabilir. Kız çocuğun anneyi izlemesi, erkek çocuğunda
babayı izlemesi ve tuvaleti ne şekilde kullandığını görmesi lazımdır.
Genellikle çocuklara tuvalet eğitimi
başladıktan sonra gece yatarken altına bez takılır.Bu yanlış bir tutumdur.
Çünkü çocukta gündüzleri altını ıslatmanın yasak olmakla birlikte geceleri
bezini ıslatabileceği izlenimini uyandırır. Mesane kontrol kaybı ancak zaman
zaman olur ve buna çoğu zaman duygusal gerginlikler yol açar. Bazı durumlarda
da altına ve yatağını ıslatma, mesane belirli bir gerilim düzeyine geldiğinde
bile uyanamama sonucunu doğuran, soydan gelen bir özelliğe bağlıdır. Bu nedenle
pek çok ailede çocukluk sırasında sık görülen yatak ıslatma durumu bir süre
sonra kendiliğinden kaybolur.
Kısaca özetleyecek olursak, alt
ıslatma sorunu çocuktaki idrar kesesinin olgunlaşması ya da ruhsal zorlanmanın
ortadan kalkmasıyla kendiliğinden kaybolur. Enuresisin devamı halinde ise
organik nedenlerin araştırılması, uyku derinliğinin azaltılması ve duygusal
bozuklukların önlenmesi gerekir.
Tuvalet Eğitimi
Çocukta tuvalet eğitiminde
sabırlı olmak gerekir.Çocuğun hangi saatlerde kirlettiği çok iyi gözlenmeli ve
hem o saatlerde hem de yemeklerden sonra
tuvalete oturtulmalıdır.Çocuk tuvalete rahatlıkla ulaşabilmelidir.Giysileri
kolay giyip çıkarabileceği türden olmalıdır.Tuvalette gösterdiği her başarıdan
sonra ödüllendirilmelidir.Çocuğa nasıl temizleneceği öğretilmeli,elleri her
tuvalet sonrası yıkatılmalıdır.Gece kazalarını önlemek için 1 veya 2 kez
tuvalete kaldırılmalıdır.Tuvalet ve temizlik eğitimi neşeli bir oyuna
dönüştürülerek verilmelidir.Her yaptığı işlem hakkında mutlaka
konuşulmalıdır.Örneğin "Şimdi ellerimizi ıslatalım, şimdi sabunlayalım,
şimdi de havluya kurulayalım" gibi.
DIŞKI KAÇIRMA ( Enkopresis)
Çocuğun kakasını tutma ve bırakma
işlevini kontrol edebileceği yaşa gelmiş olmasına karşın, istemli ya da istem
dışı olarak kakasını uygun olmayan yerlere bırakma ile belirlenen bir
bozukluktur. Çocuk, hiç kontrol geliştirmemişse, birincil enkopresis; en az bir
yıl kontrol edebildikten sonra, kakasını kaçırma başlamışsa, ikincil enkopresis
denir. Genellikle gündüz uyanıkken daha sık olur. İkincil enkopresis, 4-8
yaşları arasında başlar. Ülkemizde oldukça sık görülen bir bozukluktur.
Erkeklerde kızlardan üç defa daha sık görülmektedir.
9
yaşlarında bir kız çocuğu, yağmurlu havalarda okula gitmek istemez, yollar
çamurlu olduğu zaman da sokağa çıkmaktan kaçınır. Bu saplantının nedeni
araştırıldığında, küçük yaşta annenin kazandırdığı bir korkudan kaynaklandığı
görülür. 2 yaşındayken çocuk, büyük abdestini yere yapar,annesi de büyük bir
öfkeyle çocuğun yüzünü kirli yere bastırır. Daha sonra çocuk, kurala uyar
tabii, tuvalet gereksinimini tek başına ve istenen biçimde yapan bir kişi olur,
ama bu duygusal yara onda söz konusu saplantıya dönüşmüştür.
Enkopretikler
dışkılarını tutanlarla, kaçıranlar olarak ikiye ayrılabilir. Dışkılarını tutan
enkopretikler, aşırı miktarda dışkı biriktirir, sonra birdenbire boşaltırlar;
kaçıranlarsa, altlarını kontrol dışı olarak kirletirler
Nedenleri
Söz konusu bozukluk, değişik
şekillerde ortaya çıkmaktadır. Yeterli tuvalet eğitimi verilmemesi ya da bu
eğitime yeterli yanıt alınamaması şeklinde olabilir. Bu durumda bağırsak
kontrolü hiç kazanılmamıştır. İkinci şekilde ise ruhsal bir bozukluğa bağlı
olarak, fizyolojik bağırsak kontrolü anormal olmasına karşı bir isteksizlik,
direnç ve başarısızlık vardır. Fizyolojik olarak dışkıyı tutamamanın sonucu
ortaya çıkan son durumda ise, bağırsak içeriğinin birikmesine bağlı olarak
kaçırma ve uygunsuz yerlere dışkılama, görülebilir.Enkopresisin ortaya
çıkışında barsak işlevlerinde yapısal bir bozukluk olabileceği gibi, tuvalet
eğitiminin yanlış verilmesi ve psiko-dinamik etkenler etkili olmaktadır.
Tuvalet eğitimine erken başlanılan çocuklarda enkopresis görülebilmektedir.
Çünkü, yeterli kas gelişimi olmadığı için bu durumu çocuk engelleyemez.Ayrıca
aşırı disiplin uygulayan anneye karşı, bir tepki şeklinde de ortaya
çıkabilmektedir. Başka türlü dışa vuramadığı saldırganlık duygularını bu yolla
ifade ediyor olabilir.Yeni bir kardeşin doğumu, anneden ayrılık, korkutucu
olaylar, hastaneye yatış, anaokuluna gidiş gibi tedirgin edici durumlar,
çocukta bir gerilemeye yol açar. Bu tür çocukların, annelerinin, temizlik ve
titizliğe önem verişleri ve cezalandırıcı tutumları özellikle dışkılamada
belirgindir.
Tedavisi
Enkopresis,
çocuğu utandıran, benlik saygısını zedeleyen, sosyal yaşamını, arkadaş ve aile
ilişkilerini bozan bir belirti olduğundan tedavi büyük önem taşır. Çocuk, hangi
nedenle olursa olsun, altını pisletmeye başlarsa, bunun bir alışkanlık haline
gelme olasılığı, vardır. Bu duruma sert tepki göstermek, sorunu artırır ve bir
kısır döngüye neden olur. Bununla birlikte, ilk evrelerde sadece sorunun
kaynağındaki fiziksel nedeni, tedavi etmek yeterli olabilir. Sabahları okula
gitmeden ve öğleden sonra okula gitmeden
önce,kakası gelsin gelmesin tuvalete oturması ve kakasını yapıncaya kadar
beklemesi, gerekirse bunu günde bir kaç tekrarlaması istenir. Bir hafta-10
günlük takvim tutup, her günkü durumu not etmesi ve tekrar etmesi istenir.
Dışkısını tutabildiği günlerin sayısı artmışsa, kendisi ile oyun oynanır.Uygun
biçimlerde ödüllendirilir.Çok lifli diyet veya yumuşatıcı ilaçlar kullanılarak
çocuğun bağırsaklarını mümkün olduğu kadar boşalttığından emin olun. Kabızlık
çeken veya bağırsakları çok dolu olan bir çocuğun bu sorunu aşması zordur.
Altını pisleten çocuklar, kirli iç çamaşırını temizlemelidir. Bu bir, ceza
olmayıp, sorunun daha çok farkına varmalarına ve bundan kurtulmak için daha
istekli olmalarına yardımcı olmanın bir aracıdır.Altını pisleten çocuklar,
temizleme işini sıkıcı buldukları için konuya duyarlı olmayı öğrenirler.
Başarının fazlasıyla ödüllendirilmesi, altını pisleten çocuklarda kolayca
gelişen, güvensizlik ve başarısızlık duygularını engellemede yardımcı olacaktır
. Tıbbi müdahale, uygun bir rejim ile birlikte dışkının kontrolü için lavman,
laksatif ve fitil kullanarak, feçes ile doğrudan fiziksel kontrolü sağlamaya
çalışılır.Çocukları, küçük yaşlarından itibaren, temizliğe alıştırmak ve bu işi
ölçülü ve planlı bir şekilde yapmak, çocuğun karakterine ters bir istikamet
vermemek için büyük bir sabırla çalışmak, çocuğun özelliklerine göre en doğru
tedbirleri almaya dikkat etmek gerekir.
Altını pisletme 4 yaşından sonra her çocuk için çok ürkütücü bir sorundur ve
ciddi olabilecek duygusal sonuçlarının önlenmesi için etkin bir tedavi
gerektirir. Tedavi sağlanmazsa, kolaylıkla psikolojik sarsıntıya yol açabilir.
Bu nedenle bir uzmanın yardımına başvurmakta gecikilmemelidir.
TIRNAK YEME
Tırnak yeme
alışkanlığı çoğunlukla 3-4 yaşlarından önce başlamaz. (Çok ender olarak 5 aylık
gibi erken bir dönemde görülebilir).Çocukların %33 de tırnak yeme davranışı
görülür.Bu oran erken ergenlik çağına kadar sürer.Ergenlik çağında tırnak yiyen
çocukların sayısı %40-45’e yükselir. Yani ergenlik çağına doğru çocukların
hemen hemen yarısı tırnak yeme davranışı gösterir.Bunun nedeni olarak gençlerin
çevreden onay görmemeleri olarak değerlendirilir.Ayrıca tırnak yiyen çocukların
ailelerinin çoğunda tırnak yiyenlere rastlanmaktadır.Bunun içinde tırnak
yemenin bir taklit olduğu ve büyükleri taklit etmek suretiyle öğrenildiği ileri
sürülmektedir. Ergenlik çağında sosyal onay görenlerin çoğu bu alışkanlığı
terletmektedir. Tırnak yeme, daha çok sinirli çocuklarda ve dişlerin çıkmaya
başladığı dönemlerde görülmektedir.7-8 ve daha ileri yaşlarda da görülebilen
tırnak yeme, özellikle çocukların ellerinde herhangi bir iş ya da oyunla
uğraşmadığı zamanlara görülmektedir.Bu hal çocuklarda genelde uyku bozuklukları
ve hareket huzursuzluğu ile beraber bulunur.Çocuk bu yoldan iç huzursuzluğunu
bastırmaya çalışır. Aşırı baskıcı bir ana-baba veya sert bir öğretmenin
etkisinde kalan çocuklarda daha sık rastlanır. Saklı kalmış bir saldırganlığı
yansıttığı kabul edilir. Daha çok, kendini suçlayan ve öfkesi içine dönük
kişilik yapılarında görüldüğü söylenir.
Nedenleri
Aile içinde aşırı baskılı ve
otoriter bir eğitimin uygulanması, aşırı baskılı ve otoriter bir eğitimle
birlikte, çocuğun azarlanması, eleştirilmesi, dövülmesi, başka çocuklarla kıyaslanması, vb gibi yanlış ana-baba
tutumlarından kaynaklanabilir. Evde veya çevresinde tırnak yiyen bir başka modeli
kendine örnek alabilir ve taklit yoluyla tırnak yiyebilir. Çocuğa
kapasitesinden fazla ders, iş ve sorumluluk yükleme, kıskançlık, yeni doğan
kardeşi kıskanma, yetersiz ilgi, sevgi ve şefkat yoksunluğu, ergenlik çağındaki
gençlerin arkadaşları ve başkalarının yanında davranışlarının eleştirilmesi,
küçük düşürülmesi ve horlanması, mide bağırsak rahatsızlıkları gibi nedenlerden
tırnak yeme davranışı kaynaklanabilir.
Öneriler
Yapılacak şey aile içi
dinamiklerini ortaya çıkarmak, tırnak yemenin zararlarını anlatmak ve yememeye
özendirtmektir.Tırnak yeme genel olarak psikolojik kökenlidir ve bir
güvensizlik belirtisi olarak kabul edilir. Bu nedenle öncelikle çocuğun bu
alışkanlığı kazanmasına neden olan etkenler araştırılıp saptanmalıdır. Bazı
çocuklar herhangi bir nedenden dolayı öfke, üzüntü, korku gibi duygularla yüz
yüze geldiklerinde bununla nasıl başa çıkacaklarını bilemeyebilirler.Ancak bu
gibi duygular mutlaka dışa vurulmalıdır.Çocuk öfke yada kızgınlık duygularını
bir şekilde anlatmalı anne babasıyla paylaşmalıdır, aksi takdirde öfke ve engellenmişlik
duygusu artacaktır.Çocuğun anne babasıyla sadece düşüncelerini değil,
duygularını da rahatça paylaşabildiği bir iletişim kurulduğu takdirde tırnak
yeme davranışı azalabilir.Gece tırnak yiyen çocuklara, hafif, zararsız pamuk
eldiven giydirilebilir, ayak tırnaklarını yiyenlere ise sıkmayan çorap
giydirilebilir. 3-4 yaşına kadar bu davranış devam ediyorsa anne baba
tarafından görmezlikten gelinmelidir. Huzursuzluk bu davranışın ortaya
çıkmasında çok etkili olduğu için ev ortamındaki çatışma ve gerginliklerin
mümkün olduğu kadar azaltılarak çocuğun kendini güvende hissetmesi
sağlanmalıdır. Ailedeki tüm bireylerin bu davranışı ön plana çıkartarak
rahatsız oldukların sık sık hissettirmeleri kaygıyı arttırarak davranışı
sıklaştırabileceği için bundan kaçınmalıdır. Çocuğa sözlü açıklamalarda
bulunarak, başkaları tarafından bu davranışının yadırgandığı uygun bir dille
anlatılmalıdır. Çocuğun parmağına acı biber sürme eline eldiven takma bu
davranışından dolayı aşağılama gibi yöntemler var olan sıkıntıyı daha da
arttırabilir. Çocukları korku kaygı yaratacak durumlardan uzak tutmak gerekir.
Küçük çocukların kaygı korku verici televizyon filmlerini izlemeleri, kavgalı
olaylarda bulunmaları çocuğu heyecanlandıracağı için sakıncalıdır. Çocukların
ilgisi başka yöne çekilebilir. Sinema, televizyon izlerken veya radyo dinlerken
onun ağzını çiğneyecek bir şeyle meşgul etmek tırnak yemenin ve ısırmanın
yerine gelecek bir etkinlik olabilir. Çocukları ara sıra başarılarından dolayı
ödüllendirme bazı durumlarda yarar sağlayabilir. Ancak bunun kısıtlı ve uygun
şekilde kullanılması gerekir. Aksi takdirde çocuk yeni ödüller almak için bunu
kullanabilir.Çocuğun kendi tırnak bakımıyla uğraşması da yararlı olabilir.
Bunun içinde çocuğa manikür ve pedikür malzemeleri alınabilir.Çocuğa tırnak
yeme davranışından isterse kolayca vazgeçebileceği anlatılarak ikna edilebilir.
Bu alışkanlığın başkalarına göre çirkin, itici bir izlenim bıraktığı sevecen
bir yaklaşımla söylenilmelidir.Ayrıca çocuğa ayna karşısında tırnak yeme
davranışı yaptırılmasında faydalı olabilir. Özelikle genç kızlarda
tırnaklarının yenmiş ve manikürlü hali gösterilebilir.Tırnak yeme
alışkanlığından vazgeçerken çocuk desteklenmeli ve daima sevecen ve anlayışlı
yaklaşılarak, sabırlı davranılmalıdır.
Alışkanlığı Tersine Çevirme
Adımları
Bu yöntemde takıntılı bir
alışkanlığı (tırnak yeme ,parmak emme,vb.) kırmak için adımlar kullanılır.
Oldukça basit olmasına rağmen, uygulanabilmesi için çocuğun en az 6-7 yaşında
olması gerekir. Uygulamayı nasıl gerçekleştireceğinize çocukla birlikte karar
vermeli , çocuğunuzun bunu yapmaya istekli olduğundan emin olmalısınız.
Rahatsızlıkların gözden
geçirilmesi: Çocuğunuzla birlikte bu alışkanlığın yol açtığı güçlükleri
sıralayın niçin bundan kurtulmak istiyor? Hangi durumlarda onun için probleme
neden oluyor?
Farkındalık eğitimi-ortaya
çıktığı durumları saptama: Alışkanlığın ne zaman ve hangi durumlarda
meydana geldiğini fark etmek , onu kontrol etmede ilk adımdır.İki tane çizelge
hazırlayın. Birine siz ,diğerine çocuğunuz ne zaman ve nerede takıntılı
hareketi tekrarladığını işaretleyin.Bir hafta sonra çizelgelerinizi
karşılaştırın.
Alternatif tepki : Bu
yöntemde anahtar adım budur.Alışkanlığı durdurmak için çocuğunuzla birlikte bu
hareketi her tekrarladığında yapacağı bir şey üzerinde anlaşın. Bu öyle bir
davranış olmalı ki dakikalarca yapıldığı halde başkalarına garip gelmesin,
çocuğunuzun normal etkinliğini engellemesin ve takıntılı hareketin farkına
varmasını sağlasın.
Aşağıda Azrin ve Nunn
tarafından geliştirilen tablo bu konuda size fikir verebilir:
Düzeltici ve Önleyici
Tepki :Alternatif tepkiyi öğrendikten sonra , bunu alışkanlığı yarıda
kesmek ya da ortaya çıkışını engellemek için kullanmasını sağlayın.
Bağlantılı Davranış :Takıntılı
hareketten hemen önce yaptığı davranışı belirlemeye çalışın ve alternatif
tepkiyi bir önceki bağlantılı davranışı durdurmak için kullanmasını
sağlayın.Örneğin tırnağını yemeye başlamadan önce ayaklarını sallamaya
başladığını fark ettiyseniz bu bağlantılı davranıştır.
Gevşeme çalışması: Seçilebilecek bir gevşeme tekniği
uygulanmalıdır.
Toplumsal Destek: Bu
destek çabaları teşvik veya övgü olarak sizden veya yakın arkadaşından
gelebilir.
Deneme : Çocuğunuzu
,alternatif davranışı her gün tekrarlayarak rutin hale getirmeye yönlendirin.
Ayrıca takıntının ortaya çıktığı durumları düşünürken de alternatif tepkiyi
denemesini önerin.
Kayıt: Ne kadar ilerleme
kaydettiğini görmek için günlük olarak alışkanlığın görülme sıklığını kaydedin.
PARMAK EMME
Doğumdan sonra ilk 3-4 ayda
normal olarak bir çocuğun yeme içmesi için tek yol emme faaliyetidir. Bir
yaşına kadar emme beslenmede esas yoldur.Çocukların emme faaliyetinden büyük
ölçüde zevk aldıkları görülüyor.Çocukların bir çoğu beslenmedeki emme
faaliyetinin yeterince doygunluk aldıkları görülmektedir. Parmak emme 1,5
yaşına doğru sık görülebilir. Parmak emme açlıktan kaynaklanan bir davranış
değildir. Emme %50’den %87’lere varan yüksek oranda beslenmeye bağlı olmayan
davranış biçimidir.9.aydan itibaren bebekler uyku ile parmak emme arasında
yakın bir ilişki kurarak, uykuları geldiğinde parmaklarını ağzına götürürler.Bu
alışkanlığa "rituel" adı verilir. Ayrıca bazı bebekler
diş çıkarma döneminde de bu alışkanlığa yönelebilirler. Dr. David Levy her üç
saatte bir beslenen bebeklerin, her 4 saatte beslenen çocuk kadar parmak
emdiklerine işaret etmektedir. Yine biberon emzikleri eskiyip yumuşadığı için
20 dakika yerine 10 dakika biberonu emen bebekler hala 20 dakika biberon emen
bebeklerden daha fazla parmak emmektedirler. Çocuğu parmak emmeden alıkoymak
için yapılan çalışmalar 3 yaşına kadar çocuk tarafından dirençle karşılanır.
Bazı bebekler yeni dişlerinin çıkması, bazıları zorlukla karsılaştıklarında,
utanma ve sıkılma belirtisi olarak parmak emme görülür.18 ayda sıklaşan parmak
emmenin 4 yaşında kaybolması beklenir.Beslenmeye bağlı olan parmak emme birinci
yılın sonunda kesilebilir. Parmak emme sıklığı okula başladığı sırada hızla
azalır. 6-12 yaşlarında %12 oranında kazanılmış bir alışkanlık olarak süre
gelir.
Genellikle bebeklerin çoğu baş
parmaklarını ya da diğer parmaklarını emerler. Bu durum bazen daha yoğun olarak
görülür ve ana-babayı telaşlandırır.Çünkü parmak zamanla hassaslaşmaya ve rengi
koyulaşmaya başlar, daha aşırı durumunda dişlerde ve damakta şekil bozukluğuna
yol açar. Parmak emmenin uyum ile siki bir ilişkisi vardır. Çocukların uykuya
dalarken parmak emerler.2 yaşında ki çocukların bir kısmı uykuya dalarken
parmaklarını ağzına almak için direnirler. 3 yaşında bu alışkanlık
kendiliğinden kaybolur.
Parmak emme faaliyeti
inanıldığından daha az diş düzensizliğine sebep olmaktadır. Parmak emme 5-6
yaşından sonra görülürse arzu edilmeyen bir alışkanlık haline gelir. Parmak
emme yatma zamanı devam etse de bu bozuk bir alışkanlıktır.Yapılan
araştırmalar, 5-6 yaş dolaylarında sona ermesi halinde zararının olmadığını,
ancak devam etmesi halinde bu davranışın kökeninde psikolojik sorun ve
gerginliklerin olabileceğini göstermektedir.
Nedenleri
Yeni doğan bebekler, parmak
emmeyi daha anne rahminde öğrenir. Doğuştan sahip oldukları en güçlü
reflekslerden biri emmedir. Bazı bebekler yeni dişlerin çıkması, bazıları da
zorlukla karşılaştıklarında utanma ve sıkılma belirtisi olarak parmaklarını
emerler.İlk bir yaş içinde bebeklik döneminde çocuk doğal olarak parmak emebilir.
Daha çok başparmağını hatta bazen ayak parmağını bile emebilir. Bu davranışın,
çevreyi tanıma ve keşfetme ihtiyacından doğduğu kabul edilebilir. Parmak
emmenin temelinde anne-çocuk ilişkisindeki yetersizlik ve çocukta güven
duygusunun yeterince gelişmemiş olduğuna ilişkin görüşler vardır.Ayrıca parmak
emmenin uykuyla sıkı bir ilgisi vardır. Birçok çocuk parmaklarını uykulu
oldukları ve uykuya daldıkları zaman emerler.Parmak emmenin gıda almak kadar
duyguların da doymasına hizmet eden bir keyfiyet olduğu hakkında delil olarak
gösterilmektedir. Bilindiği gibi her bebek bir devre parmak emer ve bu gayet
tabi olarak görülmelidir.
Tedavi ve Önlemler
Öncelikle parmak emme olayının
temeli, nereden kaynaklandığı tespit edilmelidir. Alt ıslatmada olduğu gibi
burada da bir gerileme söz konusudur. Örneğin, çocuk yeni doğan kardeşinden
sonra parmak emmeye başlayabilir. Çünkü kardeşinin kendi yerini alacağını
ana-babasının kendisini eskisi kadar sevmeyeceğini ve kendisi yeteri kadar
sevilseydi ikinci bebeğe gerek duyulmayacağını düşünebilir. Bu nedenle çocuk,
kardeşi dünyaya gelmeden bu duruma hazırlanmalıdır.Böylece bu tür gerginlikten
kaynaklanan alışkanlıklar zamanla ortadan kaybolacaktır.
Parmak emme olayının, alt ıslatma
olayına bezerliği itibarıyla kesinlikle ilk çocukluk döneminde tedaviden
kaçınılmalıdır. En sağlıklı yaklaşım, bu davranışın kendine zarar
verebileceği,yakışmadığı, başkalarının yanında çok çirkin gözükebileceği,
çocuğa sevecen bir dille anlatılmalı ve olumlu bir çevre sağlanmalıdır.Kesinlikle
çocuk ev ve okul ortamında eleştirilmemeli ve başkalarının yanında küçük
düşürülmemelidir. Çocuk parmak emmediği zaman yaptığı davranışlar
ödüllendirilmeli ve parmağını emdiği zaman görmemezlikten gelinmelidir. Böylece parmak emmeyi ilgi çekme
amacıyla kullanmamaya başlar.
Parmak emme kendi başına
çocuklukta ve sonradan uyumu etkileyen bir alışkanlık değildir. Özel bir
düzeltici tedbir olmayı da gerektirmez. Ancak parmak emmeye başlayan veya bunu
alışkanlık haline getirmiş çocuklara bu alışkanlıkları terk etmeleri için uygun
olmayan tedbirlerin, cezaların uygulanması sonucu bir çok uyum ve duyusal
problemlerin ortaya çıkmasının nedeni olabilir. Basit bir alışkanlığı terk
ettirmek için uygulanan metotlar durumla ilgisi olmayan yeni ve kronik bazı
uyum bozukluklarına sebep olabilir. Küçük yaşlarda çocuklar uygun şekilde
beslenmelidir. Gıda ve anne sütünün kalitesi yanında çocuğun gıda verilirken
tutumuna özel bir yer ve önem vermek gerekir.Çocuk gerek anne memesinden ve
gerekse biberonla beslenirken annenin göğsüne onun sıcaklığını duyacak şekilde
yaklaştırılmalıdır. Bir taraftan çocuğa gıdası veya meme verilirken diğer
taraftan anne çocuğa gözlerinden sıcak sevgi akıtmalıdır.Çocuğun gevşek
tutulması, hırpalanarak, azarlanarak gıda verilmesi büyük bir anlam taşımaz,
haysiyet sahibi bir gence al zıkkımlan diye yiyecek vermenin yaptığı etkiyi
yapar.Uygun şekilde beslenme bu problemin ortaya çıkmasında en büyük engel
teşkil eder. Belki çocuk parmak emme veya lastik meme emmeden özel bir haz
duyabilir. Bu hiçbir zaman zararlı bir alışkanlık değildir. Normal davranışlar
ve ilişkiler yoluyla bu alışkanlık 1 yaşının sonunda terk edilebilir.Eğer çocuk
yürümeye başladıktan veya 1 yaşından sonrada bunu yapıyor yani parmağını
emiyorsa bu çocuğun fazla yorgun, rahatsız, mutsuz, sıkıntılı, üzüntülü
olduğunun belirtisidir. Çocuğun durumunun incelenmesi düzeltici tedbirlerin
yalnız bir belirti olan parmak üzerinde değil bütün durumu düzeltmeye
yöneltilmesi gerekir. Çünkü parmak emmenin asıl nedenleri ortadan kalkmadıkça
çocuk parmak emmeye devam edecektir. Çocuğa uygun dinlenme, geniş ve çeşitli
faaliyet olanakları, oyun ortamları meşgul olmak için olanaklar sağlanmalıdır.
Anne babanın uygun olmayan davranışları düzeltilmelidir.Çocuklara bu
alışkanlığından dolayı şiddet hareketleri uygulanmamalı ve çocuk batıl
fikirlerle korkutulmamalıdır.Mükafat vaadi,çocuğun bunu terk etme arzusunu ve
gücünü harekete geçirecek, çeşitli tedbirler çocuğun bunu bırakmasını
sağlayacaktır. Çocuğa bilhassa kendi kendini kontrol etmek için, isterse bu
alışkanlığı terk edeceği inancını kazandırmak, alışkanlığı yenmek için iyi bir
hatırlatıcı olabilir. Çocuk 4-5 yaşlarına geldiğinde parmağını emmeye devam
ediyorsa kendisine telkinlerde bulunmak faydalı olabilir.Çocuğa bu yaptığının
çocukça bir davranış olduğu başkalarının gözüne hoş görünmediği onun
anlayabileceği bir dille anlatılır. Çocuklar bu yaşlarda genellikle büyük bir
insan gibi olmaya, ebeveyni taklit etmeye özenir. Çoğu zaman onlar gibi
davranır.Ebeveyn çocuğun bu durumunu çok iyi değerlendirmelidir. Kendilerinin
parmak emmediklerini, çünkü bu durumun pek hoş olmadığını söylemeleri çoğu
zaman etkili olabilir.
ÖFKE
VE SALDIRGANLIK
Öfke engelleme ve korku
karşısında ortaya çıkan bir tepki olup, köpürme adı verilen aşırı safasında
bilinç bulanıklığına ve davranış bozukluklarına yol açabilir.Belirli bir sınır
içinde öfke, karşılaşılan engeli aşmak, hoş olmayan durumdan kurtulmak için
gerekli tutum ve davranışta bulunma olanağı sağlar.
Çocuğun öfkelenmesine neden olan
engellerin birçoğu, genç yada olgun insan için anlamsız gelebilir. İstediğini
elde edemeyen yada oynanması engellenen çocuk, öfkeden bağırıp, çağırıp,
tepinebilir. Bu durum büyükler için anlamsız olabilir.Oysa çocukluk ve gençlik
çağında, belirli engeller karşısında öfkelenmek kişiliğin korunması, saygınlık
kazanması ve bu saygınlığın sürdürülmesi açısından pekiştirici, yapıcı yönde
rol oynar.
Saldırganlık,öfkenin dışa yansıyan
şeklidir.Kişi kendi gerçeklerini tanımadan, gereksiz amaç ve beklentiler içinde
olursa bunların gerçekleşmediği durumlarda, kendince engel olarak gördüğü nesne
ve kişilere karşı saldırgan olur. Freud saldırganlığı önce, doğuştan gelen,
bütün canlılarda ortak olan, öğrenmeyle değişmeyen, evrensel bir iç güdü olarak
düşünmüş ve cinsel içgüdüye bağlı olduğunu kabul etmiştir. Saldırganlık küçük
çocuklarda normal bir tepki biçimidir. Çocuğun güvenlik, mutluluk yada başka
bir gereksiniminin şekil değiştirerek başka bir biçimde ortaya
çıkmasıdır.Saldırganlığı kişisel bir yaralanmanın bir başka şekilde sonuçlanması
olarak tanımlayabiliriz. Bu yaralanma sonucu çocuğun akranlarına vurması,
ısırması, eşyaları fırlatması, tekmelemesi, tükürmesi ve zarar vermeyi
amaçlayan tehditler şeklinde sözel saldırılarda bulunması söz konusudur.Sürekli ve aşırı biçimde saldırgan olan çocuk
sinirli, anlaşılmaz, eyleme hazır ve
aşırı geçimsizdir. İlişkileri gergin ve sürtüşmelidir. Hemen parlar ve kavgaya
hazırdır. Durmadan kuralları çiğner ve ceza görür. Bu çocuklar cezadan etkilenmez
yada kısa süreli etkilenmiş gibi görünürler.
Olağan anlaşmazlıkları bile bilek gücüyle çözmeye çalışırlar.Tepkileri ölçüsüz
ve durumla orantısızdır. Öfkesini yenemez ve hep kendini haklı çıkarmaya
çalışır.Bu çocuklar evde okulda sürekli sorun yaratırlar ve yetişkinlerle
sürekli çatışma içindedirler.Genellikle erkek çocuklar daha
saldırgandır.Genellikle erkek çocuklar, anlaşmazlıklarına kavga ile çözüm
yolu ararlar.Kız çocuklar ise ağız
tartışmasını yeğlerler.Kız ve erkek çocukta erkeklerin yapısal gücüde
saldırganlık açısından ayrımı ortaya koymaktadır.
Nedenleri
Ciddi uyum ve davranış
bozukluklarında görülen saldırganlık sıklıkla, zeka geriliğinin veya psikolojik
bir reaksiyonun bir semptomu olabilir.Beyin zarı iltihabı, beyin zedelenmesi
gibi fizyolojik sorunlar sonucunda görülebilir.Saldırgan davranışların
ebeveynler tarafından ödüllendirilmesi,çocuğun yetişkinlerden katı ceza,
anlayışsızlık ve yetersiz sevgi görmesi, T V. ve kitle iletişimim
araçlarının olumsuz etkisi,ana-babanın,çocukla aralarındaki iletişimin iyi
olmaması, çocuğun ana-babasından dayak yemesi gibi durumlarda saldırgan
davranışlar görülebilir.
Tedavisi
Esas olan çocuk büyüdükçe ve
geliştikçe saldırganlığı oluşturan gücü,toplumsallaşmasının kurallarıyla
bağdaşır şekilde yararlı uğraş alanlarına dönüştürülmesi ve çocuğun uyumlu
davranışlara yönelmesini sağlamaktır.
Spora ve yarışmalara yönelen
çocuk ve gençlerde saldırganlık dürtülerinin büyük ölçüde deşarj olduğunu kabul
etmek gerekir.Her şeyden önce çocuğa hoşgörü gösterilmeli,ana-baba tutumu
olumlu olmalı, çocuktaki saldırganlık yararlı hale dönüştürülmelidir.Örneğin
kavga etmek yerine bir enstrüman çalmak gibi.Çocuk ana-baba ile özdeşim
kuracağından dolayı,ana-baba tutum ve davranışlarıyla iyi bir model teşkil
etmelidirler. Devamlı ceza ve baskı uygulanarak, çocukların özgürlükleri
kısıtlanmamalı ve her şeyden önemlisi sevgiden yoksun bırakılmamalıdırlar.
Çok fazla saldırgan davranışlara
tolerans gösterilmemelidir.Çocuğun istekleri bu tip davranışlar yapınca yerine
getiriliyorsa, çocuk isteklerini yaptırmada saldırgan davranışları araç olarak
görmeye başlar. Bu yolla istekleri yerine getirilmemelidir.Saldırgan
davranışlar ödüllendirilmemeli ve onun bu davranışının istenmeyen bir davranış
olduğu hemen gösterilmelidir.
Saldırgan davranışlar kesinlikle dayakla
cezalandırılmamalıdır.Ana-babanın ilgisi sevgisi azaldığında ve fiziksel
cezalar uzun süre devam ettiğinde, çocukta saldırgan, asi, sorumsuz davranışlar
gelişir. Saldırgan davranışlar ortaya çıktığında, yetişkinler sakin davranmalı,
anormal duygusal tepkiler yerine ben dilini kullanmalıdır. Ör:Böyle kavga
ettiğin zaman rahatsız oluyorum, üzülüyorum gibi.kişiler duygu, düşünce ve
ihtiyaçlarını davranış anında dile getirmelidir.Dayak saldırgan davranışa
karşılık uygulandığı zaman, onun hemen kesilmesini sağlayabilir ancak, çocukta
düşmanca duygular geliştirir.Çocuk gergin ve sinirliyken onunla tartışmamalı,
sakinleşmesini beklemeli ve daha sonra davranışı ile ilgili konuşulmalıdır.
Çocuğa sosyal olgunluğuna uygun
çeşitli sorumluluklar verilmeli, başarabileceği kadarıyla bir çok şeyleri
başlatıp, bitirmesi sağlanmalıdır. Çocuk başarma duygusunu yaşamalıdır.
Çocuğa davranışının
dezavantajları gösterilmelidir.Çocuk saldırgan davranışları ile isteklerini
elde edemeyeceğini, istediği şeyleri kaybettiğini görmeli ve yaşamalıdır.
Olumlu davranışı pekiştirme:Ana-baba
ve diğer yetişkinler çocuğun olumlu davranışını görüp, olumsuz davranışı
görmemezlikten gelmelidir. Çocuk bu davranışı yapmadığında, kavga etmeden ve
bağırmadan oynadığında sözel olarak ödüllendirmelidir.
Çocuğun dışarıda oynamasına izin
verme, çocuğun gerilimini azaltır ve enerjisini boşaltma imkanı
sağlar.Saldırgan davranış diğer çocukların güvenliğini ciddi bir şekilde tehdit
etmedikçe bu davranışın üstünde durmamak gerekir.
Kendi kendine konuşma:Çocuk
oldukça dürtüsel davranıyorsa ve onun bu yönünü kontrol etmede güçlük
yaşanıyorsa; çocuğa başkalarına vuracağı zaman, kendi kendini engelleyici
cümleler söylemesi öğretilebilir.Ör:10'na kadar say ve ona vurma gibi.
Çocuk saldırgan modellerle karşı
karşıya getirilmemelidir. Televizyondaki şiddet içeren programları seyretmesi
engellenmelidir. Eğer kesinlikle engel olunamıyorsa, ana-baba çocukla birlikte
seyrederek şiddetin sonuçlarını tartışabilirler.Ayrıca bu şiddet filmlerinin
gerçek yaşamın modeli değil, kurmaca olduğu çocuğa anlatılabilir.
Kızgınlıktan kurtulmak için
alternatifler bulunabilir. Yumruklanabilen kil, çakılabilen çiviler,resim
çizme, boyama çocuğun kızgınlık duygularını kontrol altına almayı sağlayabilir.
Ayrıca futbol, basketbol gibi sporlar kabul gören çıkış yollarıdır.Her yaş ve
dönemde çocuğun temel ihtiyaçları zamanında yerine getirilmelidir.Bu çocukların
özellikle baba ile daha çok birlikte olması sağlanmalıdır.
OTİZM
Kanner otizmi, bireyin kendini
soyutlanmış bir dünyaya hapsetmesi veya bireyin kendi içine kapanması ve dış
dünyada ki gerçeklikten hiç bir şey beklemeden kendi düşsel dünyasına sığınması
olarak tanımlamıştır.
Belirtiler genelde ilk 30 ayda
kendini gösterir, ancak son yıllarda gerçekleşen araştırmalar biyolojik kökenli
bir hastalık olan otizmin bebeklik çağıyla sınırlanmadığını, 36 aylık ve daha
ileri yaşlarda da ortaya çıkabileceğini doğrulamıştır. Çünkü doğumdan iki yaşa
kadar belirtileri anlamak zordur. Cinsiyet açısından bakıldığında her 5
otistikten 4'ü erkektir.
Otistik çocukların en belirgin
özelliği çocuğun çevreyle ilişki kuramaması ve içine kapanık olmasıdır. Dış
dünya ile bu çocuklar arasında sanki kalın bir duvar vardır. Annenin
yaklaşmasına, varlığına, yokluğuna,
yakınına, yabancıya karşı kayıtsızdırlar. Çocuk görmüyor, duymuyor gibi
davranır.Kalabalık bir odaya girdiğinde, oda boşmuş gibi davranır, insanlarla
ilişki kurmaz, onlarla göz göze gelmekten kaçınır.Birisinin yüzüne bakarken,
sanki bakışları baktığı insanın ötesine geçer.Anne babasının ilgi göstermesini
dirençle karşılar. Kucaktan indirildikten sonra kas katı kesilir. Canlılarla
ilişkileri, cansıza olduğu gibidir. Bir ele, bir yüze, bir masaya dokundukları
gibi dokunurlar.Günlük yaşam değişikliklerine, eşyalarının yerinin değişmesine
karşı aşırı tepki gösterirler. Duygusal tepkileri yetersiz olmakla birlikte,
dış uyaranla ilgisi olmayan gülme, ağlama, öfkelenme, sevinme gibi belirtirler
mevcuttur. Çocuk genellikle yalnız oynamayı tercih eder.
A- Fiziksel Gelişim: Otistik
çocuğun fiziksel gelişimleri yaşıtlarından farklı değildir. Oturma, yürüme,
emekleme gibi gelişim basamaklarında gecikme görülmez. Yaygın uyku ve beslenme
problemlerine rağmen hemen hepsi sağlıklı bebeklerdir.Taklit etme becerilerinin
zayıf olması nedeniyle atlama, zıplama
gibi becerileri kazanamazlar. Makasla kesme, boncuk dizme gibi faaliyetleri
küçük kas gelişimleri zayıf olduğu için yapamazlar. Parmak uçlarında yürüme,
belirli bir hareketi tekrar etme, bir
ayağı önde diğeri arkada olmak üzere ileri geri sallanma, uzun süre kendi
etrafında dönme davranışı görülür. Birçok otistik çocuk mekanik takmalı-sökmeli
oyuncağı kolaylıkla takıp sökebilir.
B-Sosyal Gelişim Özellikleri: Sosyalizasyon,
iletişim ve hayal kurmada ciddi bozulmalar vardır.Fiziksel temastan kaçınırlar,
kucağa alınmak istememe, dokunmak ve dokunulmaktan hoşlanmama ve annenin sesine
tepki vermeme gibi davranışlar gösteren bu çocukların çoğunda anneye bağımlılık
görülmemektedir.Çoğu kez çevresindeki bireylerin farkında değildir, göz kontağı
kurma, kendilerine gülünce karşılık olarak gülme yoktur. Sevgi ve güvende olma
ihtiyacıyla diğer bireylere fiziksel ya da duygusal yakınlaşma görülmemektedir,
insanlara karşı ilgisizdirler ve onların duygularını anlamakta zorlanırlar,
arkadaşlık ilişkileri bozuktur. Cansız nesnelere geliştirdikleri bağlanma
insanlara geliştirdikleri bağlanmadan daha belirgindir. Canları acıdığında yada
üzgün olduklarında ana babaları tarafından rahatlatılma isteğinde
bulunmadıkları gibi ilgilendikleri bir nesneyi anne babayla paylaşmak
istemezler.İstediği bir şeyin yapılması ya da yapılmaması için ısrar, öfke
nöbetleri, çevresine ve kendisine zarar verici davranışlar görülebilir. Kendisi
için rahat bir ortam arama becerileri olmayabilir. Sosyal oyun ve taklit
davranışı ya hiç yoktur ya da yetersizdir.Genellikle nesneleri amacına uygun
olmayan tarzda kullanırlar. Örneğin,saatlerce bir kutu kapağını çevirebilir ya
da bir kapıyı açıp kapayabilirler. İletişim ve hayal gücünden yoksun oldukları
için diğer çocukların oyununa katılmazlar.Oyun oynarken oyuncakları amaca uygun
olarak değil daha çok döndürme, çevirme, yuvarlama şeklinde kullanırlar,
Eskiye karşı sıkı sıkıya bağlılıkla beraber yeniliğe karşı direnç görülür.
Aile üyeleri ve aile dışındaki kişiler arasında ayrım yapabilirler.
C-Zihinsel Gelişim
Özellikleri: Her zeka düzeyinde görülebilir ancak, araştırmalar bu
çocukların %30'unun normal veya üstün zekaya sahip olduklarını göstermektedir.
Geri kalanlar değişen derecelerde zeka engeline sahiptir.Uyarıcılara tepki
vermedikleri, çok sınırlı sosyal ilişki ve iletişim kurdukları için zeka ya da
psikolojik ölçüm yapan testleri almakta güçlük çekmeleri ve düşük performans
göstermeleri zeka bölümlerinin tespitini zorlaştırır. Zihinsel düzeylerini
anlamak güç olduğu için de, neyi ne kadar bildikleri konusunda kesin bilgi
edinilememektedir. Genellikle öğrenme bozukluğuyla bir aradadır. Son yapılan
araştırmalar temel problemin zihinsel gelişim alanında olduğunu belirtmekte ve
bu konudaki tartışmalar zihinsel yetersizliğin birinci olarak dil ve iletişim
problemlerine yol açtığı, ikinci olarak da davranışsal ve duygusal güçlüklere
neden olduğu konusunda yoğunlaşmaktadır.Yaygın yanlış inanç otistik çocukların
bazı olağanüstü yeteneklere sahip oldukları biçimindedir.Oysa otizm her zaman
özel yeteneklerle karakterize edilmez.Yine de bazı otistik bireylerin resim,
müzik, matematiksel hesaplamalar gibi konularda başarılı oldukları
görülmektedir.
D-Algısal Gelişim
Özellikleri: Duygusal tepkileri alışılmışın dışında olabilir.İşitmede
organik bozuklukları yoktur ama sesleri duymuyormuş gibi davranabilir ya da
farklı tepkiler gösterebilirler.Çağrıldıklarında dönmedikleri için çoğu zaman
işitme engelli oldukları sanılır.Büyük bir gürültüde yada adı söylendiğinde
işitme engelli gibi davrana bu çocuklar kağıt hışırtısı veya başka bir odadan
gelen müzik sesine dikkatini verebilir. Parlak olan bazı cisimlere uzun süre
bakabilirler, bazısı ışığa bakmaktan kaçınır. Yeni bir nesneyi tanımada,
dokunma, tat alma ve koklama duyularını kullanırlar. Acıya, soğuğa, sıcağa ya
aşırı duyarlı ya da duyarsızdırlar. Ağrıya karşı dayanıklılık gösterebilirler.
Bazı günlük eşya ve nesnelere karşı nedensiz korkular geliştirirler.Nesnelere
ve ayrıntılarıyla aşırı ilgilenirler. Dikkatlerini nesnenin bütününe değil bir
parçasına yoğunlaştırırlar. Çevre ve günlük düzendeki en ufak değişiklikten
rahatsız olup, değişikliklere karşı tepki gösterirler.Dönen nesnelerle aşırı
ilgilenme, kendi etrafında dönme, sallanma, saatlerce aynı hareketi tekrar etme
görülür.TV ve müziğe karşı aşırı ilgi görülebilir.Diğer soyut kavramlarda
olduğu gibi önce, sonra, bugün, yarın gibi zaman kavramlarını da anlamakta
güçlük çekmektedirler.Olaylara ve nesnelere ait neden sonuç ilişkisi kurmakta
zorlanabilirler.
Dil Ve Gelişim Özellikleri
Sözel İletişim: Konuşmaya
diğer çocuklarla beraber başlasalar da, daha sonra gerileme görülebilir veya
yaşına uygun konuşma gelişmeyebilir. Konuşmaya hiç başlamamaları da söz
konusudur. Konuşma üretimleri ve konuşmanın içeriği sınırlı ve normalden farklı
olabilir, karşılıklı diyalog kurmada yetersizlik görülebilir. Genellikle basit
ve kısa cümleler kullanırlar, konuşmaları karşılaştırıp örnekler vermekten çok
somut şeyler üzerinde konuşurlar. Sözcükler ikinci bir lisanın parçaları
gibidir ve aslında bir çoğu resimlerle düşünmektedir. Aynı sözcük veya sözcük
grubunu kullanım için ısrar edebilirler.Standart sorularına standart cevaplar
beklerler.Yaklaşık yarısında konuşma anlamlı bir iletişim aracı olacak şekilde
gelişmez. %20-30'luk bir kısmında da 12-30 ay arası öğrendikleri konuşma aniden
kaybolabilir.Konuşmadaki gecikme ailedeki en önemli endişe kaynağı olur ve
hekime başlıca başvuru nedenidir.Sadece bir iki kelime söyler ya da çok
kelimeyle anlamsız konuşurlar. Konuşulanları anlamakta çoğu kez güçlük
çekerler, konuşmayı belli bir amaca ve iletişime yönelik olarak sürdürme
zorlukları tipiktir. Bu nedenle sohbete katılmaları çok güçtür.Geç de olsa
konuşmaya başlayan otistikler de, konuşmayı başlatmama veya karşılıklı olarak
konuşmayı devam ettirmeme sık görülür.
Sözel Olmayan İletişim:Genellikle
istek ve ihtiyaçlarını ağlayarak ya da çığlık atarak belirtirler. İletişim
kurmak istemedikleri zaman karşılarındaki kişiyi iterler. Sıklıkla yüzleri
donuk ve ifadesizdir. Bazıları belli el hareketlerini sosyal iletişim amacıyla
kullanabilirler. Anlamsız ve zamansız gülme ve ağlamalar görülebilir.
Nedenleri
Otizmin nedeni hala tam olarak
bilinmemekle beraber tek bir nedeninin olmadığı ileri sürülmektedir. Otizmin,
önceleri sanıldığı gibi, sevgi yoksunluğu,iletişim eksikliği yada çocuğun
geçmiş yaşantısıyla ilgili duygusal sorunlara ilişkin olmadığı, kaynağının
psikolojik değil fizyolojik (sinir sisteminin gelişimsel bozukluğu) olduğu
ortaya çıkarılmıştır. % 5-
10'
unda belli bir tıbbi neden saptanabilmekte, %2-
5'
inde Frajil x, %1-3'ünde
tüberküloz skleroz adlı genetik hastalıkların otizme yol açabildiği
düşünülmektedir.Araştırmalar, beynin konuşma ve duygulardan gelen bilginin
değerlendirilmesiyle ilgili bölümlerinde fiziksel bir problem olduğunu iddia
etmektedir. Bu problemin doğuştan gelen ve beynin bilgiyi kullanma şeklini
belirleyen belirli kimyasal dengelerdeki bir bozukluk olduğu ileri sürülmekte,
beyin hücreleri arasında mesajları taşıyan kimyasal ileticilerde aşırılık veya
eksiklik olduğu düşünülmektedir. Birçok araştırmacı otizmin nedeninin genlerde
yattığı görüşündedir.Otistik çocukların kardeşlerinin bu bozukluğa sahip olmada
50 kat daha fazla risk altında oldukları bulunmuştur.Tek yumurta ikizlerinden
birinin otistik olması durumunda diğerinde de %60 olasılıkla otizmin, %92
olasılıkla da bağlı sendromların ortaya çıkabileceğine işaret edilmektedir.Çift
yumurta ikizlerinde bu oran %10 civarındadır. Otizmin kalıtsal özellikleri
konusunda yapılan çalışmalar tahminen 3-10 genin devreye girdiğini
göstermektedir. Bu genlerde belirli sayının üzerinde gerçekleşen mutasyonlarla
otizmin ortaya çıkabileceği daha düşük sayıda mutasyonlarında utangaçlık,
çekingenlik ve gecikmiş dilsel becerilere neden olabileceği
düşünülmektedir.Otizm genlerini arama çalışmaları şimdiden önemli sonuçlar
vermektedir. Kromozom 7 ve 15'te saptanmış bazı anormal özellikler bu durumla
ilişkilendirilmektedir. Araştırmacılar önümüzdeki yıllarda otizmle ilgili en az
5 genin bulunacağını ümit etmektedirler.Diğer yandan otizmin sadece genetik
nedenlere bağlı olmayıp, çevresel nedenlere de bağlı olduğu
sanılmaktadır.Genetik açıdan birbirine tıpatıp benzeyen tek yumurta
ikizlerinden biri otistik olurken diğerinde otizm görülmeme olasılığının
varlığı çevresel etkenlerin işin içine girebileceğini göstermektedir.Bir veya
daha fazla otizm geninin geçirdiği mutasyon,çocuğu anne karnında veya erken
bebeklik döneminde karşılaştığı çevresel bir etkene karşı daha duyarlı hale
getirebilir.Ayrıca bağışıklık sistemlerindeki bozukluklarda virüsler gibi
çevresel etkenlerin etkili olabileceği düşünülmektedir.Bazen de beyni sonradan
hasar gören bazı çocuklarda, örneğin geçirilen bir beyin iltihabı sonrasında
otizmin geliştiği bilinmektedir.Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte annenin
hamilelikte geçirdiği enfeksiyon hastalıkların, doğum sırasında geçirilen
güçlüklerin aynı şekilde doğumdan sonra çocuğun geçirdiği ve beyni etkileyen
hastalıkların sonucunda ortaya çıkabildiği söylenmekte ve çoğu zaman belirtiler
ortaya çıkmadan tanı koymak ve engel olmak mümkün olmamaktadır.
Belirtiler:
Doğumdan 6. aya kadar:
Ø
Fiziksel görünüş ve motor gelişimi normaldir,
Ø
Kolaylıkla huzursuzlanabilir,
Ø
Nesneleri almak için uzanma davranışı göstermez,
Ø
Sosyal anlamda gülmesi ve göz kontağı yoktur
yada azdır,
6-12.ay
Ø
Kucaklama hareketi yapmaz, anne babaya karşı
ilgisizdir,
Ø
Basit sosyal oyunları oynamaz, oyuncak
bebeklerle ilgilenmez,
Ø
Motor gelişimi gecikmiştir,
Ø
Katı yiyecekleri çiğneyemez,
Ø
Sözcük kullanımı yoktur,
24-36. ay
Ø
Gelişiminde bazı ilerlemeler görülse bile
kişiler arası ilişkileri sınırlıdır. İnsanları araç olarak kullanır,
Ø
Göz kontağı sınırlıdır, nesnelerle ilişkisi
yalama ya da koklama şeklindedir,
Ø
Kucaklama hareketi yapmaz, anne babaya karşı
ilgisizdir,
48-54. ay
Ø
Genellikle konuşmada ekolali gözlenir,
Ø
Monoton, fısıltı yada bağırarak konuşma gibi
değişik tonlarda konuşma özelliği vardır,
Ø
Günlük rutinin değişmesinden rahatsız olabilir,
Ø
Kendisine zarar verici davranışları vardır,
Ø
Öfke
nöbetleri ve saldırganlık davranışları görülür.
Otistik Çocukların Eğitilmesi Ve Tedavisi
Tedavide ilke çocuğa yaklaşıp onu
kabuğundan çıkarak çevresiyle ilgilenmesini sağlamaktır.Bu durum sanıldığı
kadar kolay olmayacaktır. Otistik çocuğun direnci o kadar güçlü olabilir ki en
sevecen, sıcak ana-babalar bile çocuğa ulaşamayabilirler.Yılmadan,usanmadan
çocukla uğraşmayı gerektirir. Otistik çocukların tedavisinde psikanalitik
tedavinin yerini giderek davranışçı tedavi almış; bilişsel, sosyal ve dil
gelişmesi için yapılan eğitime önem verilmeye başlanmıştır.Tedavi süreci 2
basamak olarak gerçekleşmektedir.
1.Çocuğu otizmden çıkarmak
2.Var olan yeteneklerini
kullanmasını ve çevreye uyumunu sağlamak.
Otistik çocuğun 3 önemli
özelliğini kullanarak uygulayacağımız yöntem olumlu sonuçlar verecektir.Bunu
kısaca açıklamak gerekirse:
a. Bu çocuklar başka birisinin kendisine dokunmasında hoşlanmamakta,
kucaklanmaktan kaçınmaktadırlar.
b. Müzik ile çok ilgilidirler. En
huysuz oldukları sırada müzik dinletildiğinde yatışırlar.
c.Sallanmaktan çok
hoşlanırlar.Kendi kendine sallanma, döndürme hareketine çok rastlanır.
Bunları yaparken huzur içindedir.
Çocuğu otizimden kurtaracak bu özellikler şöyle kullanılmaktadır:Çocuklar çok
hoşlandıkları ve kolay kabul ettikleri müzik ve sallanma uyaranları aldıkları
sırada hoşlandığı dokunma uyaranı almaya karşı direnç göstermemektedirler.
Kucaklayıp vücudunun çıplak bir bölgesi okşanırsa kaçınmaz, giderek haz
alırlar.Daha sonra bu dokunma duyusuna karşı ihtiyaç duyup kendi dokunanı arama
davranışlarıyla bu hazzı istediklerini aramaya başlarlar. Böylece otistik duvar
delinmiş, insan ilişkileri başlamış olur. Her çocuğun otizimden çıkması için
geçen süre aynı değildir. Bazıları hiç çıkmazlar.
Otistik çocuğa temel becerileri
öğretirken, yoğun davranış problemleri nedeniyle oldukça zorluk çekilir.Bu
nedenle başlangıç olarak, çocuğun problem davranışları azaltılmaya çalışılmalı, olumlu davranışları
cesaretlendirilmeli geliştirilmelidir.Çocuğa öğretilecek yeni becerileri bir
bütün olarak değil, aşamalara bölerek öğretilmeli ve çocuğun başarısız
olmasından kaçınılmalıdır. Örneğin, el yıkamak olayının, musluğu açmak, sabunu
almak, el ıslatmak şeklinde öğretilebilir.Bir beceriyi öğretirken, önce
yardımınız beceriyi tamamen yaptırmak yönünde olmalı daha sonra ise yardım
yavaş yavaş azaltılmalıdır. Bir beceriyi kazandırırken çocuğunuzun
yeteneklerini,özelliklerini çok iyi tanımanız gerekir.
Çocuğunuzun başarısını artırmak,
öğrenme işlemini çabuklaştırmak için bir takım ödüller kullanmalısınız. Ödül
doğru yaptığı işin karşılığında verilmelidir.Bu bir yiyecek bir oyuncak, hoşa
giden bir oyun, sarılmak, kucaklamak, öpmek olabilir.Otistik çocukların öğrenme
hızı yavaş olduğundan çocuklarınızın becerilerinde ilerleme ya az ya da hiç olmayabilir.
Bu sizin için cesaret kırıcı olmamalıdır.Otistik özellikte ki çocukların
konuşma becerilerini geliştirmek için sesleri, kelimeleri, zaman zaman da
cümleleri taklit ettirmek uygun bir yoldur.Otizmden çıkmış olan çocuğun
kronolojik yaşına göre değil, gelişimsel yaşının ve bilişsel işlevlerinin
düzeyine göre bir eğitim- öğretim uygulanmalıdır.
KARDEŞ
KISKANÇLIĞI
Kıskançlık, kızgınlık sonucu oluşan, insanlara yönelik bir içerleme tutumu olarak
tanımlanabilir.Beklenen ilgi, sevgi ve şefkat eksikliğine verilen bir
yanıttır.Kıskançlığı oluşturan ortam
çoğu kez toplumsal içerikli olup,özellikle çocuğun sevdiği kişileri kapsar.
Kıskançlık doğal bir olaydır.
Kardeşler
arasında rekabetin doğup gelişmesi, genel olarak çocuğun yaşamında yer alan
olaylara bağlıdır.Yeni bebeğinizin hastaneden eve gelişi, çocuğunuzun yaşamının
en önemli olaylarından biridir.Büyük çocuk artık kendine tamamen yabancı olan,
bakımına büyük özen gösterilen, şefkate boğulan, bütün misafirler tarafından hayran
olunan yeni bireyle uzlaşmak zorundadır.Eve bebeği görmeye gelen yabancılar,
ona hayranlıklarını belirtmekle kalmayıp, birde hediye yağmuruna tutarlar.Bu da
yetmezmiş gibi ona "yeni doğan kardeşini "çok seviyorsun değil mi?
"diye sorarlar.Evde bütün bunlar olup biterken hiç kimse onun duygularıyla
ilgilenmemektedir.
Nedenleri
Doğal bir duygu olan kıskançlık
sevilen kişinin bir başkasıyla paylaşılamamasından ve temelde güvensizlikten
kaynaklanır. O ana kadar kendine yöneltilen ilgi ve dikkatin kardeşine
yöneltilmesinden doğan rahatsızlık en temel nedendir.Kardeşin doğmasıyla
birlikte ona ayrılan zamanın azalması çocukta, bebeğe karşı gibi görünen ama
aslında ana babaya karşı olan kızgınlık,kırgınlık gibi duyguların gelişmesine
neden olabilir. Çocuk kendini terk edilmiş, güvensiz ve desteksiz hissetmeye
başlar.Kardeşler arası kıskançlığın derecesi,yeni bir çocuğun doğumuyla anne
babanın tutumunda olan değişikliklere, büyük çocukla ebeveyn arasında yerleşmiş
olan ilişkiye ve çocuğun bebeğe olumsuz bir etkide bulunmasına göz yumma
hoşgörüsüne bağlıdır. Kıskançlık derecesinde rol oynayan bir başka etken de
kardeşler arasındaki yaş farkıdır.Yaş farkı az olan kardeşlerde kıskançlığın
görülme sıklığı, yaş farkı fazla olanlara oranla biraz daha yüksektir.Kendisinden
büyük bir kız kardeşi olan çocuğa saçlarının neden ablası gibi kıvırcık
olmadığını sormak, ablaya da kardeşinin boyunun onu yakaladığını ve yakında onu
geçebileceğini söylemek hem gereksiz hem de olumsuz etkileri olan
yaklaşımlardır. Çocukların birbirleriyle rekabete girmelerini, kızgınlık
duymalarını sağlayabilir.Cinsiyete göre de bazı farklılıklar yaşanabilir; çocuk
kız ve doğan kardeş erkek ise, ana-babanın kendi cinsiyetinden hoşnut
olmadığını düşünebilir.Ailelerin cinsiyete ilişkin tercihi varsa ve bunu
yansıtıyorlarsa, cinsiyete göre kıskançlık yaşanması kaçınılmaz hale gelir.Bazı
çocuklar mizaçlarından dolayı daha kıskançtır.
Kardeş Kıskançlığını Belirli Bir Düzeye
İndirgeyebilmek için Neler Yapılabilir?
Çocuğa geri plana itildiği değil,
aile içinde her zaman yerinin olduğu hissettirilmelidir.Büyük olduğu ve
sorumluluklara sahip olduğu anlatılmalı, ancak bu sorumluluklar
abartılmamalıdır.Çocuk anne ile birlikte küçüğü korumalıdır.
Evlat
ayrımı yapılmamalı ve ana-babanın anlaşmazlığı olduğu durumlarda, çocuk taraf
tutmaya zorlanmamalıdır.Ana-baba kardeşlerden birinin üstün özelliğini
diğerlerini teşvik etmek amacıyla sık sık örnek göstermemeli ve çocukları kendi
aralarında kıyaslama yapmamalıdırlar.Bu tutum kardeş kıskançlığının doğmasına
neden olur.Her çocuğun kendine özgü kişiliğinin olduğunu kabul
ederek,çocuğunuza yeni doğan bebekle ilgili olarak, herkesin farklı
olduğunu ve hiç kimsenin iki kişiyi aynı
şekilde sevemeyeceğini, sevgilerin dereceleri aynı olsa bile şekillerinin
farklı olabileceğini söyleyin. Bu şekilde yeni doğmuş kardeşine ve kendine
karşı davranışınızın farklı oluşunu açıklayarak zemini hazırlamış olursunuz.
Büyük
çocuğun kendini bırakılmış hissedebileceğinden dolayı anne çocuğun okul yaşamı
ve oyunları ile ilgilenmeli, ona aile içindeki yeri anlatılarak, sorunlara
birlikte çözüm getirilmelidir.Çocuğa bebeği koruma görevi
verilmelidir.Kesinlikle büyük çocuktan yaşının üzerinde davranışlar
beklenilmemelidir.Bunun yanı sıra aşırı ayrıcalıkta tanınmamalıdır.Anne ve
evdeki herkes, bebeği, çocuğun önünde gösterişli bir biçimde sevmekten
kaçınmalıdır.Annenin bebekle uğraştığı sırada babanın da çocukla ilgilenmesi
yararlı olur.Anne bebeği uyuttuktan sonra çocuğu ile ayrıca
ilgilenmelidir.Yatma vakti gelince de yatağın başına oturarak konuşup, masal
anlatmalıdır.Bebek için söylenen "Ne kadar yaramaz, sürekli ağlıyor ve
beni yoruyor oysa ben seni daha çok seviyorum" gibi bir cümle çocuk
tarafından inandırıcı bulunmayıp, tam tersine onu kandırmayı istediğiniz inancı
verebilir.Bu da en başta çocuğun size olan güvenini zedeleyecektir.Bebeğe
sürekli "bebek" demek yerine doğrudan adını söylemeye başlamak
bebeğin bir nesne değil de canlı bir varlık olduğunu anımsatacaktır.Bebeğe
"benim" değil "bizim" diye başlayarak hitap etmek ve
"Sessiz ol, kardeşin uyuyor" gibi sözlerle çocuğun yaşantısını bebeğe
göre ayarlamak kıskançlığı tırmandıracaktır.Bebeğe zarar vermesine izin
verilmeyeceği kesin bir dille anlatılmalıdır.Annenin sevgisini kanıtlamak için
aşırı bir çaba göstermesi gerekmez. Örneğin eskiden beri kendi yatağında yatan
bir çocuğu koynuna almasına gerek olmadığı gibi, ana-baba odasında uyuyan
çocuğunda bebek geldikten sonra odasını ayırmak yanlış bir tutumdur. Oda ayırma
işinin çok önceden yapılması gerekir.
Kardeşini görüp kıskanmasın diye
3-4 yaş çocuğunu ana okuluna göndermekte yanlıştır.Çocuk bu davranışı evden
atılmak olarak yorumlayabilir.Genellikle çocukların ilk kardeşe tepkileri daha
büyük olur. İkinci kardeş gelince fazla etkilenmezler.İlk kardeşle çekişmeyi
sürdürüp, ikinci kardeşe karşı koruyucu bir tutum geliştirirler. Aileler birkaç
erkekten sonra olan bir kız çocuğu yada birkaç kızdan sonra olan erkek çocuğa ne kadar gizleseler de
aşırı düşkünlük gösterirler.Çocuklarda doğal olarak, bu ayrı cinsten olan
kardeşe karşı tepki gösterirler.
TİKLER ( SEYİRCE )
Tik,sistemli
çalışan çizgili kasların irade dışı belirli aralıklarla kasılması sonucu
meydana gelir.Genellikle yüz ve boyun kaslarında görülür.Göz kırpma, sık sık
diz ve ayak sallama baş yada boyun oynatma, dudak kenarlarının çekilmesi, burun
çekme, boğaz temizleme ile birlikte görülür.Tik, yer ve biçim değiştirebilir,
bir süre sonra da belli bir kasta yerleşip kalır.Erkek çocuklarda daha çok
görülür.Genellikle 6 yaşından sonra fazla görülmeye başlar. En çok 8-12
yaşlarında rastlanır.Okul öncesinde göz kırpma gibi basit tikler görülebilir.Bu
da ön ergenlikte kaybolur.Tikler ergenlik çağında kaybolur. Yetişkinliğe
uzananları da vardır. En fazla yüz ve boyunda görülür.
Tiklerin Nedenleri
Tiklerin oluşmasında en fazla
ruhsal nedenler söz konusudur. Tikler genellikle iç gerilimlerin veya
çatışmaların yansımasıdır.Kişi tikleri sayesinde bu gerilimlerden kurtulma
çabası verir.Tiklere engel olmaya çalışıldıkça daha da artış gözlenir.
Duygulanma, üzüntü, yorgunluk arttıkça tiklerde artış gösterir.Tiklere neden
olan ruhsal etkenlerin başında erken yaşlarda başlayan ve süren korku,
tedirginlik, kaygı, gerginlik vardır. Çevresinde, kavga, güvensizlik,
tedirginlik yaşamak,çevresiyle çatışma halinde olmak,coşkunluk, yorgunluk,
öfke,acı gibi durumlar yaşamak çocuklarda tiklerin oluşmasına sebep olabilir. Ruhsal etkenlerin yarattığı tiklere örnek:9 yaşındaki bir kız
çocuğu aile içinde yaşadıklarını psikoloğa şöyle anlatmıştır.“Kardeşim beni çok
rahatsız ediyor.Bana vuruyor. Buna karşılık babam beni suçluyor.Babam eve geç
geliyor.Babamın gelmemesinden korkuyorum.Annem babam sık sık kavga ediyorlar”
Çocuğun aile içinde yaşadığı korku, tedirginlik,kaygı gibi durumlar onda ağız
ve burun tiki onda ağız ve burun tiki oluşmasına sebep olmuştur. Göz ve boyun
tiki olan erken okula başlamış 6 yaşındaki çocuk 10 yaşındaki abisini örnek
almıştır. Abisinin oyun grubuyla oynamak istemiş,gruba katılmış fakat uyum
sağlayamamıştır. Ailede ve okul çevresinde yaşadığı bu kırıklık onda göz ve
boyun tiki geliştirmesine sebep olmuştur. Tiklerin oluşmasındaki bu neden
tamamlanmamış bir hareketin temsilcisi şeklinde olabilir. Örneğim çocuk
vuruculuk ,kırıcılık,saldırganlık gibi dürtülerini dışa vuramaz.Bilinç
altındaki bu istekler çocuğun devamlı el kol hareketleri yapması şeklinde
temsil edilir.Tiklerin nedenlerinden biride istemsiz olarak tekrarlanan
hareketlerin zamanla alışkanlık olması ve daha sonrada otomatik olarak
yinelenmesi seklinde olabilir.Örneğin göz kırpma başlangıçta göz rahatsızlığı
veya yorgunluğa tepki olabilirken daha sonra otomatikleşerek tiki
oluşturabilir.Boyun silkme kolalı bir gömleğin rahatsızlığından kurtulmaya
çalışırken alışkanlık olan ve otomatikleşen bir tik olabilir.Omuz silkme,kaş
kaldırma başlangıçta bir ret işareti olurken alışkanlık olur ve tike
dönüşebilir. Tiklerin nedenlerinden biride taklittir.Çocuk çevresinde bulunan
anne babasını,arkadaşlarını,öğretmenini taklit ederken,onların davranış
kusurlarını da edinebilir.Zamanla bu hareketleri taklit eden çocukta tik
gelişebilir. İstemsiz kasılmanın ortaya çıktığı bölgeye ya da organa ilişkin
uzun süren fiziksel bir tahrişte tike neden olabilir.Bu fiziksel tahrişler
arasında uzun süre devam eden düzeltilemeyen görme bozuklukları,burun
akıntısı,boyun ağrıları sayılabilir.Tik organik bir rahatsızlığa bağlı olarak
da gelişebilir. Örneğin, göz kırpan bir çocuğun görme problemi olabilir.
İstemsiz kasılmanın ortaya çıktığı bölgeye veya organa ilişkin uzun süren
fiziksel tahrişte tike neden olabilir.
Düzeltici Önlemler
Tikler,dikkat edildikçe artış
gösterir. Çocuğa sık sık gözünü kırpma, kaşını oynatma, saçıyla oynama şeklinde
uyarılar yapmak yanlıştır. Davranış sona ereceğine daha da artış
gösterebilir.Çocuk tikleri bilinçli olarak kısa sürede durdurabilir. Bunun için
kesinlikle zorlama yapılmamalıdır.Çünkü zorlandığında gerginlik ve sıkıntı
duyacaktır.Çocuğun yorgun olduğu durumlara dikkat etmek gerekir.Heyecanlı bir
film izlediğinde tik artış gösterebilir.Tikler ortaya çıktığı anda bu durumun
organik veya psikolojik nedenlere mi dayandığını anlamak için bir çocuk ruh
hekimine götürmeniz yararlı olacaktır. Çocuğun ailedeki, okuldaki ve yakınları
ile olan çatışmaları ve bunların nedenlerinin bulunup ortadan kaldırılması
uygun ve köklü tedbirlerdir.Taklit etmekten çocuğun dikkatini çekmekten, tenkit
etmekten, akranları ile kıyaslanmaktan sakınılmalıdır.Yeteneklerini iyice
saptamadan, bir çok derslerde daha başarılı olmaya zorlanmaktan çekinmek
gerekir. Hakaret, azarlama ve bu çocuklara dayak atılması tiklerin daha da
artmasına ve buna eşlik eden bir seri duygusal bozuklukların ortaya çıkmasına
sebep olabilir.Ana-babanın çocuğun bu halinden utanması çocuğu utandırması
olumlu bir tedbir olmaktan uzaktır. Devamlı olarak ana-babanın çocuğu kendi
arzularına ve usullerine uydurmaya çalışması, yanlış bir tedbirdir. Çocuk bol
bol dinlendirilmelidir. Bazen gerekiyorsa, spor vb.etkinlikler azaltılmalıdır.
Diğer taraftan az aktif, yalnızlık içinde bulunan çocukların grup
etkinliklerine katılması teşvik edilmelidir. Doktor tavsiye ederse ilaç
verilmelidir. Tike neden olabilecek organik etkenlerin dikkatle ele alınması,
varsa bu tür bozuklukların tedavisi yoluna gidilmelidir.
OKUL FOBİSİ
Okul fobisi çocuğun kuvvetli bir
endişe nedeniyle okula gitmeyi reddetmesi yada bu konuda isteksiz görünmesidir.Okul fobisi olan çocuklar, okula
olan isteksizliklerini tipik bir biçimde bedensel yakınmalarıyla dile getirmeye
çalışan, bu nedenle kendilerini evde tutmaları yolunda anne babalarını ikna
etmeye çalışan çocuklardır.
Okul fobisinin temel belirtisi,
çocuğun okuldan korkması ve okula gitmek istememesidir.Korku tüm okula
olabileceği gibi okuldaki herhangi bir çocuğa, öğretmene ya da derse karşı
olabilir.Bu nedenle ana-baba olarak, kendi bağımsızlığını kazanamadığını
düşünerek onu suçlamak yerine okulda neyin olup bittiğini araştırmak
gerekir.Çocuk çoğu zaman onu hırpalayan bir çocuk,sözünü etmekten ürktüğü
korkutucu bir olayla karşı karşıya kalmış olabilir. Korkutucu bir olayla karşı
karşıya kalmış olabilir.
Okul fobisi farklı derecelerde
olabilir. Kimisi sadece okula kadar götürülmek ister, kimisi de haftalarca,
aylarca gitmek istemez.Bu tür çocuklar da, okul fobisinin yanı sıra bir dizi
psikolojik belirti görülür. Genellikle İlkokul 1.sınıfta anneden ayrılma
güçlüğü gösterirler. Kendilerine güvensiz ve ana-babaya bağımlıdırlar.Çünkü
ana-baba çocuğun yapması gereken şeyleri kendileri yaparak çocuğun toplumsal
olarak olgunlaşmasını sağlayamamışlardır. Bu tür çocuklarda, bedensel
yakınmalarda ön plandadır. Özellikle pazar akşamları veya pazartesi sabahı
çocuk karın ağrısı, mide bulantısı, kusma, baş ağrısı, uyku bozukluğu gibi
psikolojik nedenlere bağlı yakınmalarla kalkar.Ana-baba telaşlanır ve çocuğu
okula göndermezler. Bir süre sonra şikayetler ortadan kalkar.Fakat ertesi gün
okul saati geldiğinde yeniden başlayabilir ve çoğunlukla tatil günlerinde bu
yakınmalar sona erer. Bedensel yakınmaların psikolojik kökenli olup olmadığına
karar vermek için çocuğun mutlaka bir uzman tarafından kontrol edilmesi gerekir.
Okul fobisini akut ve kronik olmak
üzere iki kısma ayırabiliriz. Akut okul fobisi olan çocuklar evde
kaldıkları süre içinde mutludurlar, çevreleriyle olumlu etkileşimde bulunurlar.
Çocuklar büyüdükçe akut okul fobisinin şiddeti de düşer.Kronik okul fobisinde
ise bir takım uyum zorlukları söz konusudur.Sadece okuldan değil, aynı zamanda
önceden zevk aldıkları faaliyetlerinden de uzaklaşırlar.Ders çalışmazlar ve ev çevresinde sıkıntılı bir şekil de
zamanlarını geçirirler. Zamanla okula karşı olan korkularını tüm çevrelerine
karşı genelleştirmeye başlar.
Okul fobisi ile okul kaçağı olmayı
birbirine karıştırmamak gerekir.
Okul fobisi:
Okuldan korkma var,
okul korkusunu bedensel
yakınmalarla maskeleme,
korku ve duygusallık,
okulda disiplin sorunu yok,
Öğrenme ve başarı motivi
genellikle yüksek, Zeka normal yada normalin üstünde
Yetkinci anne –baba, symbiyotik
ilişki
Çocuğun okula gitmediğinden anne
babanın bilgisi var.
Okuldan kaçma:
Okuldan korkma yok.
Bedensel yakınmalar çok seyrek
Saldırgan davranışlar
umursamazlık
Disiplin sorunu çok fazla
Öğrenme ve başarı motivi
genellikle düşük. Zeka normal yada normalin altında,
Evde çocuğa karşı ilgi a,
sevgisiz bir ortam,
Çocuğun okula gitmediğinden anne
babanın bilgisi yok
Okula gitmediği zaman çocuk evde
kalmaz.
Nedenleri
Okul fobisi olan çocukların çoğu
annelerinden uzakta kalmaktan korkarlar.Evde küçük kardeşi olan bir
çocuk,annesinin kardeşine daha çok ilgi göstereceğine ve kendisinin
dışlanacağını düşünebilir.Onun için okula gönderilmek "evden atılmak"
anlamına gelebilir. Çocuk, aile içinde ki güveni ve özellikle annesini kaybetme
korkusu yaşar ve bu korkuyu bilinçsizce okula yansıtır.
Okul fobisinin yaygın bir
nedeni,çocuğun kendinden beklenen başarı seviyesine varamayışı ve kendinde
başarısızlık duygusu gelişmesidir.Çocuk bu olumsuz duygudan kaçmak ister.Bu
duyguya yol açan ise yine ana-babalardır.Çocuğun yeteneklerini ve uyum sağlama
gücünü göz önünde tutmadan ondan çok şeyler beklerler ve çok yakın ilgi
göstererek, kendilerine bağımlı kılarlar,doğal olarak çocuklarda okula
gitmektense evde oturmayı tercih ederler.
Aile içindeki huzursuzluk,
özellikle anne-babanın anlaşamayışı çocuğun okulu sevmemesinin bir nedeni
olabilir.Çocuk endişe içindedir ve endişeleri evden uzakta olduğu süre içinde
daha çok artar.Eve döndüğünde neyle karşılaşacağını bilmediği için kendini
dersine veremez.Ana-babanın aşırı
koruyucu tutumu ve çocuklarını okula gönderirken endişe duyması bu endişeyi
bilinçaltı kanalıyla çocuğa aktarması,çocuğun okulda kalmasını etkileyecektir.
Tedavi Ve Öneriler
Okul fobisi, çocuğun okuldan uzak
kalması nedeniyle sosyal faaliyetlerden
ve öğrenme yaşantısından uzaklaşmasına yol açar. Bu nedenle çocukların bir an
önce okula dönmeleri sağlanmalıdır.Çocuğun okula gitmeme süresi ne kadar
uzarsa, çocukta ve ana- babada oluşacak diğer olumsuz psikolojik belirtiler o
kadar artar, tedavide o oranda zorlaşır. Çocuğun ana-babaya olan bağımlılığını
azaltmak,yaşıtları arasında kendini kabul ettirmesine yardımcı olmak ve sosyal ilişkilerde ki korkuyu
azaltmak gerekir.Bu amaçla terapiler, çocuğun ruh sağlığını da olumlu açıdan
etkileyecektir ve çocuğun kendine güvenini kazanmasını sağlayacaktır.
Çocuğu okula alıştırma süresi içinde,
anne aşamalı olarak yanında kalmalıdır.Çocuğu okula gitmekten alıkoymamak
gerekir.Çocuk bedensel yakınmalarda bulunduğu zaman okulla temasa
geçilmelidir.Çocuk bir yandan okula gitmesi için ısrar ederken bir yandan da
sorununu çözümlemeye uğraşırken görürse,
ona insanların karşılaştıkları sorunları, çözümlemeye uğraşırken, istemeseler
bile bir çaba sarf etmek zorunda olduklarını göstermiş olursunuz .Sabırlı,
tutarlı ve kararlı bir tavır içinde olunuz.Sorunu gömemezlikten gelmek ve bir
sonraki yıla havale etmek ancak çözümü zorlaştırır.Çocuğunuz okula gitmek
istemediğini söylüyor ve okulda kalamıyorsa bir çocuk psikiyatristinden yardım
isteyiniz. Okul fobisi hekim, aile ve öğretmenin işbirliği ile çözüme
kavuşturulabilir bir sorundur.
Çocuğunuzu okula gitme zorluğu
nedeniyle cezalandırmayın, küçük düşürücü sözlerle aşağılamayın.Çocuğun
bunaltısı ile oluşan belirtileri şımarıklık, ilgi çekme arzusu ya da sizi
kızdırmak için yapılan davranışlar gibi yanlış yorumlamaktan kaçının.
DİKKAT EKSİKLİĞİ VE
HİPERAKTİVİTE
Hiperaktivite bir öğrenme bozukluğu değil, bir
davranış sorunudur. Bir başka deyişle, hiperaktivite davranış sorunlarına sebep
olabilen bir kişilik özelliğidir. Hiperaktif çocuklar gereğinden fazla
hareketlidirler, düşünmeden davranır ve dikkatlerini (ilgilerini çekmeyen
konularda) birkaç dakikadan fazla yoğunlaştıramazlar. Hiperaktivite okul
çağındaki çocukların %3-5’inde bulunan ve erkek çocuklarda daha fazla rastlanan
bir problemdir. Hiperaktivite aile için
olduğu kadar çocuğun kendisi için de büyük bir stres kaynağıdır.Hiperaktif çocuklar genellikle davranışlarının dikkat
dağıtıcı ve rahatsız edici olduğunu bilirler, fakat bu konuda ellerinden bir
şey gelmez. Anne-babaların bunu anlamaları ve çocuklarına sevgi ve destek
vermeleri gerekir.Anne-babalar hiperaktivitenin getirdiği zorlukları aşabilmek
için çocuklarının doktoru, öğretmenleri ile işbirliği yapmalıdırlar.
Hiperaktivite ön plandaysa, yerinde duramaz, oturması gerektiği halde oturamaz,yerli yersiz koşup tırmanır,
aşırı konuşur,sessiz sakin oyun oynamakta güçlük çeker, her zaman bir şeylerle
uğraşır, sırasını beklemekte zorlanır, olaylara veya konuşmalara müdahale eder.
Dikkat Eksikliği ön plandaysa,yönergeleri
başından sonuna kadar takip edemez,dikkatini yaptığı işe veya oyununa vermekte
zorluk çeker, evde veya okulda yapacağı işler ve aktiviteler için gerekli
malzemeleri kaybeder, zorlanır, dinlemez, detayları gözden kaçırır,düzensiz
görünür, uzun süre zihinsel çaba gerektiren işleri yapmakta zorlanır,
unutkandır, ilgisi kolayca başka yönlere kayar.
Nedenleri
Hiperaktivitenin sebepleri tam
olarak anlaşılamamıştır. Bazı araştırmalar aşağıdaki sebepler üzerinde
durmaktadır.Hiperaktif çocukların
beyinlerinde mesaj alış verişini gerçekleştiren kimyasal maddelerde bir sorun
vardır.Anne babadan birinde veya her ikisinde de hiperaktivite varsa, bunların
çocuklarında da hiperaktivite belirtilerine rastlanabilir. Hiperaktivite
çocukluk çağı hastalıklarından sonra görülebilir.Gelişimsel sorunlar
hiperaktivite ile bağlantılı olabilir. Beyin dokusundaki doğumsal ya da
sonradan olma zedelenmeler hiperaktiviteye sebep olabilir.
Tedavisi
Hiperaktiviteyi ortadan kaldırıcı
bir kesin tedavi yoktur,fakat hiperaktiflere yardımcı olabileceğimiz pek çok
yol vardır.Doktoru, öğretmeni, danışmanı ve aile bireylerinin karşılıklı fikir
alışverişi ve işbirliğiyle çocuğunuz bu rahatsızlığa rağmen normal bir yaşam
sürebilir.
İlaç Tedavileri : Bazı
görüşlere göre, hiperaktivitenin tedavisinde uyarıcı ilaçların oldukça işe
yaradığı, bu ilaçlar hiperaktiviteyi azaltıp dikkat süresini uzattığı
düşünülmektider.Hiperaktif bir çocuğa davranışlarını kontrol etmesinde yardımcı
olan bu ilaçları kullanan bir çocuk ilacı kullandığı süreler içerisinde daha
sakin ve dikkatli olmaktadır. Bazılarına göre kullanılan bu ilaçların
bağımlılık yapmadığı, fakat bir takım yan etkilere yol açabildiği
düşünülmektedir (baş ağrısı, uykusuzluk, iştah kaybı ve depresyon gibi). Bazı görüşlere göre de, ilaç tedavisi yararlı
bulunmamaktadır.
Çocuğunuzun doktoru tarafından
düzenli olarak görülmesini sağlayın. Bu şekilde çocuğunuzun genel sağlığını
gözetim altında tutacaktır.
Psikolojik ve pedagojik tedaviler: İlaçlar hiperaktif çocuklar için
asla tek tedavi yöntemi olarak kullanılmamalıdır.Çocuğun davranışlarını kontrol
etmesine yardımcı olurken öğretmenler, danışman ve ailenin diğer bireyleriyle
yapılacak işbirliği içerisinde uygulanacak tedaviler çok önemlidir.
Anne-babanın çocuğa yaklaşım konusunda eğitimi önemlidir. Çocuğun kendisini kontrol etme ve duygularını
ifade etme becerilerini kazandığı psikoterapi ve pedagojik terapilerin birlikte
uygulanması, ilacın sağladığı kazanımların uzun vadeli olabilmesi için şarttır.
KAYNAKÇA
Aydoğmuş, Kayıhan, Çocuklarda
Uyum ve Davranış Bozuklukları, Remzi Kitapevi, İstanbul, 1993
Aytuna, A.Hasip, Normal
Çocuklarda Anormallikler, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1976
Bakırcıoğlu, Rasim, Ruh Sağlığı
ve Rehberlik, Ankara, 1976
Güleç, Cengiz, Psikiyatrinin
ABC’si İstanbul, 1999
Özdoğan, Berka, Çocuk ve Oyun,
Anı Yayıncılık, Ankara, 2000
Öztürk, Orhan, Ruh Sağlığı ve
Bozuklukları, Hekimler Yayın Birliği, Ankara, 1997
Selçuk, Ziya, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktif
Çocuklar, Pegem Yayıncılık, Ankara, 2001
Yavuzer, Haluk,Çocuk Psikolojisi,
Remzi Kitapevi, İstanbul, 1994
Yavuzer, Haluk,Çocuk ve Suç,
Remzi Kitapevi, İstanbul, 1996
Yörükoğlu, Atalay, Çocuk Ruh
Sağlığı, Özgür Yayınları, İstanbul, 1996
Zulliger, Hans, Suçlu Çocuklar ve
Çocuk Mahkemeleri, Cem Yayınları, İstanbul, 1991
|